Taksi okulun önünde durduğunda cebimden çıkardığım ücreti ödedikten sonra arabadan inip sonunda okula giriş yaptım.
Evet, Çınar Tekin - Güneş İnanoğlu ikilisi ile tanışmak adına iki ders kaçırmıştım ama şimdilik bunu pek takasım yoktu. Zaten çok önemli bir ders değildi hem.
Pasolara geldiğimde cebimden cüzdanımı çıkarırken titreyen telefonumu fark ederek onu da çıkardım. Her zamanki gibi tam olmayan bir vakitte Tolga arıyordu.
Kartı pasoya okutup geçerken bir yandan da telefona cevap verdim.
"Beni bu kadar özleme, bebeğim. Bak alışırım, hep beni ara diye beklerim sonra" dediğimde bir yandan da kartı cüzdana koydum. Sonra da cüzdanı cebime koyup ilerlemeye başladım.
"Ya hiç sorma nasıl bir özlem var sana karşı içimde anlatamam" dediğinde gözlerimi devirip asıl konuya girmesini bekledim.
"Ya her seferinde beni oylamayı nasıl başarıyorsun? Ne için aradım ne anlatıyorum" dediğinde gülümseyip kantine doğru ilerlemeye başladım. Birazdan Çağdaş'ı arar çağırırdım.
"İşini gücünü bırak da seminer salonuna gel" dediğinde yol ortasında durdum. Bu neydi şimdi?
"Ne yapacağım seminer salonunda? Kendimi mi sergileyeceğim? Tövbe tövbe. Kimsenin konuşmasını çekecek havam yok valla Tolga" dediğimde hızla atladı.
"Yok be oğlum. Öyle değil. Okul takımının başarısı üzerine bizimle konuşma yapmak istiyorlarmış, koç da kabul etmiş. Bizi de apar topar topladılar işte. Seni bekliyor herkes. Zaten salon da dolu. Sanki herkes bize yanıyor" dediğinde istemsizce güldüm.
Valla benim yandığım bana yansa kafi arkadaş. Başkasında gözüm yok.
"İyi de ben Çağdaş'la konuşacaktım. İşim vardı" dediğimde istemesem de okul girişine doğru ilerlemeye başladım.
"Sonra koklaşırsın sevgilinle. Hadi hızlı gel, rektörlükteki salondayız" dediğinde şaşkınca kalsam da Tolga çoktan telefonu kapatmıştı.
Ne rektörlüğü yahu? Yuh!
Olaya hala anlam veremesem de omuz silkip geri döndüm ve rektörlüğe ilerleme başladım. İnşallah bu olay uzun sürmezdi.
Rektörlüğe girdiğim an bir an durup Çağdaş'a aniden işim çıktığını ama ortalıktan kaybolmamasını söyleyen bir mesaj attım. Daha sonra da kafamı kaldırıp etrafıma baktım.
Salonun önünde durup bana bakan kızlara zoraki bir gülümseme verdiğimde bana göz süzerek bakmaya başladılar ben de yanlarından geçip içeri ilerledim. Tolga'yla uğraşmak istemediğim için Demir'i aradım.
İkinci çalışta açılan telefon ile konuşmaya başladım.
"Nerdesiniz, nereye geleyim ben?" dediğimde Demir şimdiye kadar en kibar haliyle karşılık verdi bana.
"Ben Elif'in yanındayım da sen kulise geçecekmişsin" dediğinde çatılan kaşlarımla kaldım koltukların arasında.
"Sen niye içeri geçmedin? Sen de takımdasın" dediğimde beni gülümseyerek cevapladı.
"Haa, yok takımda olduğumu biliyorlar, ben Elif'le konuşmak için çıktım" dediğinde güldüm. Eh, aşık adamın halinden anlardık yani.
"Bir ara bizi de tanıştır oğlum kızla" dediğimde iki metrelik boyuyla ayağa kalkan Demir'i görüp gözlerimi devirdim.
"Gel abi. Bak kalktım ben" dediğinde tamam diyerek yanlarına ilerledim. Zaten aramızda doğru düzgün bir aralık da olmadığında hemen yanına gidip elimi omzuna koydum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
ChickLit"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
