"Hayır Harry; senin vücudunu hatırlıyorum..."
Bunu dememle birlikte Harry gerginliğini bir kenara bırakıp sanki "Anneni öldürdüm." demişçesine bana baktı. Damarları sinirinden dolayı çok net gözüküyordu ve direksiyonda olan elleri direksiyonu kıracakmış gibi gözüküyordu. Nefes alıp verişi arttı ve ben de orada büzülüp sadece onu izledim.
Gömleğini tam iliklememişti; bu sayede kelebek dövmesi gözüküyordu ve bu da benim gördüğüm görüntünün Harry'e ait olduğunun bir göstergesiydi.
"Diana bıktım! Biz şu ana kadar herhangi bir ilişkiye girmedik anladın mı?! Saçma şeyler konuşuyorsun ve Louis ile sevgili olmadığını söyleyip çocuğu perişan halde bırakıyorsun!" Dalga geçer gibi güldü. "Seks yaptığımızı (bu arada o iğrenç kelimeyi duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu ve miğdem bulanmıştı.) söylüyorsun şimdi de. Yarın da yanıma gelip; "Harry, çocuğunu karnımda taşıyorum." dersen şaşırmayacağım."
"Harry ama-"
"Aması falan yok! Biz hiç bir şey yapmadık anladın mı?!" Biraz duraksadı. "Şu ana kadar!" Sapık bu çocuk ya! Katıksız sapık. "Bu olaydan asla Louis'in haberi olmayacak ve bu iş burada biter." Tekrar duraksadı. "Ama nereden hatırladığını anlat. Çok merak ettim. Zaten kolyemi bulamadığımdan dolayı tüm gün moralim bozuktu." Varya şu an hem geberene kadar ağlamak, hem de aynı zamanda gülmek istiyorum. Ben nasıl bir varlığım?
Ağlamaklı bir ses tonu ile anlattım. Ama Luke'nin yerine geldiğimde kaç defa benim yapmadığım üzerine yemin ettim. Umarım inanmıştır.
"Diana Louis hâlâ hastanede. Zaten seni görmek istediği için şu an seni hastaneye götürmeye çalışıyorum. Şu lanet olası trafik olmasa daha iyi gideceğiz de. Fakat ilk önce evine götüreceğim. Orada kendine bir bakım yaparsın ve öyle gideriz." Sinirleri yatışmıştı. Nedenini bilmiyorum ama yatışmıştı.
Evim olduğunu düşündüğüm yere gelince arabadan indik ve evime girdik. Tabii burası benim evimse. Ki büyük ihtimalle burası benim evim çünkü evin dekorasyonu tam göz zevkime uyuyordu.
"Odam nerede?" dedim ve o anda gözümde bir anım daha belirdi. Televizyonun karşısındaki koltuğu görünce aklıma gelmişti. Evet, kabullendim. Ben eskiden çok pislik birisiymişim. Çünkü, çünkü tam o koltuktan birisiyle öpüşüyordum. Kelimesi bile tiksindiriciydi.
Bu çok iğrençti ama onun yüzünü hatırlayamıyorum. Sadece... Her neyse bu konuyu konuşmak istemiyorum.
"Yukarı kata çık ve sola dön. Oradaki oda senin odan." Teşekkür edip merdivenlerden çıktım. Sağ demişti öyle değil mi? Her neyse ikisine de bakmaktan bir zarar gelmez.
Sağdaki odaya baktım ve çarşafı buruşmuş bir yatak gördüm. Sanki birisi uyumuştu da kalkınca hiç toparlanmadan gitmiş gibi gözüküyordu. Bu yatağın benim yatağım olup olmadığını kontrol etmek için yatağa eğildim. Orada bir kolye parlıyordu.
Bu bir haç kolyesiydi. Acaba benim mi? Köşesinden uzunca bir saç sarktığını gördüğümde benim olduğunu anladım. Bu ne Louis'in, ne de Harry'nin saçı olacak kadar uzundu. Kolyeyi boynuma taktım ve aynadaki görüntüme baktım. Yakışmıştı.
Dolabın yanına gittim ve açtığımda bir kıyafet olmadığını fark ettim. Demek ki diğer odadaydı. Dışarıya çıktım ve diğer odaya yürürken Harry'nin ne yaptığına baktım. Telefonunda bir şeyler ile uğraşıyordu. Ben de hızlı adımlarla gidip diğer odaya geçtim.
Odadaki dolabın kapağını açınca bunun benim dolabım olduğunu anladım. Ama önce banyo yapmam gerekiyordu. Hızlıca banyoya girdin ve sıcak suyun üzerimden akıp gitmesine izin verdim.
İşim bitince kabinden çıktım. Sıkıca havluma sarılıp odama geçtim. Üzerime kırmızı bir kazak ile altıma da dar bir siyah pantolon giydim. Makyajımı da yaparken Harry içeriye girdi.
"Hazır mısın?" Onca şeye rağmen hâlâ bana nazik davranması beni gerçekten çok şaşırtıyor. Bizim bir geçmişimiz olduğuna eminim fakat bu geçmişin nasıl başladığını, ya da nasıl sonlandığı hakkında en ufak bir bilgim bile yok
Bilemiyorum. Belki düşündüklerim, veya tahmin ettiklerimin hepsi doğrudur? Belki de hepsi sadece birer hayal... Kafa karışıklığından başka bir şey değil. Belki Harry bana göre fazla mükemmeldir? Belki de Louis öyledir? Beni Louis şu an neden çağırıyor ki? Ben onlara ne yaptım da Louis beni bu kadar çok istiyor?
Cevabı çok basit Diana.... Çünkü o sana âşık. Çünkü o sana sırılsıklam aşık. Muhtemelen sen de bir aralar ona âşıktın. Ama, ama şu an o duygu yok. Korkarım ki ama o duygu yok.
O bana hâlâ aynı duyguları hissediyor öyle değil mi? Peki ya ben? Ben ona aynı duyguları hissediyor muyum? Sanki birisini o kadar çok istiyormuşum ama hastaneden çıktığımdan beri onu bulamamışım gibi hissediyorum. Daha doğrusu uyandığımdan beri.
O kişi beni rahatlatacak, o kişi beni mutlu edecek, ve en önemlisi hayata bağlayacak. Ama o kim? Bilemiyorum. Belki Luke? Belki Louis? Belki de Harry? Ama onlar olmayacağını tahmin ediyorum. Onun görüntüsü hâlâ aklımda. Ve o özellikler ne Harry'de, ne Luke'de, ne de Louis'de var.... Bu özellikler sadece onda var. Sadece onda...
Peki "o" kim? Gözlerimin içine baktığında bayılmak istediğim kişi? O beni şu an düşünüyor mu? Yoksa ben sadece olmayan birisini mi hayal ediyorum? Hiç bir fikrim yok. Gözleri... Evet, onun o gözleri... Beni deli ediyor. Ama o gözler kimin? Çıldırmak istiyorum ama o kimin? Şu an basbaya birisine âşığım ama o kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Aptal...
Evet, kaç saattir Harry'nin yüzünde tip tip bakıyorum. O da benim ne yaptığımı anlamak için beni inceliyor. Ağzı biraz yamuk ve tek kaşı kalkmış. Bu bana birisini hatırlattı. Biraz yamuk gülümsedi ve elini yüzümün önünde "huhu?" yapmak isterimişçesine salladı.
Ben de bu yaptığı üzerinde gözlerimi kırpıştırıp ona gülümsedim. "Özür dilerim, dalmışım." dedim ve o da hafif güldü.
"Dudaklarıma mı?" Evet, şu an kıpkırmızı kesilmiştim. Hem de o kadar kırmızı ki... Utanç... Senden nefret ediyorum...
"Ah, çok özür dilerim. Gerçekten düşündüğüm şey o değildi. Yemin ederim." Hâlâ tek kaşı havada ama bu sefer daha çok gülüyordu. Kes sesini ben burada utancımdan geberiyorum sen orda kıs kıs gülüyorsun.
"Tabii öyledir." İnanmıyor. Kahretsin ki inanmıyor. Bir bıçak getirin, ya kendimi keseceğim; ya da onu bıçak zoruyla inandırmaya çalışacağım.
"Ya Harry saçmalama lütfen! Ben burada utançtan geberiyorum sen ne diyorsun." dedim ve daha çok gülmeye başladı.
"Yani dediğim doğru mu? Diana, masum gözükmeye çalışma daha çok batıyorsun."
"Kes sesini Harry." Kolyeyi gösterdim. "Şu kolye adına yemin ederim ki (tövbe ya Rab!) bu bir yalan." Harry'nin gözleri kolyemde kaldı.ve bana daha çok yaklaştı. Ellerini kolyelerime deydirdi. Bir yandan da boynuma deymesi benim tüylerimi ürpertmişti. Bana daha çok yaklaştı ve bu hareketi benim daha çok korkmama neden oldu. Nefes alamıyordum.
"Diana?" Cevap vermek istemiyordum. Ve muhtemelen de vermeyecektim. Az sonraki sözü benim donup kalmama neden olmuştu. "Diana? Seni öpebilir miyim?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
For Reality (Louis Tomlinson)
FanfictionGözlerini açtı ve benim gözlerime kenetledi. O mavi gözleri... Beni öldürüyordu. Sadece bana bakmasıyla içimde büyük bir huzur oluşuyordu ve bu çok güzel bir histi. Kendimi onun kollarına bırakmak istedim ama bunu yapmayacaktım. Ondan olabildiğince...
