Otuz birinci bölüm
Kerem yüzünün yandığını hissediyordu. Bu... O'ydu. Aslan Soykan'ın karısı... Can düşmanının karısı...
Kağıdı farkında olmadan yumruğunun içinde buruşturup top haline getirmişti. Bu zor ihtimaller nasıl olup da kendisini buluyordu her seferinde?
Önce metresi, şimdi de karısı çıkmıştı karşısına. Üstelik bir yanda gururlu, burnundan kıl aldırmayan halleriyle duran Süreyya, diğer yanda o kadının anlattığı, sevgilisi olan adamla evlenmiş, üstelik ilişilerini kabul etmiş Süreyya vardı.
Acaba annesi kim olduğunu bilse yanında çalıştırır mıydı? Kendisi bilse, böyle... Böyle bakar mıydı?
İyi de ne işi vardı onun burada? Aslan neden karısını bir başına buralara göndermişti? Onun yüzünden mi ayılıp bayılmış, depresyona girmişti?
İçinde ona duyduğu şefkat bir anda nefrete dönüşmüştü sanki. Sanki, içi buz kesmişti. Dükkana girmek istemiyordu hiç. Yüzünü görmek bile rahatsız ediyordu. Ama annesini uyarması gerekiyordu. Bu güne kadar korumaya çalıştığı ne varsa, Süreyya kocaman bir tehdit olmuş duruyordu başında.
İlk defa zayıflık göstermişti. Uyanık geçinirdi bir de. Nasıl da sorup soruşturmadan yaklaştırmıştı yanlarına. Nasıl da...
Hışımla girdi dükkandan içeriye. Gülten Hanım'ın gülen yüzü endişeyle doldu oğlunu öyle görünce.
" Hayırdır oğlum? Ne bu halin? Kötü haber yok inşallah!"
Kerem ölümcül bakışlarıyla Süreyya'yı süzüyordu. Zar zor annesine dönüp;
" Hayır mı şer mi öğreneceğiz anne! Ceketini al çıkalım hemen."
" Ay korkutma beni oğlum. Dur hemen alıp geliyorum. Hayırdır inşallah!"
Dualar ede ede arkadaki odaya yöneldi Gülten hanım. Süreyya endişeli gözlerle bakıyor, sormaya çekiniyordu. Cesaretini toplayıp;
" Kötü bir şey yok inşallah?"
Kerem cevap vermedi. Yere bakıyor, ayağıyla gergin bir ritim tutuyordu.
Süreyya tekrar denedi şansını;
" Yapabileceğim bir şey varsa... Elimden ne gelirse..."
Kerem sert bakışlarını yüzüne çevirince, çekindi Süreyya. Onun için endişelenmişti sadece. Onu neyin bu kadar öfkelendirdiğini merak etmişti. Ama üstüne giderse kendine yönlenecekti belli ki öfkesi. Sessiz kalmayı tercih etti.
Gülten hanım ceketini üzerine geçirerek çıktı odadan. Kerem tam kapıya yönelmişti ki avucundaki zarfı fark edip, dönüp tezgaha yumruğunu vurarak bıraktı.
" Bu sizin... Süreyya hanım." Dedi imalı ve sert bir sesle. Süreyya irkilmişti. Gülten hanım oğlunun koluna dokunup;
"Haydi oğlum!" Deyince dönüp çıktılar kapıdan.
Süreyya olduğu yerde birkaç saniye kalakaldı. Sonra bakışları tezgahtaki zarfa kaydı. Harap olmuş zarfı düzeltince sınav sonucu olduğunu gördü. O da nasibini almıştı Keremden.
Süreyya, kafasındaki soru şaretleriyle zarfı açmaya koyuldu.
***
Arabada sessizlik hakimdi. Gülten hanım gözlerini oğluna dikmiş, olup bitenle ilgili bir ipucu arıyordu yüzünde. Kerem'in yüzü sinirden kıpkırmızı olmuş, bakışları yola sabitlenmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SÜREYYA
RomanceSüreyya, bu sevdanın imkansızlığının farkındaydı. Onun kalbi nasıl Aslan'a aitse, Aslan'ın kalbi bir başkasına aitti ve bu sevda yükü her yükten daha ağırdı...
