Otuz ikinci bölüm
Süreyya harap olmuş zarfı elinde şöyle bir çevirdi. Sınav sonucunu merak ediyordu ama aklı da Keremde kalmıştı. Öfkesinin sebebi neydi acaba? "Kötü bir şey olmamıştır inşallah!" Diye mırıldandı.
Sonra, dikkatle açtı zarfı. Çıkan kağıdı alıp ters çevirdi. İçinden dualar ederek çevirdi yüzünü. Hızlıca göz gezdirdi. Sonucun yazılı olduğu satıra gelince, zafer gülümsemesiyle "evvet!" diye haykırarak fırladı yerinden. Bir kez daha, kendine verdiği sözü tutabilmiş olmanın sevinciydi bu. Emek verip, başarmanın hazzıydı. Herkese ve her şeye rağmen...
Çantasına uzanıp önüne aldı. Elindeki kağıdı özenle katlayıp koydu içine. Gözü, üç haftadır veremediği kitaba kaydı. Bu gün veririm umuduyla gelmişti, ama yine olmamıştı.
İşaret koyduğu yeri açtı. Parmaklarını kelimelerin üzerinde gezdirdi.
" Ölene kadar sorumlusun, gönül bağı kurduğun her şeyden..."
Her okuduğunda içinde garip bir duygu uyandırıyordu bu söz. Gerçekten öyle miydi? Ölene kadar sorumlu mu olurdu insan? Peki unutmak mümkün olur muydu o zaman? İnsan ne kadar koparmak istese de kopmaz mıydı?
Tezgahın üzerinden bir kağıt alıp,
Aklımda binlerce soru işareti var. Hepsinin cevabı yine kendi içinde mi saklanıyor dersin? Belki de cevap aramak yerine, doğru soruyu sormalıyımdır...
Not: Kitap ödünç verilmiştir.
Kağıdı kitabın arasına koyup, derin bir nefes aldı. Gözü bir süre uzaklara daldı.
Göğsünde, onu boğan o karanlık hissin uyandığını fark edince, kitabı çantaya atıp işlerine döndü.
Köşedeki eski radyonun sesini açtı, dikiş makinesinin başına oturdu ve sanki bu eylem, hayata ara vermesini sağlıyordu.
Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez, kapının sesiyle, yerinden hafifçe sıçradı. Gülten hanım içeriye girince, bir an göz göze geldiler. Süreyya sorar gibi, Gülten hanım mahçup gibi baktı. Gözlerinin hemen kaçırıp;
"Kolay gelsin kızım. Benim hazırladığım paketler içerideydi değil mi?"
Diyerek hızlıca odaya doğru yöneldi. Süreyya ne olduğunu anlayamıyordu. Kafasını salladı hızlıca. Sonra, camekanın dışında Kerem'i gördü. Elleri ceplerinde, ayağıyla yeri eşeliyordu. İçeri girmeyecekti belli ki.
Süreyya bir cesaret kitabı kapıp çıktı dışarı.
Kerem annesini görmeyi beklerken Süreyya'yı görünce yüzünde garip bir ifade oluştu. Sonra tekrar önüne dönüp ağzının ucuyla;
" Buyur bir şey mi oldu?" Dedi.
Süreyya onun aksine gözlerini hiç kaçırmadan yüzüne bakıyordu. Derdi neydi acaba?
" Sana da merhaba." Dedi imalı imalı. Ama cevap alamadı. Sadece başını sallamakla yetindi.
" Ben... Bir sorun var sanırım. Ne olduğunu bilmiyorum, belli ki sen de anlatmak istemiyorsun."
Kerem cevap vermeyince;
" Olabilir. Anlatmak istemeyebilirsin anlayabiliyorum. Ben de bazı şeyleri anlatacak güç bulamıyorum kendimde. İnsan bazen kendine bile anlatamıyor."
Elindeki kitabı salladı, sessizliğe rağmen.
" Ama bunun sayesinde azıcık da olsa ferahlıyor içim. Senin sayende..."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SÜREYYA
RomansaSüreyya, bu sevdanın imkansızlığının farkındaydı. Onun kalbi nasıl Aslan'a aitse, Aslan'ın kalbi bir başkasına aitti ve bu sevda yükü her yükten daha ağırdı...
