Güneş ışıkları arkamdaki pencereden içeri girmeye başladığı sıralarda yüzümü buruşturarak yattığım yerden doğruldum. Hâlâ uyumaya devam eden Emir'e kısa bir bakış atıp koltuktan kalktım. Sessiz hareket ederek tuvalete gitmek üzere odadan çıkarken geceden açık kalan ışığı kapattım.
Ellerimi yıkarken aynadan kendimi inceliyordum. Çökmüş yüzüm, kızarmış gözlerim ve morarmış gözaltlarımla adeta yorgunum diye bağırıyordum. Kafe beni her zaman çok yoruyordu buna alışmıştım. Ama bu aralar lise son sınıfların gevşemesi, yatan burs paraları, yumuşayan hava derken kafe normalden daha kalabalıktı. Dün en yoğun günlerimden biriydi ve kafeden çıkıp doğum günü partisine gelmek, her ne kadar dahil olmamaya çalışsam da, üstüne gece boyu uyuyamak derken bitikliğin vücut bulmuş haliydim.
Lavaboya eğilip yüzümü de yıkadıktan sonra elime aldığım havluyla yüzümü kurulayarak tuvaletten çıktım. Balkona doğru giderken yine ses çıkarmamaya özen gösteriyordum. Dün gece bıraktığım yerde duran sigara, çakmak ve küllük üçlüsünü pencere önündeki mermerden alıp yere oturdum. Diğer elimdeki havluyu boynuma attıktan sonra beklemeden bir sigara çıkarttım ve ucunu tutuşturdum.
Derin bir nefes alırken boştaki elimle başıma masaj yapmaya çalışıyordum. Baş ağrım gün geçtikçe daha beter bir hal alıyordu. Fazla sesi kaldıramayan biri olarak akşamları canlı müzik veren bir kafede çalışmak tam da benim yapacağım türden bi salaklıktı.
Aslında çalışmaya ihtiyacım yoktu ailemin durumu ortanın üstündeydi. Fakat artık neredeyse 21 yaşına gelmiş bir birey olarak aileme yük olduğumu hissediyor ve onlardan maddi anlamda alabileceğim en az seviyede yardım alıyordum. Zaten Ankara'ya taşınırken buradaki evi bana bırakmışlardı onlardan daha fazlasını isteyemezdim.
Elimle yaptığım masaj da etki etmeyince arkamdaki duvara yavaş yavaş başımı vurmaya başladım. Daha şiddetli bir acı belki şu an yaşadığım ağrıyı geçirir mantığıyla gözlerimi kapatıp vurmaya devam ederken bir anda duvara değil de yumuşak bir şeye vurduğumu fark ettim. Gözlerimi açınca Kerem'in geldiğini ve elini duvarla başım arasına koyduğunu anladım. Bir eli hâlâ başımın arkasındayken diğer elini alnıma koydu. Alnımdaki saçları geri itip tekrar alnımı tuttu ve kafamı geriye doğru ittirdi. Arkadaki eliyle kafamı sabit tutmaya çalışırken önden baskıyı uygulamaya devam ediyordu.
"Daha iyi misin?"
Biraz da olsa etki etmişti ve ağrım hafiflemiş gibi geliyordu. Başımı sallayarak içemeden biten sigaramı küllüğe bastırdım. Tam yenisine uzanacakken ellerini başımdan çeken Kerem paketi benden önce aldı.
"Önce kahvaltı. Boş mideye sigara içme valla kafanı tuttuğum gibi yapıştırırım arkandaki duvara." Sigarayı arkasına saklayarak sinirle kaşlarını çatıp söylediği sözlere gülerek karşılık verdim.
Kolundan tutup dengesini kaybetmesini sağlarken vücudunun üst kısmını balkon demirlerine uzattığım bacaklarımın üstüne devirirken saçlarını karıştırıp bir yandan da söyleniyordum. "Ya sen büyüdün de bana yasak mı koyuyorsun? Sen büyüdün de bana annelik mi taslıyorsun?"
Kahkahalar eşliğindeki şakalaşmamızı bölen kapıdan gelen öksürük sesiydi.
"Günaydın." Emir balkon kapısına bir elini yaslayıp diğer elini arkasına saklamış bir halde bize bakıyordu. Sağ ayağını sol ayağının ucuna bastırırken çekingen hali kendini belli ediyordu.
"Günaydın abisi, gelsene ne bekliyorsun orada?" Kucağımdan doğrulurken elini Emir'e uzatan Kerem, Emir elini tutunca onu yanına yere oturttu.
Kerem kolunu Emir'in arkasından geçirip kafasını göğsüne yaslarken bir yandan da saçlarını okşayarak gece rahat uyuyup uyumadığını soruyordu. O an Kerem'in yerinde olmak için ömrümden 5 ya da 10 yıl hatta varsa 20 yıl bile verebileceğimi düşünüyordum. Ona eskisi gibi dokunmak, sarılmak hatta iki cümleden fazla konuşabilmek için hayatımda ne varsa vermeye razıydım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LİMERENCE (BXB)
Teen Fiction"Ne yaptım ben sana Emir?" "Sen değil Ulaş, ben yaptım. Elimde olmayan sebeplerden dolayı ben getirdim bizi bu hale." 28.09.2021 ~ 19.07.2022
