"Hadi, Çağdaş. Daha ne kadar beklemem gerek?" diye sordum direksiyon üzerinde ritim tutarken.
Adresini sorduğum ilk dakikadan beri, ki bu yaklaşık olarak bin soru önceydi, sadece gözlerini kaçırarak etrafa bakınıyordu. Bir de sessizlik üzerin yapışınca ben de en sonunda arabayı sağa çekmiş ona bakmaya başlamıştım. Belli ki söylemek istemiyordu.
Da, neden?
"Güzelim, tamam. Ailenin adresini verme. Seni de Demir götürsün. Artık neden bunu yapıyorsun diye de soramayacağım. Belli ki bir taraftan utanıyorsun, tanışalım istemiyorsun" dediğimde şaşkın gözlerle bana döndü.
"Ha-hayır. U-utanmıyorum ama bazı şeyler var" dedi başını paspaslara çevirmişken. Hayır ne olabilirdi ki?
"Güzelim, ne var bilmediğim? Söyle de öğreneyim" dediğimde omuz silkti. Ailesi başkasıyla evlensin falan mı istiyordu? Görücü usulü falan? Belki de sevgilisi olursa okuldan almakla falan tehtit etmişlerdi?
Resmen kafamın içinde iki dakikada töre dizisi kurdum, amk! Beyin beyin değil, kanal D senaristi resmen!
"Çağdaş, bana bak da derdini söyle güzelim. Seni yargılayacak değilim. Herşeyinle kabul ettiğimi söyledim zaten" dediğimde tekrar omuz silkti.
Hayır, sanki arap şeyhinin kızı da bu yaşa kadar bizden sakladı, şimdi söylemek istemiyor. Sıradan bir ailenin kızıydı işte. Benimki kadar çatlak bir ailesi vardır en fazla.
"Çağdaş, şimdi üzerindeki tüm saçma teorilerimi ortaya koymaya başlayacağım ama. Hadi" dediğimde başını olumsuz anlamda salladı.
"Pişt! İnanoğllarından Çağdaş. Kaldır kız kafanı" dedim gülerek. Yeter ki yüzüme baksın, ailesiyle de tanışmayacaktım.
"Düşünsene, sen aslında Çınar Tekin İnanoğlu'nun meşhur kızıymışsın" dediğimde kahkahama engel olamadım. Büyükçe bir kahkahadan sonra derin nefeslerle sakinleştim. "Annen de Güneş İnanoğlu tabi" Dediğim an tekrar kahkaha boğuldum.
Şu an kafamdaki senarist kanal d'den netflix'e geçiş yapmış durumdaydı. Yani, bu kadar imkansız bir durumdu bu.
Eğer ailem Çınar Tekin - Güneş ikilisinden oluşsa, bunu bir uçağın arkasına pankart olarak bastırır tüm kampüste dolaştırırdım.
Neyse ki değilim.
Ben sonunda derin nefesler almış ve sakinleşmişken kafamı Çağdaş'a çevirdim. O ise hala başı önünde bekliyordu. En sonunda kendime engel olamayıp gözlerimi devirdim ve uzanıp onu omzunda tutup geri geçtim.
Başını kaldırdığında bile saçları yüzünü örtüyordu. Ben de kemeri çıkarıp ona uzandım ve yüzünü açtım.
Aman allahım!
Ağlıyordu.
Ve, bu benim karnıma ağrılar girmesine sebep oluyordu.
O benimdi ve hiç bir saçma sebep onın ağlamasına neden olamazdı! Brn dahil onu kimsenin ağlatmaya hakkı yoktu.
Uzanıp gözlerini öptüm ve alnına alnımı dayadım.
"Sen ağlama. Ne istersen öyle yapacağız, yeter ki üzülme, güzelim" dediğimde bu sefer sesli ağlamaya başladı.
Yapma ama! Şimdi ben de ağlamaya başlayacağım.
"Ben özür dilerim, Taylan" dedi hıçkırıkları arasından. Ama benim buna bile gücüm yoktu. Baş parmağımı dudaklarının üzerine koydum.
"Gerek yok, güzelim" dedim ve başını iki elimle tutarken ondan biraz uzaklaşıp yüzüne baktım. Gülerek konuştum sonra da.
"Ne olsa seni istemeye geldiğimizde tanışacağız, değil mi? Biraz daha bekleyebiliriz"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşkı Da Yemiş -Night Serisi 2
Literatura Feminina"Şişman ve çirkin olan her kız hikayenin sonunda güzelleşir. Ana düşünce bu" Tabi, genel olarak. Bilirsiniz, bazı kızlar güzeldir. Bazıları da popüler. Bazılar ise patatestir. Şirin mi şirin bir patates. İşte bizim de sevimli sansarımız, ah pardon...
