25. Bölüm

2.1K 81 34
                                        

Kaybetme korkusu. Sanırım iki günde yaşadığım en büyük ve en berbat duyguydu. Annemi, babamı, ablamı, Oğuzhan'ı, Asil'i, kızlarla geçirdiğimiz harika günleri kaybetme korkusu. Cihangir ile bir olamadan yok olma korkusu. O kadar ağır gelmişti ki bana altı sene buralardan uzaklaştığımda bile hissetmemiştim ben öyle bir şey.

"Beyla! Uyandın mı kızım?" annemin sesini duymam ile tavanda olan bakışlarımı kapıya çevirdim. Hafif bir tebessüm yayıldı dudaklarıma. "Beyla!" annem tekrar seslenmiş ve çok geçmeden gelip kapımı açmıştı. Beni hâlâ yatağın içinde görünce yüzünü buruşturdu. Odama girip perdeleri açtıktan sonra balkonumun kapısını da açtı. "Yavrum artık çık yataktan. Günlerdir yataktasın kafanı camdan bile dışarı çıkardığın yok." arkamı cam ve balkonuma dönerek başıma da yastığımı bastırdım.

"Allah aşkına rahat bırak anne beni! Uyumak istiyorum." sözlerimin hemen ardından başımdaki yastık ve üzerimdeki ince pike çekilmişti.

"Bana bak Beyla daha fazla seni böyle görmek istemiyorum kızım! Hemen o yataktan kalkıyorsun ve kahvaltıya iniyorsun. Hemen!" annemin sert sesinin ardından el mahkum yataktan çıkmıştım. Annem haklıydı olayın üzerinden tam bir hafta geçmişti ve ben bu süre zarfında sadece yatağımdaydım. Arada bir yemek yemek için arada bir duş almak için arada bir de lavabo için yataktan çıkıyordum. Hazal kendini toparlamıştı. Görkem o kadar güzel destek olmuştu ki ona Hazal kendini eskisinden daha güçlü hissediyordu. Cihangir ise görevdeydi. Ne zaman geleceği belirsizdi ve ben biraz da onun olmayışından kaynaklı depresyondaydım. Yiğit Ali ve Sedat, Cihangir'den sert bir emir almış olmalılar ki Oğuzhan ile birlik olup beni asla yalnız bırakmıyorlardı. Odamı toparladıktan sonra daha fazla orada durmayarak banyoya ilerlemiş elimi yüzümü yıkayıp odama geri dönmüş şortlu eşofman takımımı giydikten sonra aşağı, annemlerin yanına inmiştim.

"Günaydın canım ailem." diyip masanın başında oturan babamın iki yanağına da öpücük bırakmıştım. Daha sonra aynı şeyi anneme de yapıp Oğuzhan'ın yanına oturdum. Tam ona sarılacaktım ki o benden önce davranıp kolunun altına aldı beni.

"Günaydın ablam." diyip saçlarıma öpücük bıraktıktan sonra kahvaltısına geri döndü.

"Seni yerim." diyip sıkıcı sarıldım bu kez. Annem ve babam bizi gülerek izliyorlardı. Kahvaltıma döndüğümde telefonuma bildirim sesi geldi.

Gönderen: Sakın Açma!
Beyla'm günaydın. Bugün nasılsın?

Cihangir'in mesajını görmem ile burukça gülümsedim.

Gönderilen: Sakın Açma!
İyiyim Cihangir. Ne zaman döneceksin?

Deli gibi merak ediyordum Cihangir'in ne zaman döneceğini. Onunla artık oturup adam akıllı konuşmamız gereken konular vardı.

Gönderen: Sakın Açma!
Bilmiyorum bebeğim. En kısa sürede dönmek için uğraştığımdan emin olabilirsin.

Mesajını görmem ile bıkkınca nefesimi dışarı verdim. Özlemiştim. Yaptığı aptallık yüzünden yeterince ayrı kalmıştık ve ben artık bunun olmasını istemiyordum.

Göndefen: Sakın Açma
Hem seni öpmem gereken konular var :)

Mesajını görmem ile ne tepki vereceğimi şaşırmıştım. Utançtan kıpkırmızı olduğum için daha fazla telefona bakamamış ve ters bir şekilde masaya telefonu bıraktıktan sonra Kahvaltıma geri dönmüştüm.

YÜREK YANGINI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin