Her şeyin saçma bir kız tavlama olayından buraya gelmesi beni korkutuyordu. Eh, bu devirde yoldan çıkarmak istediği kıza aşık olup onu babasından almak için bu kadar ter dökerdi ki?
Hele de babası kızını vermek için fazla hevesli olduğunu söyledikten sonra.
Burada anlatmak istediğim şuydu; karşımda büyük bir süre hayaliyle okumak için çabaladığım kadın; Güneş İnanoğlu. Hemen yanında uğruna her şeyi gözden çıkardığım kız; Çağdaş İnanoğlu. Tabi o, kıyamam, elinde tepsiyle ufacık bir sandalyeye sığmaya çalışıyordu. Aslında centilmen davranıp ona yerimi vermek istemiştim ama tüm aile üyeleri bana çatılmış kaşlarla bakmıştı. Allahtan annem gelirken tüfeğini evde bırakmıştı. Sevgili kardeşim ise nefret ettiği şefinden izin alıp geldiği isteme törenimde bana sırıtarak bakıyordu.
Tamam. Her ne kadar lafı geçiştirmeye çalışsam da salondaki son aile üyesine sıra gelmişti.
Kam olarak karşımda, bana Çağdaşla aynı renk gözlerini üzerime dikmiş, siyah kaşlarını çatmış, bana evimde fazlalıksın der gibi bakıyordu. Hayır, insan o yaylada tek başıma olsa kendini deli sanardı o geceden sonra bana böyle bakan adamı gördükçe.
Sen kalk gel şimdi karşıma geç ve elime tutuşturulan tuzlu kahveye rağmen bana böyle bak! İnanılır gibi değil!
Bir de herkes kahveyi içmemi bekliyordu. Azıcık soğuyunca içecektim işte. Hemen içilecek diye bir kavram yoktu sonuçta. Hepsi içilecek diye bir kavram vardı.
"Baba" dedim sevimli sesimle ortamı yumuşatmak adına, "artık yavaştan diyorum" diyerek kaşlarımla Çınar amcayı gösterdiğimde babam ancak anlamış gibi başını sallayıp ona döndü.
"Havalar sular derken neden geldiğimizi unuttuk Çınar'cığım" dediğinde Çınar amca gülümsedi ve eliyle babama dur işareti verdi.
"Önce kahveyi içelim Kenan'cığım. Bakalım oğlunuz, kızımızın her yaptığını anlayışla karşılayak mı? Onu el üstünden tutacak mı?" dediğinde bana her türlü işkenceyi çektirmeden bu evden yollamayacağını anladım. Eh, madem bu kadar istiyordu, içerdik.
Derin bir nefes alıp tüm hafta peşinde koşturduğumuz nişan bohçası alışverişinden ne kadar zor olabilir diye düşünürek henüz tam soğumamış kahveden bir yudum aldım.
Lanet olsun!
Keşke almaz olsaydım!
Neydi o? Pul biber mi? Karabiber mi? Tuz kesin bak. Ondan bol var da başka neler var çözmek imkansız.
İlk yudumdan sonra kusmamak için kendimi zor tutarken kafamı kaldırıp Çağdaş'a döndüm. O ise bir yandan bana acısa da diğer yandan kaşıyla Derin'i gösterdi. Hemen sonra da o gözler kardeşime döndü.
Hain.
"Tuzlu mu geldi, abicim?" diyen kardeşimle boğazımı temizlediğimde Güneş hanım dayanamamış gibi yerinden kalktı ve elime uzandı.
"Yeter ayol, öldürecek miyiz çocuğu? Tamam yavrum gerek yok bunlara, biz seni biliyoruz biz. Sen kızımdan ayrı geçirdiğin o kadar zamanda bu kahveden fazlasını ispatladın zaten" dediğinde Çınar amca homurdanmaya başladı.
"Ay yeter, Çınar. Sen kahve mi içtin beni isterken? Hayır ben size çay yaptığımı bile hatırlamıyorum o gece. Bak, akşam değil, gece diyorum" dediğinde durumu tam olarak anlamasam da Çağdaş'a döndüm. Eğer o içmemi isterse içerdim. Gerisi önemli değildi.
Gözlerimi ona diktiğimde annesine hevesi kaçmış gibi bakıyordu.
Eh be kızım.
Senin bu saçma Çağdaş sevdan yüzünden işe yaramaz hale geleceğim diye korkuyorum. O kız beni istemese beni kökten keseceksin.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
ChickLit"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
