AHZAR-
4. İLKLER ve VEDALAR
Geçmiş.
Ben yanlış mı yapıyordum?
Ondan sadece özür dileyecektim ve yapmıştım. Kabul etmemişti beyefendi, yine de üstüme düşeni yapmıştım işte. Şimdi birkaç dakika önce yerleştiğimiz sandalyelerde kahvelerimizi sipariş etmiş beklerken sessizliğin üzerime bıraktığı gerginliği hissediyordum. İfadesi soğuktu, yeşilleri yoğun bir ateşle harlanmıştı. Öfkesi geçmemiş miydi? Bu kahvelerin sonu nereye varacaktı bilmiyordum ama tek dileğim burada son noktayı koymaktı.
Üzerimdeki paltomu çıkarmıştım, hafif dolgun göğüslerim kalp yakanın izinden seçiliyordu. Yutkundum ağırca. Elalarımı üzerinde gezdirdim, kirli sakallarında ve karakteristik yakışıklı yüzünde... bakışlarımı kaçırdım o an, sessiz ve sakin bir yerdi burası. İki katı vardı ve biz üst katına çıkmıştık, dingin bir müzik çalıyordu içerde. Üst katta tek olduğumuzu düşüneceğim kadar kocaman bir sessizlik olurken sert bir nefes alarak onu süzdüm. "Kahveden sonra özrümü kabul edeceksin?" diye sordum ona şart koşar gibi.
Alt dudağını ıslattı ve kollarını göğsünde bağlayarak yeşilleri yüzümü inceledi. "Sana kahve yolladığımı sanarak beni haşladın..." diye konuştu, ardından sırıttı yavaşça. "Şimdi karşılıklı kahve içeceğiz."
Başımı salladım belli belirsiz, garip bir durumdu ama işin sonunda vicdanım rahat edecekti. Ve burs içinde şansım olabilirdi. "Senin yüzünden ilk defa dersimi ektim," diye suçladım onu. "Bu yüzden bile özrümü kabul etmen gerekirdi. Kahve içmek ikimizin için... çok saçma."
Kaşlarını kaldırdı yavaşça. Başını iki yana salladı. "Hayır." diye konuştu tok sesiyle. "Özrünü ancak böyle kabul ederdim."
Derin bir nefes aldım ve dirseklerimi masaya yaslayarak ona bakmayı sürdürdüm. "Tüm bu olanların sebebi sensin biliyorsun değil mi?" diye sordum. "Bana o ilk kahveyi yollayıp, 'yoz ofodono morok otmostom' demeseydin..." Onu abartıyla taklit ettiğimde sırıtan ifadesi genişledi, gözlerimi kıstım. "Böyle olmayacaktı."
Dudaklarını birbirine bastırdı ve o da masaya yaklaşarak dirseklerini masaya koyarak eğildi, bana baktı yoğun gözlerle. "Dua et o kahve sıcak değildi." dedi tehlike saçan sesiyle, kaslarını kaldırdı ardından. "Ve yanlış yere de gelmedi."
Kaşlarım çatılırken, "Anlamadım?" diye sordum aniden.
Beni duymazdan geldi. "Eee?" diye konuştu sırıtan o ifadesiyle, gözüyle beni işaret etti. "Adını söyle."
Elalarımı kıstım yavaşça. "İsmimi bilmeme ihtimalin olduğunu sanmıyorum..." dediğimde tek kaşımı kaldırdım. "Burs için öğrenmiş olman gerek."
"Bilmediğimi söylemedim." dedi tok sesiyle, bakışları dolgun dudaklarıma kaydı ve gözlerime çıktı yeniden. "Ağzından duyarsam o zaman gerçek bir tanışma olur."
O sırada iki kahve masamıza gelirken kısa bir an sessizlik yaşandı. Çalışan bir şeyler söyledikten sonra uzaklaşırken ikimizin de sırtı geriye yaslanmıştı. Kahvenin güzel kokusu burnuma gelirken derin bir nefes alarak, "Yağmur," dedim yavaşça.
"Yağmur..." diye mırıldandı tekdüze sesiyle. "Güzelmiş."
Yanaklarım kızarırken elalarım yeşillerindeydi. Adımı babam koymuştu, özel bir anlamı yoktu ama özel biri koymuştu. Yağmur. Onun adını düşündüm Yağız Korhan diyordu. Yağız. İkimizin adının ilk üç harfi de Yağ'dı... ben bu düşünceyle güldüm o an. "Güzeldir," dedim sadece. "Babam koymuş." Başımla onu işaret ettim hafifçe. "Peki senin?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHZAR
Roman pour AdolescentsZorluklarla ayakta kaldığı hayatında bir de bursla kazandığı üniversitesini ilerletmeye çalışan Yağmur, hayatının en büyük pişmanlığını yaptı... Birine aşık oldu. O adam ondan sadece kalbini almadı... ama geride yalnızca pişmanlıklar kaldı. Peki yıl...
