XXV

210 26 107
                                        

Yağmurdan ötürü sırılsıklam olmuş saçlarım, çıplak ensemden aşağı ince bir yol oluşturmuşken yapabildiğim tek şeydi kollarımı birleştirmek. Dokunduğu her yeri döven soğuk, çoktan göğsümde kendi krallığını kurmaya başlamıştı, tir tir titreyen çenemin durması için kaslarımı sıksam da bir işe yaramıyordu. Üstüne üstelik, bulunduğumuz yerden kaçarken üzerimde sadece Chara'nın kazağı, dizüstü çoraplar ve bir çift patik bulunması da cabası: Burada soğuktan ölecektim.

Peki ne uğruna? G'nin bir türlü tutturamadığı anahtar deliğini bekliyordum yavaşça vücudum yağmurla birlikte eriyip gidiyor iken. Anahtarların her bir şıngırtısı içimdeki titremeyle bir ritim oluşturmuşçasına uyumluydular, normalde böyle bir şeye gülecek olsam da şu an gereksiz kas oynatacak halim yoktu. Islak havayı sertçe içime çekip, titrek sokak lambası altında kapıya doğru eğilmiş G'ye diktim bakışlarımı.

Lütfen bulsun artık şu anahtarı...

"anahtarlardan hiçbiri olmuyor!"

Harika.

G, anahtarları sertçe yere doğru fırlatarak öfkeli olduğu belli olan surat ifadesiyle birkaç adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp, beni süzdüğünde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Gözleri, ıslak kazağımı (ve muhtemelen altındaki her şeyi) derincesine izliyorken sessizlik içinde karşısında dikilmek oldukça sinir bozucu bir hal almaya başlamıştı. Bu kısa sükuneti kesen lafları, soğuk havada birer kamçı misali şaklıyordu.

"böyle bir havada bu şekilde giyinmek oldukça aptal bir davranış olmuş."

Dediği şeyi idrak etmem biraz zaman alsa da altında yatan anlam sebebiyle istemsizce kaşlarımı çattım. Gerçekten kendini ne sanıyordu? Dediklerini geri almayacağından emin olduğum birkaç uzun saniyenin ardından söylediklerini terslemek amacıyla tam ağzımı açmıştım ki, bir anda bacaklarımın altına kaydırdığı elleriyle saniyeler içerisinde havada buldum kendimi. Ufak çaplı attığım çığlık soğuktan tahriş olmuş boğazımı hırpalıyordu; kollarımı bugün ikinci defa boynuna dolarken içime dolan deja vu hissine engel olamamıştım.

Hoş, bunu zaten birkaç saat önce yaşamış olmama rağmen sanki daha geçmişte bir yerlere dayanıyormuş gibiydi içimde heyecanla titreyen hisler. Yutkundum, içimde bir yerlerde avaz avaz bağıran dürtülerim, gözlerimi kapatmamı söylüyordu, sanki kapatmazsam sonuçları tahminimin de ötesinde bir pişmanlık uyandıracakmış misali... Dediklerini ikilemeden kapattım, zaten açık tutacak halim de yoktu. Bir anda karnımın tepetaklak olması hissiyle mayhoş bir hâl alan vücudum sanki bana yabancı gibiydi.

Pek rahat olduğunu söyleyemeyeceğim, lakin mayhoşluğun geçmesini beklerken G'nin omzumdaki başparmağının hafifçe tenimin üzerinde oynadığını hissettiğime yemin bile edebilirdim.

Belki de yanılmıştım.

Midemi burkan o tuhaf his nihayet geçtiğinde dürtülerim de sessizleşmiş, etraf daha bir durgun hale bürünmüştü. Gözlerimi açtım, lakin bulunduğumuz ortam tahmin ettiğimin de ötesindeydi. Mat siyah bir zemin, yerin karalığıyla yarışan perdeler ve süt beyazı koltuklar, zıtlığın hakimiyetini 'ben buradayım' dermişçesine bağırırken G'nin aniden kollarını çekmesi ile aniden yerle buluşan ayaklarım yorgunluğun da cabasıyla dengede durmakta zorlanmıştı. Neyse ki kendimi rezil edecek herhangi bir davranışta bulunmamıştım. Ayakta düşmeden durabileceğimden emin olduğum an etrafımı daha da dikkatli incelemeye başladım. Gözlerim, her santimi utangaçlıkla süzerken içimde rahat olmayan bir şeyler vardı. G'nin evinde olduğumu anlamam kısa sürmemişti zaten, kahve masasının üzerindeki boş içki bardakları ve küllükten taşan izmaritler bingoyu vurmamda yardımcı olmuştu. Fakat salonun tam ortasında duran benliğimle bile görmemem gereken bir şeyleri görüyormuşum gibi bir hava vardı etrafta. Birkaç adım arkamda varlığını hissettiğim bakışlar sırtımı minik keskin jiletlerle kesiyormuş gibi rahatsızlık verici ve soğuktu, oluşturduğum ilk izlenimimin iyiye yakın bile olduğunu söyleyemezdim.

abandoned memories | undertaleHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin