Daha önce de belirttiğim gibi, o ibneye refakatçilik edecek bir enayi bulabilirlerdi ve okulda bu iş Çağdaş dışında bir enayiye nasip olmuştu. Bu böyle bakıldığında elbette beni mutlu ediyordu, yani, sonuçta Çağdaş'ın etrafında olması sinirime dokunuyordu ama ona bakacak enayi olarak beni seçmeleri de azıcık sinirime dokunmuştu tabi.
Evet, evet. O enayi bendim.
Biraz daha baştan almak gerekirse daha rahat anlayabiliriz sanırım.
Çağdaş'ın o ibne ile buluşmasını takip eden hafta başında okula gittiğimde, ki o akşam beni aramamıştı, Çağdaş'ın ders programına göre arada olması gereken saate özellikle dikkat etmiştim. Ve, evet, onun ders programının çıktısıyla ortalıkta dolaşmak beni hiç germemişti.
Okula gitmeden hemen sonra, ilk dersime yaklaşık yarım saat varken, telefonumu çıkarıp Çağdaş'ı ararken bir yandan da pasodan geçmek için okul kimliğimi bulmaya çalışıyordum. Kartı bulup pasodan geçememe ve telefonun meşgule düşmesine rağmen açılmayan telefonu Çağdaş'a yedirmek isterken kantine doğru ilerlemeye başladım. Muhtemelen o zırtapoza okulu gezdirmiş, kahve molası vermişlerdir, diye düşünsem de kantinde onları bulamayınca tekrar telefona uzandım. Ve, yine açılmayan telefon ile karşı karşıya kaldım. Onu bulmam, onun için hayırlı bir sona yaklaşmıyordu.
Ortalıkta avare gibi gezsem de bir sonuca varamayacağımı bildiğim için de son çare olarak sınıfına ilerledim. Belki onu orada gören ve bana onun iyi olduğunu söyleyebilecek birileri vardı.
Hayır, onu merak ettiğimi de mi fark etmiyordu?
Mühendislik fakültesinin bize ayrılan katında ilerlemeye başladığımda cebimde titremeye başlayan telefonu fark edip Çağdaş olma ihtimaliyle çıkarsam da koçun aradığını görünce cebime geri attım. Şu an en umursadığım şey koç sayılmazdı.
Onun dersliğinin önüne geldiğimde hızlıca gözümü sınıfta gezdirmeye başladım. Israrla kimseyi göremeyince de en sonunda da içeri girip ortalığa baktığımda gözüme Çağdaş'ın direkt kendisi çarpınca istemsizce gülümsedim.
Bu hiç normal bir şey değildi.
Kulağına dayadığı telefonu gördüğümde eş zamanlı olarak çalan telefonuma döndüğümde yine koçun aradığını görüp göz devirip tekrardan cebime ettım telefonu ve Çağdaş'ın arkasından önüne geçip sıraya dayandım.
"Senin yeraltı madeni nerede?" diye sorduğumda bana göz devirip telefonu kulağından indirdi.
"Ben de bilmiyorum" dedi ve derin bir nefes bırakıp omuzlarını düşürdü. "Resmen bana emanet edilen reşit bir adamı kaybettim!"
Ona gözlerimi devirip dayandığı sıradan kalkıp yanındaki boşluğa atladım ve yanına oturup omzunu sıvazladım.
"Abartma istersen" dedim sakince. "Hem sen de diyorsun reşit diye" dedim gülümseyerek. O ise beni çok takmadan asılmış yüzüyle baktı. Ben de bu manzaraya dayanamayacağımı fark edip gözlerimi devirdim.
"Pekala buluruz. Hem okul ne kasar büyük ki? En fazla nerede olabilir?"
Tamam, okul biraz büyüktü ama illa bulurduk yani.
Tabi abi. Ben de aramaya başlarsam anca buluruz.
Aman, sen sakın kusur kalma!
Çağdaş'ın bana gülümseyerek bakmasıyla gülümseyip telefonuma uzandım. "Ben bi takımdakilere mesaj atayım" desem de yine çalmaya başlayan telefonumla göz devirip Çağdaş'a döndüm.
"Buna bakmam gerek"
Çağdaş bana anlayışlı bir şekilde kafa salladıktan sonra telefonu açtım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
ChickLit"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
