21

1.1K 91 20
                                        

Büyük pencereden içeriye sızan güneş ışığı dakikalardır hareket dahi etmeyen bedenime ulaşıyordu. Elimi kaldırmak için sarf edeceğim efor bana israf geliyordu. Ev o kadar sessizdi ki, teyzemin yürürken terliğinden çıkan sesi kulağıma gelebilmişti. 

Salona girdiğinde koltukta ölü gibi uzanmış bana değdi gözleri. Sıkıntılı bir bakış ve nefes ile önümden geçerek mutfağa doğru ilerledi. Onu üzmek isteyeceğim son şeydi, bu yüzden o gidene kadar iyi görünmeliydim gözüne. 

Retro posterlerin, köşesinde birkaç ufak müzik aletinin bulunduğu duvardan gözlerimi çekerek yerimde doğruldum. Evi adeta 90'lardan fırlamış gibiydi ve çok hoş bir aurası vardı. 

Bir bardak suyu tekte içtikten sonra salonun ortasında olan kolonun etrafında dolaşarak yanıma oturdu. 20'li yaşlarındaydı ve beni en iyi anlayan insandı çoğu kez. Her zaman yanımda olması bir yana, tıpkı arkadaşım gibi desteklerdi beni her daim. 

"İyi olacak mısın?" dedi eli istemsizce olduğu belli bir şekilde koluma gittiğinde. "İstersen burada kalabilirim ve birlikte vakit geçirebiliriz."

Dudaklarımı birbirine bastırarak kafamı iki yana salladım. Yüzümde zoraki bir gülümseme belirdi. "Ben iyiyim gerçekten. Hem," dedim neşeli bir edayla- öyle olduğunu sandım da denebilir. "Kafeyi erkenden açman gerekiyor." 

Kararsız bir şekilde yüzüme bakmaya devam etmeyi sonunda keserek nefesini üfledi. "Pekala," Mırıldanışı bana ulaştığında yumruk hâline getirdiğim elimi serbest bıraktım. "Çıkıyorum ben, kendine iyi bak." Yanağıma sıkı bir öpücük bıraktı. "Bir ihtiyacın olursa da ara." Kafamı sallayarak onu kalkması adına ittirdim koltuktan.

O yüzündeki gülümseme ile evi terk eder etmez yeniden koltukta uzanır pozisyona geçtim. Uyumak istiyordum, sanki uyusam derin bir kuyu beni içine çekerdi ve ben tüm bunlardan sonsuza kadar kurtulurdum.

Kapı üst üste çalındığında kaşlarım başta çatılsa da aklıma aniden düşen şey ile yerimden fırladım. Dalgınca etrafıma baktığımda kapı bir kez daha çaldı. Elimle alnımı birkaç kere ovduktan sonra kendime gelmek adına yüzüme vurdum avuç içlerimle. 

Ona burada olduğuma dair mesaj attığım tamamen uçup gitmişti aklımdan. Konuşmamıştıkta zaten bu gece. Ne tepki verir, ne söyler kestirmek hiç kolay değildi.

Kendimi de onu da daha fazla bekletmemek adına istemeyerekte olsa kapının yanına vardım. Delikten teyit edercesine baktığımda kafası eğik bir şekilde beklediğini görebilmiştim. Cidden buradaydı ve ben ilk defa bu denli yüzleşmekten korkuyordum.

Yavaşça indirdim çelik kapının kolunu. Ufacık aralanan kapı sonuna kadar açılana kadar gözlerimi ondan ayırmadım fakat o da o süre zarfı boyunca bana bakmadı. Bakışları ağır ağır kalktı yerden. Onu izlemek kolaydı ama bakışlarımızın kesiştiği noktadan sonra bunu devam ettirmek bir hayli zordu.

Ağzımı araladım, söyleyecek bir şey bulamadım. Ne diyebilirdim ki zaten? Her şeyi bitirmek benim hayatımda olan benim kararımdı. Ve bunu kendim için yapmıştım.

"Neden yaptın?" dedi Jungkook, beklediğimin aksine oldukça yumuşak bir tonla. Sesi titremişti ama bakışları asla. "Neden yaptın Chaeyoung?" Yükselen desibeli bedenimi titretti. Gerçek adımla seslenmezdi o hiçbir zaman. Rosie'ye ne olmuştu?

"Yaptım çünk-"

"Çünkü sen birlikte savaşacağımıza dair bir söz verdiğini aklından çıkardın." dedi açıklamama izin vermeden. "Bu olmak zorunda mıydı? Söylesene, kariyerinin başlamadan bitmesi adil mi?!" Beni bu denli düşünüyor olması sızlattı burnumu. "Kendine neden yapıyorsun bunu?"

İçten ısırdığım diş etlerimi serbest bıraktım. "Çünkü çok zor." Sesim buğulu çıkmıştı. "Çok zor ve ben güçlü hissetmiyorum. Tükenmiş gibiyim, ya da hiçbir zaman tükenmeyecek kadar yeterli olamadım."

Kendi söylediklerimi sindirmeme izin vermeden belimden tutarak kendine çekti beni. O kadar sıkı sarıldı ki bana, onu ne kadar yanımda olursa olsun yine de özlediğimi fark edebildim.

"Hepsi benim suçum, her şeyi mahvettim." dedi yüzünü omuzuma yaslarken. Kazağımın açıkta bıraktığı enseme bir gözyaşı döküldü.

Elimi ensesinden saçlarına çıkardım ve okşadım narin tellerini. "Senin suçun değil Jungkook, sadece ben fark ettim ki bu sektör bana göre değil." Ona güzel, pembe yalanlar söylesem hoşuna gider miydi sanki?

"Çocukluk hayalindi Rosie." Kafasını uzaklaştırmaya çalıştı ancak izin vermedim. "Bana göre değil sözü senin gibi genç ve istikrarlı bir kızı da yansıtmıyor. Tüm her şeyi boşversen bile-"

"Yeter." dedim gözyaşlarımı geri göndererek. Yüzünden tutarak onu kendimden uzaklaştırdım. "Lütfen Jungkook,  kes şunu. Senin suçun değildi, kimsenin suçu değildi. Olanlar sadece beni hayallerden çekip gerçekliğe kavuşturdu."

Ağzını açıp konuşacağı sırada onu sertçe kendime çektim ve ufak bir öpücük bıraktım dudaklarına. Onu benden daha çok etkilemişti bu olay, suçluluk duygusu sırtında ağır bir yüke yol açmıştı. Ama şimdi sadece susmalıydı. 

Çünkü ben biliyordum, bu daha başlangıç bile değildi.

goneHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin