18 Haziran 1987
Jisung nehrin kenarında uzanmış gökyüzüne bakarken sürekli onu düşünüyordu. Acaba şuan ne yapıyordu ya da şuan mutsuz muydu?
"Buraya geldiğinden beri bir şeyler düşünüyorsun ne düşünüyorsun?"
Felix arkadaşının yanına uzanırken söylendi. Jisung sağ tarafa Felixe döndü. "Sence Minho nasıl biri?". Felix biraz düşünmüş kafasında Minhoyu analiz etmiş ardından konuşmuştu.
"Dışardan bakan ve onunla hiç doğru düzgün konuşmayan bir insan onun huysuz ve suratsız olduğunu düşünebilir. Fakat insanları dış görünüşlerine göre yargılamak kötüdür bu yüzden eminim bu sert yapısına rağmen içinde keşfedilmeyi bekleyen bir çocuk olduğunu düşünüyorum"
"Wooah" Jisung arkadaşının kurduğu cümlelerle büyülenmişti. Bu çocuk büyüdüğü zaman bir şair falan olmalıydı. Tekrar gökyüzüne kafasını çevirdi bulutlarda bir şekil yoktu fakat her zamanki gibi çok güzeldi.
"Bu akşamki eğlenceye katılacak mısınız?"
Çocuklar yavaş yavaş nehirden çıkmaya başlamışlardı. Seungmin yerdeki suyu alırken sordu. Onun ardından Hyunjin ve Jeonginde gelmişti.
"Tabiki de hiçbirimiz bu lezzetli eğlenceyi kaçırmayız"
Jeongin suyunu içtikten sonra Hyunjinin sırtına atlarken konuştu. Hyunjin düşmemesi için bacaklarından tuttu. Seungmin de saçlarını sallayıp kurutmaya çalıştı. "Yavaş yavaş akşam oluyor isterseniz evlere dağılıp annelerimize yardım edelim ve sonrasında çarşıda hep beraber buluşalım."
Herkes onaylayınca tişörtlerini giyip bisikletlerine gittiler. Hepsi el sallayarak ayrı yollara gittiler. Jisung ayağa doğrulup bisiklete biraz daha üstlenip hızlandı. Eve vardığında bahçeye bisikletini koyup bahçe masasına kurabiyeler koyan annesi ve bayan Heinin yanına gitti.
Kurabiyelerden birini alacakken bayan Hei eline yumuşak şekilde vurdu. Jisung elini çekip homurdandı. "Akşama hepsini yersiniz küçük bey" Jisung tekrar gülümseyip mutfağa girdi. Tezgahta Mihonun en sevdiği kurabiyeyi görünce gülümsedi.
Bu onu mutlu eder.
Tekrar odasına çıkmak için merdivenlere geldi. Babası da tam o çıkarken aşağıya iniyordu. Mavi bir gömlek ve siyah pantolon giymişti. Babası asla yaşlı göstermezdi hep aynı karizmatik kalırdı. Fakat hareketleri tam bir yaşlı dedeyi gösteriyordu.
Babasına ufak bir baş selamı verip koşarak odasına gitti. Annesi zaten giyeceği şeyleri hazır etmiş olmalıydı. Odasına girip katlanmış kıyafetleri görünce dediği şeyi onaylamıştı. Hemen neler olduğuna baktığında annesinin ona yeni gömlek aldığını gördü. Bordo üstünde siyah çizgiler olan bir gömlek ve altına siyah pantolon.
Kıyafetlerini giydikten sonra aynada saçlarını düzeltip odadan çıktı. Koridorda biraz ilerleyip anne ve babasının odasına girdi. Sessizce ilerleyip babasının parfümünü aldı ve üzerine sıktı. Çok fazla sıkmadı çünkü kokarsa anlaşılabilirdi. Ardından odadan çıktığı gibi ablasıyla karşılaştı. "Ne arıyorsun bakalım burada küçük yaramaz"
Jisung masummuş gibi görünüp elini ensesine atıp omuzlarını silkti. "Hiç. Hiçbir şey." Hea Young biraz eğildi. "Hmm demek hiçbir şey" Jisungu boynuna yaklaşıp kokladı. "Peki neden babamın parfümü gibi kokuyorsunuz bey efendi?" Jisung yakalandığını anladı fakat kendisi itiraf etmediği sürece net değildi değil mi? "Bu kendi kokum bir kere! Ben güzel kokarım"
Hea Young Jisungun saçlarını karıştırıp güldü. "Peki öyle olsun bakalım" Jisung tekrar güldüğünde ablasının ne kadar güzel giyindiğini yeni fark etmişti. Kırmızı kısa bir elbise, kırmızı eskiden annesinin olduğu belli olan topuklu vardı. Kahverengi saçları salınmış dalgalı ve gümüş halka küpeler. Ablası süslenmeyi çok severdi. Her daim güzel görünmek isterdi. Bunu yapmasına gerek yoktu çünkü o her haliyle güzeldi.
Balkondan korna sesi gelince ikisi de oraya koştu ve balkondan aşağıya baktılar. Jisung o an annesinin de çok güzel olduğunu fark etmişti. Beyaz bir elbise ve üzerine kot ceket giymişti başında da papatyalardan yapılmış bir taç vardı. Bunu kesinlikle babası vermişti. "Hadi gidelim artık daha fazla bekletmeyelim.
Kardeşler birlikte el ele tutuşarak aşağıya indiler. Ardından koşarak arabaya bindiler. Bayan Hei de arabaya binince gitmeye başladılar. Jisung öne uzanıp annesinden kaputtaki gözlüğü vermesini istedi. Annesi gözlüğü biraz temizledikten sonra Jisunga uzattı. Jisung hiç havasını bozmadan gözlüğünü taktı. Bu gözlüğü seviyordu.
Çarşıya vardıklarında biraz uzağına park ettiler. Arabadan inip bagajdaki malzemeleri aldılar. Jisung da yardım ederek eline keki aldı. Keki elinde tutarken kokusu burnuna geliyordu ve açıp saldırmamak için kendisini zor tutuyordu.
En sonunda kurulan büyük masaya geldiklerinde masanın onlar için ayarlanmış bölümüne geçtiler. Çaprazlarında Lee ailesi vardı fakat Minho ortalıkta görünmüyordu. Gelmemiş miydi? Ama bayan Hei en sevdiği kurabiyeden yapmıştı.
Yemekler yenmişti muhabbetler edilmişti. Jisung sürekli Minhonun gelmesini bekliyordu fakat kimse gelmemişti. Sonunda muhabbet bitip kasabanın bir yaşlısı eline megafon alıp eğlencenin yeni başladığını söylemişti. Normalde Jisungun en sevdiği kısma dans etme kısmına gelmişlerdi fakat o hiç mutlu değildi.
Aklına gelen fikir ile eline 2 tane kurabiye aldı ve masadan koşarak ayrıldı. Koşarak bir binanın çatısına girdi.
Bizim yerimiz.
Çatıya çıktığında beklediği gibi Minho oradaydı ve yıldızları izliyordu. Sessizce Minhoya yaklaştı ve arkasından kurabiyeleri çıkardı. Minho görüş alanına giren lezzetli kurabiyelerle bütün odağını onlara verdi. Ardından arkasından Jisung yanına geçip kurabiyeyi ona uzattı. Minho hafif bir baş eğmesiyle teşekkür etti.
Birlikte kurabiyelerini yerken yıldızları izlediler. Kurabiyeler bitince Jisung Minhonun tepkisini görmek için ona döndü. Minho sadece gülümsüyordu. "Şimdi mutlu musun?". Minho Jisungun gözlerine baktı ve kafasını salladı. Jisung da Minhoya güldü ve saçlarını okşadı.
"Bundan sonra her sinirlendiğinde her üzüldüğünde hatta her mutlu olduğunda buraya gel tamam mı?"
Minho kafasını aşağıya yukarıya salladı.
"Söz mü?"
"Söz"
Jisung serçe parmağını Minhonun serçe parmağıyla kenetledi ve tekrar birbirlerine söz verdiler. Her sinirlendiklerinde her üzüldüklerinde hatta her mutlu olduklarında buraya geleceklerdi.
Bir süre daha çatıdan tek başlarına hem yıldızları izlemiş hem de aşağıda dans edenleri izlemişlerdi. Herkes dağılmaya başlayınca onlarda çatıdan aşağıya indiler. Çarşıya varana kadar el ele sakince sokaklarda yürümüşlerdi.
Çarşıya geldiklerinde Minho hiç kimseye görünmeden Jisunga el salladıktan sonra evine doğru koşmaya başladı. Demek ki Minho bu partiye hiç davet edilmemişti. Jisung tekrar ailesinin yanına döndüğünde toparlanmak için onlara yardım etti.
"Jisung neredeydin? En sevdiğin kısım dans kısmıydı fakat sen ortadan kayboldun"
"Dans kısmından daha eğlenceli şeyler yaptım."
"İyi öyle olsun bakalım hadi yardım et bize"
Jisung kafasını sallayıp yardım için tabakları ve boş kek tabağını aldı. Geri arabanın bagajına yerleştirdikten sonra arabaya bindiler. Eve geri dönerken Minhoların sokağından geçeceklerdi. Jisung kafasını yukarı kaldırıp Minhoya baktı. Minho ona kocaman gülümseyerek el salladı.
Minho ilk defa kocaman gülümsüyordu.
--------------------------------
Oy verip yorum yapar mısınız? Bir de beğendiyseniz lütfen arkadaşlarınıza önerin teşekkürler<3
Bir şey söyleyecektim unuttum HUIVFSHVOICOSX
Hah! Bu hikayede belli bir zamana kadar hep yaz tatilleri yazılacak. Yani okula gittikleri anlar değil yaz tatilinde oldukları anlar yazılacak. <3
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SUMMER -Minsung
Fanfiction!✔! Han Jisung bir yaz tatilinde kasabaya bu kadar güzel birinin gelebileceğini ve geleceğini tamamen değiştireceğini bilmiyordu.
