"Günaydın."
Gözlerimi saatlerdir izlediğim tavandan sesin sahibine çevirdim. Emir, yeni uyandığı belli olan haliyle oturma odasının kapısından bana bakıyordu.
O yattıktan yaklaşık bir saat sonra güneş doğmuş, hava aydınlanmıştı. O zamandan beri gözlerimi kırpmadan tavanı izliyor ve kafamın içindeki seslerle savaşıyordum. Bir yandan Emir'in bu halini düşünüyordum, bundan sonra ne olacağını, dün gece onu korkutan o üç adamı, annesini, babasını, aramızdakileri...
"Günaydın. Dalmışım fark etmedim geldiğini." Yattığım yerden kalkıp oturma pozisyonuna geçerken o da yanıma oturup ellerini izlemeye başladı.
Bir anda kapının yumruklanması ve art arda zile basılmasıyla Emir büyüttüğü gözlerini bana çevirirken ben sakince yerimden kalkıp kapıya yürüdüm. Kapıyı açmamla Kerem'in içeri girip bağırması bir oldu.
"Emir yok abi. Abi Emir yok delireceğim. Nerede bu çocuk? Kimse ulaşamamış. Annesi bende olduğunu söylüyor. Yok abi, bende falan yok. Burçin aradı, ağlıyor kız ama nasıl görmen lazım. Emir'e ulaşamıyorum dedi." Konuşurken aynı zamanda oturma odasına yürüdüğü için benim bir şey dememe gerek kalmadan kendisi Emir'i görüp sustu. Şaşkınlıkla önce bakışlarını bana çevirip sonra tekrar Emir'e baksa da telaşı daha ağır basmıştı ki koşarak Emir'e sarıldı.
"Neredesin lan sen? Öldüm meraktan Emir." Emir bir yandan özür dileyip bir yandan ağlarken ikisini yalnız bırakmamın daha iyi olacağını düşünüp odama yöneldim.
Kapıyı arkamdan kapattıktan sonra Emir'in uyanınca düzelttiği yatağıma baktım. Çarşafları çıkartmış, yeni çarşaf takmış ve eski çarşafları da muhtemelen kirlilerin arasına atmıştı. Yatağa uzanıp kafamın altındaki yastığı çektim. Yastık kılıfını değiştirmiş olsa da belki kokusu sinmiştir diye burnuma bastırıp derince nefes aldım. Yumuşatıcı kokusundan başka koku alamasam da yastığa sarılmaya devam ettim. Yatakta sola dönüp yastığı iyice kendime bastırırken dizlerimi karnıma doğru çektim. Gecenin uykusuzluğu ve önceki günün yorgunluğu derken kapanan gözlerime direnmedim ve uykuya teslim oldum.
-----------------------
Kerem dakikalardır koltukta kendine çektiği Emir'in saçlarını okşuyordu. Çok küçük yaşta kaybetmişti kardeşini. Emir'in her zaman ona yaratıcı tarafından gönderilen bir hediye olduğunu düşünürdü. Annesinin gidişiyle iyice içine kapanan çocuğa kaybettiği kardeşi yerine Emir gönderilmişti, buna inanırdı her zaman. Bu fikrini de sadece babasına ve Ulaş'a anlatmıştı. Babası da Ulaş da bu düşüncelere duygulanmışlardı. O günden beridir öz kardeşinden ayırt etmezdi Emir'i.
Kerem kendine geldikten sonra Emir'den olan biten her şeyi dinlemişti. Önce bir güzel kızmıştı fakat iki gündür gereğinden fazla duygusal olan çocuğun üstüne gitmek istemediği için ona sarılıp çocuğun da sakinleşmesini bekliyordu. Çok şaşırmıştı Emir'i Ulaş'ın evinde görünce. Korkusunu, öfkesini ve şaşkınlığını bir kenara bırakacak olursa hissettiği bir diğer duygu da mutluluktu. Yıllardır araları anlamsız bir şekilde bozuk olan ikiliyi bu halde görmek kardeşi Ulaş adına onu mutlu etmişti. Ulaş'ın Emir'i nasıl sevdiğini ilk günden beri bir kendi bilirdi. Belki bilen tek kişi değildi fakat bütün detaylarıyla bilen tek kişi olduğuna emindi. Başından bu zamana kadar her anına şahit olmuştu bu karşılıksız aşkın.
Emir'in neden Ulaş'a karşı böyle olduğunu bilmiyordu fakat içinden bir ses bu saatten sonra her şeyin düzeleceğini söylüyordu ve o da buna inanıyordu. İnanmak istiyor da olabilirdi. Bu yüzden elinden geldiği kadarıyla bu süreci hızlandırmak istedi.
"Emir, baksana abicim sana bir şey söyleyeceğim."
"Söyle abi." Kafasını Kerem'in göğsünden kaldıran Emir kızarmış yanağını yavaşça kaşıyarak Kerem'e baktı. Yüzünü yere çok hızlı vurduğu için acısı hâlâ geçmemişti, istemsizce yüzünü buruşturuyordu ara sıra.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LİMERENCE (BXB)
Teen Fiction"Ne yaptım ben sana Emir?" "Sen değil Ulaş, ben yaptım. Elimde olmayan sebeplerden dolayı ben getirdim bizi bu hale." 28.09.2021 ~ 19.07.2022
