1. Bölüm

11.1K 304 25
                                        

"Beyla. Yavrum dur bir." Hazal'ı duysam da durmak istemiyordum.

"Çok kötü oldu gelir gelmez Cihangir abiyi görmesi." Deren haklıydı. Gerçekten çok kötü olmuştu.

"Kızım sussana bir." Hazal'ın Deren'e kızdığını duydum. Eve gelmiştim. Hemen bahçe kapısını açıp kendimi evimizin arka bahçesindeki hamağa attım.

"Ay Beyla. Başladın yine hamak depresyonuna. Bir insan hiç mi değişmez bebeğim he. Yirmi üç yaşına gelmiş öğretmensin sen." kafamı kaldırıp Hazal'a baktım

" Bu hamakta depresyona girme hakkımı elimden almaz." Deren kafasını salladı.

"Haklısın. O yüzden geçmişteki gibi beraber depresyona gireriz biz de." diyip uzandığım için yer kalmayan hamakta bacaklarımın üzerine oturdu. Onun peşinden Hazal da oturunca ve hamakta eski olunca üçümüz birden yeri boyladık. Tabi attığımız çığlık annemi de dışarı çıkarmıştı.

" Ay noluyor ayol." Deren, Hazal ve ben bir yandan kıçımızı tutuyor bir yandan da anneme bakıyorduk.

"Ay Sultan teyze ya. Bu hamak eskimiş. Taşımadı üçümüzü."

"Hamak mı eskimiş? Yavrum, Hazal'ım siz büyümüş olmayasınız?" annemin sorusu üzerine Hazal kafasını salladı. "Bu daha mantıklı bir teori Sultan'ım." kıçımızı ova ova kalkmıştık yerden.

"Biri avukat ikisi öğretmen ama hâlâ çocuk gibiler. Hey Allah'ım bunlar ne zaman büyüyecekler. Beyla! Kalk kızım yerden gel benimle, limonlu kek yaptım onu bir de limonatalarınızı al oturun yiyin uslu uslu emi çocuğum." annemin küçük çocuk gibi bize telkinlerde bulunması üçümüzü de güldürmüştü.

" Siz oturun masaya ben gideyim Sultan teyzeye yardım edeyim." Hazal'ı onaylayıp bahçedeki masaya geçtik Deren ile. Hazal elinde tepsi ile gelip masaya oturdu.

" Ya sormayayım sormayayım diyorum da yavrum Beyla, hani unutmuştun sen ya he yavrum Beyla hani?" birden sessizliğin ortasında yükselen Deren ile şaşkınca ona baksam da sözlerinin sonuna doğru yüz ifadem düzelmiş ve sadece omuz silkmiştim.

"Aşk kızım bu. Unuttum demeyle olacak şey mi? Altı sene kendi memleketimden uzaklarda kaldım, ya geç memleketi tam tamına altı sene ondan ne bir haber aldım ne de bir kez görmek istedim siz en yakınımsınız siz şahidimsiniz. Koskoca altı sene ondan uzaklarda yaşadım ben ama o işler öyle değil işte. Dilin unuttum dese de kalbin öyle demiyor. Hatta aklının mantığı olması gerekirken aklın bile öyle demiyor siz düşünün artık. " soluksuz konuşmamla kızlar sadece bana bakmışlardı.

" Kafasını kıracağım bebenin ya. Nasıl üzersin sen benim kardeşimi Allahın Angaralısı." Hazal'ın konuşmasıyla güldüm.

" Hazal, sen de Ankara'lısın bebeğim." diyerek küçük bir hatırlatma yaptım.

" Evet ama Cihangir abim Angaralıların yüz karası." kafamı sallayarak gülümsedim." E sen öyle diyorsan tabi." diyerek sustum.

" Ay bırakın onu bunu. Beyla pazartesi günü okul açılıyor ve sen liseye matematik öğretmeni olarak gidiyorsun nasıl bir duygu anlatsana biraz."

" Deren yavrum sen de ilkokul öğretmenisin ya aynı şey hani ne fark ediyoruz sanki." gözlerini kıstı ve ayıplarcasına bana baktı.

" Üff! Ruhsuz köpek. Ben 2 senedir aynı yerde çalışıyorum. Senin ilk yerin diye dedim." sevecen olduğunu düşündüğüm yüz ifadem ile yanaklarını sıktım." Ay Beyla yapma şunu ya sevmiyorum yanaklarımı sıkmanızı." Deren her ne kadar bunu dese de bizden kaçışı yoktu. Onun bu tombul yanaklarını sevmemek elde değildi. Kızlarla uzunca bir süre bahçede oturmuş ve beni biraz da olsa toparlamıştık. Tabi bunun gecesi vardı ama onu gece düşünecektim. Babamın da gelmesi ile kızlarla beraber akşam yemeği yemiştik. Daha sonra geceye doğru kızlar evlerine geçmiş ve bende biraz daha bizimkiler ile outurup odama çıkmıştım. Yatağıma uzanıp tavanı izleyerek uzunca bir süre durdum. Ta ki gözümden akan yaşları fark ettiğimde birden kendime gelmiş ve koridordaki banyoya geçip elimi yüzümü yıkamıştım. Banyodan çıktıktan sonra mutfağa geçtim ve buz gibi bir su içerek kendimi balkona attım. Cihangir. Cihangir Koçaslan. Benim kalp ağrım, yürek yangınım, göz yaşlarımın sebebi olan adam. Daha on yedi yaşımdayken itiraf etmiştim ona duygularımı. O ise benden altı yaş büyük olduğunu benim küçücük bir kız çocuğu olduğumu onun için Hazal'dan hiçbir farkım olmadığını söylemişti. İşte o an benim dönüm noktamdı. Doğup büyüdüğüm şehirden gitmeye karar verdiğim andı benim için. On yedi yaşımda çıkmıştım ben bu şehirden. Yaz tatillerinde bile gelmemiştim. Uzak kalırsam geçer sanmıştım ama öyle olmadı. Tam altı sene uzak kaldığım bu şehir ve Cihangir daha çok tüttü burnumda. Onu görmezsem, kızlardan onu dinlemezsem, hiçbir haber almazsam unuturum sandım. Kalp ağrım diner sandım. Ama olmadı. Kalp ağrımın geçmeyeceğini anladım ve geçmeyecek bir şey için de daha fazla sevdiklerimden uzak kalmak istemediğim için geri döndüm. Düşünceler zihnimi o kadar zorluyordu ki uyumak bile bana haramdı. Derin bir nefes alarak kafamı aşağı çevirdim ve sabaha göre aşırı sessiz olan mahlleme baktım. Herkesin lambası kapalı birkaç evin ışığı açıktı sadece. Bunlardan birisi de Melek teyzelerin mutfak ışığıydı. Belli ki Cihangir gececiydi bugün. Üşüdüğümü hissettiğim için tam içeri girecektim ki sokağa giren polis arabası ile durdum. Cihangir'in evinin önünde durmuştu ve kapının açılması ile onun çıktığını görmem de bir olmuştu. Onunla beraber arabadan birisi daha indi ve konuşmaya başladılar.

YÜREK YANGINI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin