"Jimin, doldur koçum." göz devirmeye yeltendiği sırada tek kaşımı kaldırmış ve 'bir şey mi oldu?' bakışlarımdan atmıştım. Ben gayet havalı bir tavırda olmama rağmen Jin Ae kolumu sıktığında acıyla inledim.
Ya benim cildim hassastı, neden böyle yapıyordu?
"Biraz daha saçmalarsan seni odana kilitlerim." söylediği buram buram tehdit kokan sözden sonra, yine de tabağımı Jimin'i uzattım. "Doldurur musun sizinkinden? Zaten mısır yerine birbirin-ah!" kolum moraracaktı, cidden bir hafta boyunca mosmor dolaşacaktım.
Kendi evimde bile rahat olamıyordum.
"Al Mi Sun, al." Elindeki tabağı direk kucağıma bırakınca mutlu olmadım dersem yalan olurdu. Sevinmiştim çünkü tek eğlencem komedi filminin yanında bitmesin diye teker teker yediğim mısırlardı.
Ah, birde dram olarak telefondan Yoongi'nin hüzün dolu çocukluk aşkını dinliyordum, aslında okuyordum daha doğrusu.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Misun, ağlıyor musun tatlım?
Misun: Bir farklılık var.
Sen sarhoş değil misin? Niye berabersiniz siz ya?
Yoongi: Ah, farklılık mı? Köşedeki kız pas vermiyor, biraz üzgün. Ondan farklı gelmiştir.
Misun: Siktir oradan, kız falan değil saç rengini değiştirmiş.
Yoongi: Evet saçları daha yumuşak hem de. Geldiğinde biraz elledim de.
Misun: Konu ilgimi çekti. Neredesiniz siz?
Yoongi: Değil mi, çocukluk aşkımı anlatırken sadece görüldü atıyordun.
Alışveriş yapıyoruz.
Misun: Kızın adı neydi? Yani çocukluk aşkının.
Yoongi: Bilmiyorum.
Göz devirdikten sonra engeli basmış ve instagrama girmiştim. Tam bir saattir onun çocukluk anılarını dinliyordum ve kızın ismini bilmediğini söylüyordu. Bazen cidden Yoongi'nin benim için gönderilmiş bir sınav olduğuna inanıyordum.
Gözlerimi kapatarak başımı koltuğa yaslandığımda aklımda bambaşka şeyler vardı. Mesela, kahverengi saçlı Hoseok? Saçının boyası zaten akmıştı, kötü durmuyordu hatta turuncu ve bakır rengine dönmüştü bile diyebilirdim. Ama şimdi, çok farklı olmuştu.
Koltuktan mısır tabağıyla kalkıp kumruları tek bıraktığımda telefondan hala bana gönderilen fotoğrafa bakıyordum. Güzeldi, daha da güzel olmuştu. Annesini anımsatmıştı bana.