4. Bölüm

7.6K 258 31
                                        

"Herkese günaydınlar." bahçede kahvaltı sofrasında oturan aileme baktım. Önce babamı öpmüş Oğuzhan'ın saçlarını karıştırmış ve annemin arkasından anneme sıkıca sarılmış ve yanağına sertçe bir öpücük kondurmuştum. Bu yaptığım bir nevi 'iyim' demekti.

"Abla bak gerçekten sinirleniyorum. Yirmi bir yaşında insanım hâlâ çocuk gibi saçlarımı karıştırıyorsun." gözlerimi kısarak baktım. "Çok konuşuyorsun." omuzlarını silkip kahvaltısına devam etmeye başladı.

"Ya siz bu saatte hâlâ kahvaltı masasında mısınız?" Deren'in sesini duymam ile hemen sandalyede arkamı dönmüştüm.

"Ah yavrularım. Hoş geldiniz. Oturun ben size bardak getireyim." annemi elim ile durdurdum. "Biz alırız anne." kızlar zaten geldiklerinden beri yaptığım kaş göz hareketlerinden bir şeyler olduğunu anlamış ve hemen peşime takılmışlardı. 'İki tane bardağı almaya üç kişi gidiyorlar. Hey yüce Rabbim ya.' babamın söylemesine hafif tebessüm ederek tepki vermeden kızlarla mutfağa geçtik.

"Hemen dökülüyorsun. Bütün gece beraberdik ve bütün gece olmayan şey bizim yanımızdan ayrıldıktan sonra oluyor. Bu çok sinir bozucu."

"Aslında anlatacak çok bir şey yok Hazal. Geldiğimde sokakdaydı ve beni bekliyordu. Bağırmaya başladı bende çekiştire çekiştire sahile götürdüm. Bana onu neden beklemediğimi sordu. O bekle demiş ve ben çekip gitmişim. Bekleyememiş miyim? Sinirlerim alt üst oldu bende altı senedir onu beklediğimi vurdum yüzüne. Sonra bana küçük deyişini ve benden uzak durması gerektiğini vurdum yüzüne." kızlar iyice sinirlenmişti.

" Yok bu bebe kaşınıyor. Hayır ne zevk alıyor seni böyle sürekli üzmekten anlamıyorum ya."

"Ee yeni planımız ne?" Deren'in sorusu üzerine kafamı sağa sola salladım.

"Hiçbir plan yapmıyoruz. Gerek yok artık. Ben onu gördüğüm yerde köşe bucak kaçıyorum ve hayatıma bakıyorum."

"Sen niye köşe bucak kaçıyorsun ya? O kaçacak köşe bucak. Onun aklını da kaçırtacağım ben." tam cevap verecektim ki babamın sesini işittik.

"Kızlar bardağın üretimine daha çok var mı?" kahkaha atarak iki tane çay bardağı aldım ve mutfaktan çıkarak bahçeye yöneldim. "Ooo hanımlar bir an bardağı siz üretiyorsunuz sandım." demiş ve babam da kahkaha atmıştı.

"Ay Murat amcacım senin bu kızın susmak bilmiyor ki. Okuldaki anılarını anlatıp duruyor. Hayır ben adliyedeki vakalara girsem sittin sene çıkamayız buradan." Hazal'ın cümleleri üzerine de bir kahkaha daha kopmuştu.

"Allah'ım çok şey istemiyorum. Şu okul bir an önce bitsin de ben de iş hayatımdaki anıları anlatabileyim artık." Oğuzhan ellerini havaya kaldırmış dua ediyordu.

"Hangi anılar yavru kuşum? Çizim yaparken uyuya kaldığın anılar mı?" hepimiz gülmüştük ama gülmeyen tek kişi Oğuzhan'dı.

Gözlerini kısarak Deren'e bakıyordu.

"Niye öyle diyorsunuz hanımefendi? Alındım, gücendim."

'Ooo' diyerek Oğuzhan'a sarıldım. "Uzak durun kardeşimden. Uğraşmayın onunla." benim destek çıkmam üzerine Oğuzhan beni kolunun altına almış ve sıkıca sarılmıştı. Telefonumun çalması üzerine Oğuzhan'dan ayrıldım ve cebimden çıkararak kimin aradığında baktım. Ablam görüntülü arıyordu. Telefonu açar açma Asil'i görmüştüm ve salya sümük ağlıyordu.

"Ooo teyzesinin kuzusu, aşkım, bebeğim niye ağlıyorsun sen?" sesimi duyar duymaz ağlaması hafif iç çekişine dönmüştü ve hemen bana bakmaya başlamıştı. Evet arkadaşlar yeğenim bana hayran. "Bal böceğim. Söyler misin neden ağladığını?" henüz konuşamıyordu ama bunun için çabalıyordu. "tete" evet ilk kelimesi 'baba' ikinci kelimesi ise 'tete' olduğu için ablam sinir krizi geçirmişti. "Teyzen kurban olsun sana. Ağlama sakın. Bak ben size geleceğim yarın okul çıkışı ve sana bri sürü şeker getireceğim tamam mı? Sakın ağlama." ne dediğini anlamadığım bir sürü mırıltıdan sonra telefonum tek tek herkesin elinde dolaşmış ve Asil bey anneannesi, dedesi, dayısı ve kızlar olmak üzere herkesle konuşmuştu. Telefon tekrar bana döndüğünde ekranda ablam vardı.

YÜREK YANGINI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin