"Yani hocam şimdi siz harika anlatıyorsunuz da ben anlamıyorum yemin ederim." sesli bir nefes verip Ali'ye baktım.
"Hayır Ali'cim. Sen anlamak istemiyorsun. Dinlesen arka sıraya geçip uyumasan aslında çok da güzel sayısal bir zekaya sahipsin."
"Yani zekası yetiyor ama çalışmıyor mu demek istiyorsunuz hocam?"
"Aynen öyle demek istiyorum Ali. Çöz tahtadaki soruyu şimdi. Hadi, hemen."
"Bunu siz çözün sonra bana buna benzer bir soru sorun. Söz veriyorum onu çözeceğim." kafamı sallayarak tahtadaki yazdığım soruyu tekrar hem sınıfa hem de Ali'ye anlatmaya başladım. Sonra benzer bir soru tahtaya yazınca Ali gerçekten de çözebilmişti. "Hocam Allah çarpsın daha da sizin dersinizde arka sıraya geçip uyumak yok. Harbiden zekiymişim ama çalışmıyormuşum yani." sınıf Ali'nin söyledikleri üzerine kahkaha atmaya başladı.
"Geçebilirsin yerine Ali." Ali'nin yerine geçmesi ile sınıfa dönüp konuşmaya başladım. "Çocuklar bakın artık her şeye çok kolay ulaşabilsek bile bir o kadar da ulaşamıyoruz. Yani her ne kadar elimizin altında her şey var gibi gözükse de bu elimizin altında olan şeyleri verimli ve iyiliğimiz için kullanmazsak kendimizi büyük bir boşlukta bulabiliriz. Sizden istediğim sadece ders çalışmanız değil, derslerinizede vakit ayırmanız. Elbetteki gezeceksiniz, eğleneceksiniz bunlar en doğal hakkınız ama dediğim gibi eğitim hayatınızı da akstamayın." derse girdiğimden beri asla susmayan telefonum tekrar çalmaya başladı. Yine Cihangir arıyordu. Artık önemli bir şey olduğunu düşünmeye başladığım için çocuklardan izin isteyerek açtım telefonu.
"Dersteyim Cihangir abi arayıp duruyorsun. Ne var?"
"Alo! Yenge yani şey Beyla hanım ben, ben Yiğit Ali. Cihangir başkomserim vuruldu şu an hastanedeyiz ve kimseye haber vermemi istemedi bende Melek teyzeye haber verip telaşlandırmak istemedim aklıma sen geldin kusura bakma derste olduğunu bilmiyordum." başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
"Ne?" ağzımdan sadece bunun çıkmasını sağlayabilmiştim. Bacaklarım titriyor ne yapacağımı şaşırmış şekilde öylece karşı duvara bakıyordum.
"Ben sana hastaneyi mesaj olarak atacağım yenge gelirsen iyi olur." demiş ve telefonu kapatmıştı. Allah'ım bu şaka mıydı? Lütfen şaka olsundu. Zilin çalma sesini duymam ile ceketimi ve çantamı alarak öğretmenler masasının hemen önünde oturan Hatice'ye bakarak konuştum." Hatice eşyalarımı toparlayıp öğretmenler odasındaki dolabımda bırakır mısın lütfen?"
"Bırakırım hocam da siz iyi misiniz? Gözlerinizi doldu ve sesinizle beraber vücudunuz da titriyor." kafamı salladım sadece. "Gitmem gerek." sınıfa dönerek "çıkabilirsiniz çocuklar." demiş ve kendimi dışarı atmıştım. Hemen müdür beyin odasına doğru yol alıp zaten açık olan kapısını tıklatmış ve içeri girmiştim.
"Hocam. Hocam ben izin istiyorum sizden. Böyle bir şey mümkün değil biliyorum ama benim hastaneye gitmem gerek. Rapor getiririm yarım günlük. Bakın çok önemli." ben konuşmaya devam edecekken durdurdu beni.
"Beyla hocam aman durun siz iyi gözükmüyorsunuz hele gelin bir oturun şöyle." Kafamı sağa sola sallayarak reddettim.
"Hastaneye gitmem gerek hocam. Lütfen." gözümden istemsiz akan yaşlar ve titreyen sesim bana hiç yardımcı olmuyordu. "Tamam tamam gidin hocam. Kime ne oldu bilmiyorum ama çok geçmiş olsun." gidin kelimseni duyduğum gibi bir şeyler gevelemiş ve çıkmıştım okuldan. Yoldan çevirdiğim taksi ile Yiğit Ali'nin bana mesaj attığı hastaneye gelmiştim. Koşar adım girdiğim hastanede danışmana varmıştım.
"Cihangir. Cihangir Koçaslan buraya getirmişler. Vurulmuş. Polis memuru o. Nerede? Nereye gitmem lazım görmem için?"
"Hanımefendi sakin olun lütfen. Cihangir Koçaslan geldi evet ama önemli bir durum yoktu. Kendisi şu an 324 numaralı odada. İkinci kat koridorun sağ tarafı." kafamı sallayarak asansöre yöneldim ve geldiği gibi sabırsızca ikinci kata çıkmaya başladım. İkinci katta duran asansör ile kalabalıktan kendimi dışarı atmış ve 324 numaralı odayı aramaya koyulmuştum. Koridorda gördüğüm hemşireye durdurdum ve sordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YÜREK YANGINI
Teen Fiction"Beyla?" arkamı döner dönmez ismimi duymam bir olmuştu. Bu oydu işte. Gözlerimin ve kalbimin hasretini çektiği, aklımın ise sürekli kötülediği kişiydi. Sertçe yutkundum hafif tebessüm ile bakıp güldüm. "Cihangir abi." dedim bende. Kaşları çatıldı...
