( Medya: Kerem)
Otuz üçüncü bölüm
Sabahın erken saatleriydi. Süreyya fırından aldığı sıcak simitleri sallayarak dükkana yürürken, yanından geçen çocukların başını okşadı. Manava Durmuş abisine selam verip, hal hatır sordu. Onu uzun zamandır böyle neşeli görmeyen durmuş bey, iki güzel portakal ikam etti. Süreyya, burnuna götürüp, taze narenciye kokusunu çekti içine.
Dükkanın önüne gelince, kepengi açmak için elindekileri kenara bıraktı. Gözü, yan tarafta duran çöp kovasına takıldı yine. Bir hafta geçmişti Keremle yaptıkları konuşmanın üzerinden. O günden beri de hiç uğramamıştı. Süreyya memnundu bu durumdan. Göz görmeyince, gönül nelere katlanıyordu nelere...
Kepengi açıp içeriye girdi. Hemen ceketini asıp, sobaya odunları attı. Çıtırdamaya başlayınca, çaydanlığı koydu üzerine. Tezgahın üzerindeki işleri düzenlemeye koyuldu. Kapı açılıp Gülten hanım eli kolu dolu girince, hemen yetişti elindekilere.
" Günaydın kızım. Yakmışsın sobayı, çayı da koymuşsun ellerine sağlık."
Süreyya torbaları alırken;
" Ne demek abla, hayırdır bunlar ne bu kadar?"
" Misafirlerimiz var kahvaltıya. Bir şeyler getirdim evden. Şöyle güzel bir kahvaltı edelim."
" Aa öyle mi? Haberim olsaydı ben de bir şeyler yapar getirirdim. Sabah simit almıştım ama kalabalık olacaksak yetmez."
" Yok kızım yeter merak etme. Ben bol bol yaptım her şeyden. Poğaça da var börekte. Simitleri de keser koyarız, yeter."
Poşetleri içeri götürüp, bahçedeki masayı içeriye taşıdılar. Sofrayı kurarken kapının sesi duyuldu yine. Süreyya dönüp bakınca, onu gördü günler sonra. Elinde ekmek poşeti, tüm heybetiyle dikilyordu kapıda. Yüzündeki solgunluk dışında aynı görünüyordu.
Süreyya hemen çekti bakışlarını. Ağzını içinden sessizce "hoşgeldiniz" çıktı. Ama Gülten Hanım'ın coşkulu "Hoşgeldin oğlum" unun arsında solup gitti.
Kerem donuk bir sesle;
"Hoş buldum." Deyip ekmekleri masaya bıraktı. Sonra annesine dönüp;
"Başka bir şey lazım mı anne? Alıp gelirim hemen."
" Yok oğlum her şey var. Süreyya çayı da demledi sağolsun. Hallettik birlikte her şeyi."
Süreyya görmedi ama, Gülten hanım dirseğiyle dürttü oğlunu. Gözlerini belertip onu işaret etti.
Kerem, bakışlarını Süreyya'ya çevirip;
"Ellerinize sağlık" dedi.
Süreyya bir an bakıp eğdi kafasını "rica ederim" der gibi. Sonra tekrar, tabağa dizdiği böbreklere döndü. Hatırlattığı sınırları geçmemeye yemin etmişti. Her zaman bildiği gibi şimdi de yerini biliyordu.
Misafirler gelene kadar, dükkanın içinde birbirlerine ne gözleri değdi ne sözleri. Kapı açılana kadar da, içerideki ağır hava hakim kaldı.
Önce orta yaşlarda bir hanım girdi içeri. Gülten hanım'a sevgiyle sarıldı. Arkasından, Kerem yaşlarında bir erkek ve küçük bir kız çocuğu girdi. Kerem hemen sarılıp;
"Hoş geldin kardeşim. Çok uzun zaman oldu." Dedi.
Geldiğinden beri iki defa yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. Belli ki eski ahbaplarıydı gelenler. Küçük kız utana sıkıla annesinin eteklerine dolandı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SÜREYYA
Roman d'amourSüreyya, bu sevdanın imkansızlığının farkındaydı. Onun kalbi nasıl Aslan'a aitse, Aslan'ın kalbi bir başkasına aitti ve bu sevda yükü her yükten daha ağırdı...
