İş nedeniyle İstanbul'a yeniden ayak bastığımda, bu şehrin bana verdikleri olmasa şurada beş dakika durmayacağıma bir kez daha emin oldum.
Tamam, boğaz vardı. Tamam, manzara falan çok iyi de o kadar yani. Çağdaş'tan, Çağlayan'dan iyi manzara mı vardı artık?
"Benim güzel kızım geldi" diyerek bahçeye çıkan sevgili kayınpederime ve arkasından gözlerini devirerek gelen ikinci annem niteliğindeki kaynanama bakarken gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Çok şükür geri kalan çekirdek ailem bundan mutluydu. Hoş, kaynanam ve kayınpederim de mutluydu.
"Dedeee" diyerek arka koltuğun kemerinden kurtulan oğlum koşturarak Çınar babama koşunca istemsizce gülümsedim. Güneş annem ise biz arabadan inene kadar ancak yanımıza gelecek gibi duruyordu. Ben de son defa karıma baktım. Malum, Çınar babam sağ olsun, ona içli içli bakmam yasaktı hala.
Oğlumuz beş yaşındayken.
Hayır, bana kalsa çoktan kızımız da üç yaşına gelirdi de tek başıma yapamam gibi duruyordu.
Yaptık da çok yaşamadı.
"Güzelim, seni özleyeceğim" dediğimde babasını bilen karım her ne kadar beni öpmek istese de bana biraz yaklaşıp geri çekilmekten fazlasını yapamadı. Ben de ona derince iç çekip baktıktan sonra araban indim ve ilerleyip Güneş annemin elini öptüm.
"Ay, geldiğiniz ne iyi oğlum. Bu sene bir türlü aralık bulup gelememiştik" dedikten sonra bana sıkı sıkı sarıldı. "Zayıfladın mı sen bakayım? İyi bakamıyor mu sana yoksa?" dediğinde ise ben güldüm. Çağdaş ise suratını asıp beni itekleyip annesinin kolları arasına girdi.
"Ben kilo verdim asıl zıpır torununun peşi sıra koşmaktan. O ne görüyor ki şirkette" dediğinde gülümseyip Çınar babamın elini öptüm. Çağlayan hala kucağındaydı.
"Sen takılma onlara. Vaktinde bana da yaptı Güneş, hayır kendi de şirketteydi, bakıcı vardı kızın tepesinde, diyemiyorsun da. Gel içeri geçelim, damat. Onlar daha yarım saat kavga eder" dediğinde başımı salladım ama araziyi görmek için çıkmam gerektiğini söyledikten sonra, Çağlayan'ı öptüm. Çağdaş'a ise içli içli baktım. Tabi, iç geçirirken kafama da şaplak yedim.
"Kızıma yiyecek gibi bakmasana lan!"
Sonrası standart zaten. Laf etmedim. Arabaya bindim ve araziyi görmeye gittim.
-----
Arazi ve inşaatla ilgili bütün işler halledildikten sonra, Giresun'da da aynı zamanda başlayacak başka bir iş için dönmemiz gerekiyordu. Şu aralar karımın çocuğumun yüzünden çok dağ, taş, su, arsa görmekten bayılmak üzereydim. Nedense şu üç ay işçileri ve ustaları ayarlama işi yüzünden doğru düzgün eve bile gidemeyecek hale gelecekmişim gibi duruyor.
İlk önce temel ustalarını İstanbul'a yollamam gerekiyordu. Oradaki işler bitince de direkt Giresun'a gelip buradaki işlere koşmaları gerekiyordu. Kurduğum ana ekibe yeni insanlar alamam gerekse de bu aralıkta saçma sapan insanlar gelip duruyordu.
Çağdaş'ın bölümü sadece ince iş yapıyordu. Tolga zaten kızı doğduktan sonra sırra kadem basmış gibi duruyor olsa da ona da en fazla bürokratik işler yaptırabilirdim. Sonuç olarak etrafımdaki bin inşaatçı arasında bir ben kalmıştım.
En azından İstanbul'daki temel işleri bitene kadar, ki bu da diğer arazi ve inşaat işlerine denk geliyordu, yaklaşık yirmi gün biraz daha boştum. Tabi, bizimkiler delirip on beş günde bitireceğiz, demezlerse.
"Taylan ya, valla sıkıldım ben. Niye uçakla dönmedik? Ben bu yolu sevmiyorum" diyen karıma gülümsedim. Eh, bu yolu ilk geldiği zamanı hepimiz biliyorduk.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
ChickLit"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
