"Luke beni evine götür." dedim aynı ses tonuyla. Korkunç bir gün beni bekliyor...
Korkunç bir sırıtma bir an yüzünde belirdi. Bunu hiç istemiyordum ama yapmak zorundaydım. Hastaneden çıktık ve Luke'nin dev kadar arabasına bindik. Bu bir jipti ama çok güzel bir jip (cip).
Yola başladığımızda ikimiz de konuşmuyorduk. Louis beni gerçekten sevseydi beni hemen bırakmazdı. Hemen evine gitmezdi. Bunları kafamın bir köşesine atmaya çalışırken Luke'nin evine geldik. Hava kararmıştı ve benim dizlerim korkudan tir tir titriyordu.
"Geldik." dedi ve arabadan indi. Ben de arkasından indim ve eve girdik. Sorun yok Diana, hiç bir şey olmayacak. O sana hiç bir şey yapamaz. Korkmanın bir anlamı yok. Rahat ol. Diyordu içimdeki ses. Ama bu beni sakinleştiremiyordu.
Ev kocamandı ve bomboştu. Sadece o. O ve. O ve ben. Korkunç bir durumdayım.
"Aç mısın? İstersen yemek hazırlayabiliriz." Yemeğinde bir sorun olmaz değil mi? Spagetti olmazsa olur. Ama spagettiyi hayatta kabul etmem; özellikle aynı tabakta. Asla....
"Olur." dedim ve mutfağa ilerledik. Buzdolabından bir şeyler çıkarıp ikimize de birer sandviç hazırladık.
"Sen şimdi hafızanı mı kaybettin?" dedi bir anda. Kafamı yukarı aşağı salladım ve yememe devam ettim. Ama aklımdaki soruları sormam gerekiyordu.
"Ben nasıl biriydim?" Gözleri gözlerime sabitlendi.
"Şimdiki gibi; çok güzeldin. Sen-" derken lafını kestim.
"Luke nasıl olduğumu sordum; yavşa demedim." diye onu tersledim. Sandviçim bitmişti. O da az bir süre sonra bitirdi.
"Benim uykum geldi." dedi hevesle. Kesinlikle onunla yatmayacaktım. Daha bugün tanıştığım birisiyle neden hemen yatayım ki?
"Peki, yatalım o zaman." dediğimde gözleri büyüdü. Sapık işte; ne olacak? Merak etmeyin; asla onunla yatmam. Ama biraz da oyuna getirebilirim.
"O zaman ben sana giyecek kıyafetler vereyim." dediğinde miğdem bulandı.
"Luke o kıyafetlere asla dokunmam. Tanımadığım insanları getirip- Anladın sen işte. Onların kıyafetlerini giymeyeceğim." Pis pis sırıtıyordu.
"İstiyorsan bu kıyafetleri de giymeyebilirsin."
"Luke sapıksın dedik ama bu kadarını beklemiyordum! Kapa çeneni ve bana odamı göster." Gözler küçüldü, sırıtış ortadan kalktı. Yukarıya çıktı ve bir odaya girip bir şeyler yaptı ve çıktı.
"Gelebilirsin." Ayağa kalktım ve Luke'nin yanına gittim. Bana yamuk gülümsedi ama ben ona hiç karşılık vermedim.
Odaya girdiğimde büyülenmişçesine etrafa baktım. O kadar güzel bir odaydı ki! Duvarlarında martı resimleri ile siyah-beyaz bir odaydı. Sanki önceden geleceğimi biliyormuş gibi duvarda "Diana" yazıyordu. Yatak çarşaflarının deseninde kurumuş gül yaprakları vardı. Tek kelime ile mükemmeldi.
Arkamı döndüm ve Luke'ye gülümsedim.
"Teşekkür ederim Luke." dedim ve hafif yaklaştı. Ben de ona yaklaştım ve kapıyı ittirip kapattım. Hemen ardından kilitleyip sırıttım.
"İyi akşamlar Luke. Ve kapı sana benim yerime güzel bir öpücük verir." dedim ve yatağa fırladım. Yatak o kadar yumuşaktı ki! Başımı koymam ile uyuya kalmam bir oldu.
***
Sabah olduğunda gözlerimi hafif araladım. Uyanmak istemiyordum. Kafamı yastığa gömdüm ve etrafa kulak verdim. O sesi duyunca şok oldum. Banyodan bir su sesi geliyordu. İnanamıyorum! Onun evine gelmekle baştan hata yapmıştım.
Su sesi kesildi ve ben de uyuma taklidi yapmaya başladım. Az sonra kapı açıldı ve tam kapıya ulaşacakken taklidi yapmayı bıraktım.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun Luke!" Sesim o kadar kızgın çıkmıştı ki bunun benim sesim olduğuna inanmakta güçlük çektim.
"Banyo yaptığımı sanıyorum?" dedi soru sorarcasına. Sonradan konuşmaya devam etti. "Tabii gece sen uyuduktan sonra kapıyı zorla açıp yanına yatmamdan bahsetmiyorsan." dedi ve sırıtmaya başladı.
O sinirle ayağa kalktım ve Luke'nin yanına fırladım. Tokadı bastığım gibi burnumdan soluyarak konuşmaya başladım.
"Sen ne yaptım dedin? Luke sen aklını mı kaçırdın?! Ben sana bunu izin vereceğimi mi düşündün?!" Dalga geçer gibi güldükten sonra devam ettim. "Bırak sana izin vermeyi; ben kendime izin vermiyorum anladın mı?! Eğer bir daha böyle bir şey olursa yemin ediyorum ki acımam beni tecavüz etti diye polise gönderirim!" Luke şok olmuşçasına bana bakıyordu.
Arkamı döndüm ve banyoya girdim. Kapıya yaslanıp aşağı çömeldim ve ağlamaya başladım. Bu olay sanki bana tanıdık geliyordu. Gözümün önünde bir an bir anım geldi. Bu birisinin vücuduydu. Bu bir erkeğin vücuduydu. Bu bir erkeğin çıplak vücuduydu. Sadece bir kısmı vardı gözümün önünde. Evet; bu Harry'nin çıplak vücudunun bir kısmıydı.
O bir kısmında kelebek dövmesi vardı. Çok şükür ki çoğu bölgesi yorgan sayesinde kapalıydı. Bunu biz yapmış olamazdık öyle değil mi? Harry ile ben... Bilemiyorum. Eğer böyle bir şey yapmış olsaydık -ki yapmadık- Harry bana bu konuda bu kadar sert davranmazdı. Korkuyorum.
Belki en doğru karar Louis'di? Belki de onun söyledikleri doğruydu? Belki de yalandı... Yanağımdan bir damla yaş sildim. Kafamı kollarımın arasına gömdüm ve sessizce ağlamaya devam ettim. Bu konuyu Harry ile konuşmalıyım.
Ayağa kalktım ve elimi yüzümü yıkayıp dışarıya çıktım. Luke merdivenlerden seslendi;
"Diana, şu kıvırcık seni çağırıyor." Evet, zor zamanlar başlıyor. Korkuyorum...
"Peki." dedim ve Aşağıya indim. Luke'ye hem teşekkürlü, hem de senden nefret diyorum ifadesiyle baktım. O nasıl bir ifadeyse artık...
Dışarıya çıktım ve Harry'nin gerilmiş bir şekilde arabada oturduğunu gördüm. Neden gelmişti? Beni sevmiyordu diye biliyorum. Arabaya yönelip yönelmeme konusunda kararsız kaldım. Harry sağ bacağını oynatmaya (titretmeye) başladığını fark edince arabaya ilerledim.
Son nefesimi alıp arabaya bindim.
Bana en ters bakışlarını attı.
Ben ona bakmaya korktum.
Ama bu korkularımı yenip onunla konuşmaya başladım.
"Louis nasıl?" Uzun bir süre beklememe rağmen cevap gelmedi.
"Harry, cevap vermeyecek misin?" Burnundan soludu. Bir kere başladım; yılmayacağım.
"Ha-"
"Diana kapa çeneni." Stresli gözüküyordu. Ona hatırladığım şeyi anlatmalı mıydım emin değilim. Sessizce "Peki." dedim ve gitmeye devam ettik. Ama benim çok içimde kaldı!
Baya bir trafik vardı ve Harry sessizce küfredip duruyordu. Bir an onun küfürbaz birisi olduğunu hatırladım. Sanki bana da küfretmişti... Diana saçmalama o kadar da değil. Ama benim söylediklerime küfretmesi bana küfretmesi anlamına gelmiyor mu?
Bunları köşeye atıp onunla konuşmaya başladım;
"Harry seni hatırlıyorum."
"Diana beni hatırlaman çok mu garip?" Kafamı iki yana salladım.
"Hayır Harry; senin vücudunu hatırlıyorum..."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
For Reality (Louis Tomlinson)
FanfictionGözlerini açtı ve benim gözlerime kenetledi. O mavi gözleri... Beni öldürüyordu. Sadece bana bakmasıyla içimde büyük bir huzur oluşuyordu ve bu çok güzel bir histi. Kendimi onun kollarına bırakmak istedim ama bunu yapmayacaktım. Ondan olabildiğince...
