8.Bölüm "İhanet değil bu ihanetcik"

1K 57 26
                                    

Bölüm Şarkısı;
Şükran Ay- Kahpesin

Aynı şeyi 1500 defa yaptım. Yani Ferit'i her gördüğümde, bana her selam verdiğinde veya yanıma her yaklaştığında kendimi ışık kızıyla Mehmet bey'in yanına attım. Adamı her defasında saçma sohbetlerim ve çıkışlarım ile şoka sokuyordum. Birde üstüne kıyamam geçen gün arabasının içini boşaltmış ve olmayan küpelerimi aramıştı. Kesinlikle artık benim ya manyak ya da oynak biri olduğumu düşünüyordu. Gözündeki imajımı kendi ellerimle mahvediyordum.

Yaptığımız bu saçma kovalamaca işe yarıyor muydu kızlar sağdan soldan bilgi topluyordu. İlk alınan bilgiler şöyleydi; Ferit irtifa kaybediyordu.  Kazanamayacak diye düşünenlerin sayısı gün geçtikçe veya beni Mehmet bey ile gördükçe artıyordu. Kızlar ise gidişattan çok memnundu hala aralarında "Memeeet beeeey!" espirisi dönüyordu.

Tüm yaşadığımız saçmalıkların yanında tabiki hayatta ciddi şeylerde oluyordu. Mesela bu sabah Bülent bey burnundan soluyarak gelmişti. Geçen gün çevre mühendisleri tarafından yapılan teftiş sonrası hatalı bulunmuş ve firmamıza yüksek miktarda ceza kesilmişti. Bana sabah erkenden tüm birim amirlerini acil toplantıya çağırmamı emretti. Herkesi fırçalayacaktı anlaşılan. İş hayatında genellikle bu durum asla şaşmazdı, klasik merdiven sistemiydi. Herkes bir alt basamaktaki kişiyi eziyordu.

Birimlere acil toplantı bilgisini geçmiş ve hemen büyük toplantı odasını düzenlemek için soluğu orada almıştım. Genelde ayda bir kullanıldığından havasız kalıyordu, bu nedenle camları açtım ve temizlikçi ablalardan acil masayı silmelerini istedim. Adamlar cezayı neden kestiklerine dair bir bildiri göndermişlerdi ve Bülent bey bildiriyi projeksiyonun dev ekranına yansıtmamı istemişti. Ablalar işlerini yaparken bende projeksiyon makinesini ayarlıyordum.

Bülent bey bugün fırtına gibi esecekti bu odada belliydi bende nasibimi almak istemiyordum. İşimi temiz yapıp gitmekti planım.

Toplantının acil olduğunu yazınca birimlerden 3-5 kişi şimdiden gelmeye başlamıştı, bana selam verip odaya girmişlerdi.

"Seyran Hanım Bülent bey'in ruh hali nasıl?" diye sormuştu hatta Ufuk bey. Onları korkutmak istemesemde gerçeği söylemiştim. Bülent bey patlamaya hazır volkan gibiydi.

Projeksiyon makinesini ayarlamış, her bir sandalyenin önüne suları dizmiş ve camı kapatıp jaluzileri indirmiştim. Burada işim bitmişti ve daha fazla kalabalık olmadan ayrılıyordum artık. Ağır adımlar ile toplantı salonun kapısına yöneldim fakat hiç istemediğim birine kapıda söbelendim.

Ferit'te bu fabrikada lojistik biriminin şefiydi ve böyle toplantılara o da katılıyordu. Tam karşımda görmeyi beklemediğimden korkup sıçramıştım. Bir an için gözlerimiz birbirine kenetlenmiş olsada hemen gitmek için hareketlendim ve onu sağda bırakarak kapının solundan geçmeye çalıştım ama o da bir anda sola geçti. Bu defa sağı seçmiş ve o yana geçmek istemiştim ama benimle yine aynı anda aynı yönde geçmişti.

Tekrar pes etmeyerek sola geçtim ama izin vermeyerek önüme geçti. Benimle oyun mu oynuyordu? Ne yaptığını anlamak için yeniden yüzüne baktım ve bulmaya alışkın olduğum o sırıtış yine yüzündeydi. Bu piş sırıtış neden bunun yüzüne bu kadar yakışıyordu ki?

Toplantı odasındaki adamların bize bakıp bakmadığı kontrol ettim önce ve sonra "Ferit bey geçebilir miyim?" diye sordum ve yeniden sağa yöneldim ama beni engellemeye devam vermiyordu.

"Seyran hanım son günlerde size ulaşmak neden bu kadar zor?" diye sordu birden. Cevap çok açıktı, ondan kaçıyordum çünkü.

"Öyle mi? Biraz meşgulüm sanırım" derken yine bizi dinleyen var mı diye kontrol ettim.

Playboy Yok Edilmeli!Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin