Tolga'nın sesi ile başımı telefondan kaldırıp kapıya ulaştığımda gördüğüm şey ile gözlerim istemsizce açılmıştı.
Tabi, istemsiz olarak açılan tek kısım gözlerim değildi. Ağzım da gayet açılmıştı.
"Siktir" diye soluduğumda teknik olarak konuşabiliyor olmak bile beni şaşırtmıştı.
"Bu saatte sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm" diyerek ellerini ovalayan kızı gördüğümde ne diyeceğimi bilmez bir şekilde sadece onu dinliyordum.
Tabi, Tolga da en az ben kadar şaşkındı. Sonuçta kimse her akşam kapısına gelmiş gözü yaşlı, ki gözlerinin kızarıklığıyla uzun süredir ağlıyor olduğu belli oluyordu, bir kız bulmuyordu.
Hele de bu kız, biraz önce ortadan kaybolan arkadaşınızın kız arkadaşı olduğunda konuşmak daha da zor hale geliyordu.
"Ben Demir'e ulaşamıyorum da, nerede olduğunu söylerseniz ben hemen gideceğim" diyen kız ile şaşkın gözlerimi Tolga'ya çevirdim. O da en az ben kadar şaşkın baktığında bir adım atarak elimi öne uzattım.
"Bence bu konuyu içerde konuşalım" dediğimde Elif sonunda kafasını yerden kaldırarak bana baktı ve hızla başını iki yana sallamaya başladı.
Sonunda derin bir nefes alıp da yüzünü ve gözlerini sildikten sonra konuştu.
"Hayır, hayır. Buna gerek yok. Nerede olduğunu söylemeniz yeterli" dediğinde derin bir nefes alarak ne demem gerektiğini düşündüm.
Sorun da bu ya. Onun nerede olduğunu bilen yok.
Tabi. Daha sonra da kollarımızı göğsümüzde birleştirir kızın kalp krizi geçirmesini izleriz.
Kafamı toplamaya çalışırken ona uzanıp kolundan tuttum ve onu içeri çektim. Ayakkabılarıyla salona geçerken ilk defa birinin evde ayakkabıyla gezmesine takılmadığımı fark ettim.
"Sen koltuğa otur. Ben de sana bir bardak su getireyim. Sonra da sen bana ne olup bu hale geldiğini anlat" dediğimde gözlerini benden kaçırıp tekrar yere bakmaya başladı. Neyse ki sonrasında koltuğa oturdu.
Tolga'ya ona bakması konusunda işaret verdiğimde beni sessizce onaylayıp tekli koltuğa oturduğunda ben de mutfağa geçip bir bardak su doldurdum.
Su dolu bardak ile salona geri döndükten sonra suyu ona uzatıp ben de Tolga'nın yanındaki diğer tekli koltuğa oturup onun su içmesini beklemeye başladım.
Bardak tamamen bittikten sonra uzanıp onu sehpaya bıraktı ve başını kaldırıp gözünü sırayla Tolga ve benim üzerimden gezdirdi.
"Ben aslında yüzsüz bir kız değilim. Yani, eğer benle görüşmek istemiyorsa onun peşinden koşmam ama onun beni gerçekten sevdiğini düşünmüştüm" dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
Tamam, onun ortadan kaybolduğunu bilmiyor olduğu belli oluyordu ama şimdi bu konuşma da neydi böyle? Demir, Elif'i görmeden geçirdiği her saniyeden nefret eden bir tipti.
"Bir dakika" dedim anlamaya çalışır bir halde. Hoş, bunu sesli sile getirmek daha mantıklı bir hale getirmiyordu ya, neyse.
"Demir seninle görüşmek istemediğiyle ilgili bir şey mi söyledi?"
Elif sonunda yeni bir hıçkırık dalgasına kapılırken, onu bulduğumda tekmeleyeceğime dair bir söz verdim kendime.
"Bugün, akşam üzeri yani, biz ayrıldıktan yaklaşık bir saat sonra beni aradı. Hep yaptığı bir şey olduğundan da normal bir şekilde açtım telefonunu ama o, normal değildi. Çok soğuk konuştu" dediğinde tekrar hıçkırdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
Literatura Feminina"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
