17. Bölüm

3.3K 138 16
                                        

Medya: Cihangir'im de Cihangir'im

"Beyla!" Allah aşkına bir haftalık ara tatile girmiştik ve ben saçma sapan pijamalarımı ile ekmek almış evime dönüyorken kim olabilirdi bana seslenen bu kişi. Arkamı dönüp seslenen kişiye baktım.

"Fatih hocam." sesim oldukça şaşkın çıkmıştı. Hayır montumun şapkası da kapalıydı sen nereden tanıdın ki beni? Hızlı birkaç adım atarak yanıma geldi.

"Beyla, nasılsın?" zoraki bir gülümseme kondurdum yüzüme.

"İyim Fatih hocam sağ olun. Siz nasılsınız?"

"Fazlasıyla iyim. Senin dediğin evin sahibi ile görüşmüştüm geçen hafta, bu hafta da okul tatil olunca taşınma işini halledeyim dedim." diyince dank etti bana bu saatte bizim mahallede ne işi olduğu.

"Yaa! İşiniz hallolduysa ne mutlu bana." diyerek saçma sapan bir tepki verdim.

"Evet evet sağ ol senin sayende." diyip derin bir nefes aldı. "Beyla, ben birinci tekil şahıs ile hitap ediyorum sana ama sen hala 'siz' demekte ısrarcısın. Asla vazgeçmiyorsun." of hangi akla hizmet ben bu adama mahalleden ev bulmuştum ya.

"Vallahi hocam birinci tekil şahıs, üçüncü çoğul şahıs çok anlamam ben çünkü sayısalcıyım. E malum kaç sene de geçmiş aradan hatırlamam etmem. Bir de sizinle daha çok sohbet etmek isterdim ama evdekiler bekler. Hadi size kolay gelsin." elimdeki ekmek poşetini sallaya sallaya indiğim yokuşu daha hızlı inmeye başladım. Bir an önce eve geçip Fatih hocadan olabildiğince uzağa gitmeliydim. Alacaklı gibi kapıyı çalmaya başladım.

"Ya abla anahtarın yok mu senin?" kapıyı açan Oğuzhan'ı iterek içeri geçtim.

"Sen sus be! Hem ayı gibi uyu bu yaşta ablanı gönder ekmeğe hem de bir tane kapı açmaya laf et. Çekil önümden köle!" sözlerim üzerine Oğuzhan hiçbir şey demeden çekildi ve ben mutfağa doğru yürüdüm.

"Sonunda gelebildin çocuğum." annemin ufak çaplı sitemini de duymuştum işte günüm nasıl güzel olmazdı şimdi? Ekmekleri kesmek için salata kesme tahtasını çıkardım ve bıçağı alarak kesmeye başladım. Bir yandan da anneme neden geç kaldığımın açıklamasını yapıyordum.

"Bizim okuldan bir hoca vardı ev arıyor falan demiştim hatırlıyor musun anne?" annem bir yandan menemen yapıp diğer yandan kafasını salladı. "Hah işte Cihangir sağ olsun ev bulmuştu ben de haber vermiştim işte Fatih hocaya o da okul bir haftalık ara tatile girince evi taşımaya karar vermiş. Onunla karşılaştık ondan geciktim azcık."

"Ay yavrum eve çağırsaydın ya. Şimdi o taşınma telaşından bir şey de yiyip içemez." gözlerimi devirip dilimlediğim ekmekleri mutfak masasına koydum.

"Annecim hiç gerek yok. Neden biliyor musun? Çünkü Cihangir bu durumdan hiç hoşlanmaz. Benim Simge'yi sevmediğim gibi Cihangir de Fatih hocayı pek sevmez. Hiç gerek yok böyle gereksiz kavgalara değil mi yani?"

"Ha bu Fatih hoca dediğin hoca da sana yürüyor yani." annem de artık Z kuşağı ağzı ile konuşuyordu. Hafifi gülerek salatalıktan bir tane ağzıma atıp tek omzumu silktim.

"Ben her ne kadar öyle olmadığını düşünsem de Cihangir de bir o kadar öyle olduğu konusunda ısrarcı."

"Günaydın." babamın sesini duyunca annemle daha rahat konuşmak için yaslandığım tezgahdan doğruldum. Cihangir demiştim ben. Dümdüz olanından. Yanında abi eki olmayanından. Babam duymamıştır inşallah.

"Günaydın babacım." korka korka demiştim bu günaydını. Oğuzhan da mutfağa girerek yerine oturdu.

"Hadi Beyla otur annem. Hazır menemen de." annem böyle diyip Oğuzhan'dan tarafa döndü. "Oğuzhan bey hiç öyle kurulmayın sofraya. Oturduğunuz yerden o tatlı kıçınızı kaldırıp ocağa doğru gelip çayları doldurun lütfen."

YÜREK YANGINI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin