Part 33

235 26 14
                                        

"Sakin ol Diana, her şey geçecek..."

Bu sesin yaydığı korkunun içimde dağılmasına izin verirken şaşırtıcı bir şekilde sakinleşip durduğumun farkına vardım. Sımsıkı kapattığım gözlerimi ve sıktığım dişlerimi serbest bırakmış; usul usul nefes alma seslerimizi dinliyordum.

Louis de sıktığı ellerimi serbest bıraktı ve bir anda ellerime kan gidebilince garip bir his oluştu içimde. Gözlerimi yavaşça açtım ve Louis'in masmavi gözleriyle benim gözlerimin içine baktığını gördüm.

"Louis." dedim fısıltılı bir sesle. Neden böyle dediğimi bilmiyorum. Hani filmlerde falan olur ya, belki oradan kaynaklanıyordur.

"Kormuyorsun öyle değil mi?"

"Korkmam için bir neden göremiyorum."

"Ben de göremiyorum ama titremen bir şeyleri açığa çıkarıyor." Hafif gülümsedi. Ben de o arada yeri kazıp, içindeki tarihi eserleri çıkarıp, kenara koyup, yerin içine girdim ve üstümü de yarımyamalak kapattım. Ne diyorum ben ya!

"Ben, korkmuyorum. Biraz üşüyorum; belki o yüzdendir." Üşümüyordum; sadece bahane arıyordum. O da bana inanmadığını belli ederek alaycı bir ifadeyle bana baktı.

"Sen buraya nasıl geldin?" Konuyu aniden değiştirince bir anda yüz ifadesi garip bir hâl aldı.

"Nasıl mı? Arabayla." Ha-ha-ha!

"Louis, ben çok ciddiyim. O sevgili Bethany'in nerede? Unuttun mu onu yoksa? Aklından birkaç saniyeliğine çıktı mı?" Söylediklerim karşısında şoke olmuşçasına bana bakıyordu. Tam konuşacakken susturdum.

"Sus. Sadece sus. Biraz sus ve beni dinle. Bethany yanlış, anlıyor musun? Her ne kadar çocukluk arkadaşım olsa da. Harry'i gerçekten sevmiyor. Asıl beni sevmediği için ona bunları yapıyor. Başından beri hepsi numaraydı.

Ve bu numarada 2. kişi sen oluyorsun. Ya da 2. aptal diyeyim. Şimdi kullanılma sırası sende. Şimdi, tekrar olmayan bir nedenden dolayı beni üzmek için seni kullanıyor. Bunun farkına var. Sadece bunlar basit bir oyun. Sadece basit bir oyun. Anlıyor musun?" Kafasını 'evet' anlamında salladı.

"Pekâlâ, bu oyunun bir aşaması olmak istiyor musun?"

"Bunu bilmem gerekiyor, öyle değil mi? Doğru cevabı?"

"Evet, bilmen gerekiyor."

"Ama bilmiyorum." Bu sözleri kalbimi gerçekten hayatımda hiç olmadığı kadar acıtmıştı. Ama çok fazla acıtmıştı.

"Ne demek bilmiyorum?" Gerçekten çok garip bir duyguydu; üzüntü, şok, sinir.

"Bilmiyorum işte. Sadece bildiğim bu oyunun bir intikam olacağı."

"Louis, lütfen. Sen ciddi misin? Gerçekten acıdan kahrolmamı istiyor musun?"

"Sen bana çektirirken istiyor muydun? İstemesen de yaptın değil mi? Aynı sonuca varıyoruz. Şimdi de sıra bende." Suratına sinsi bir gülümseme yerleştirdi.

"Louis, lütfen. Yalvarıyorum bana daha kötüsünü yapma. Beni anlamıyorsun! Benim çektiklerimi anlamıyorsun! Ve asla da anlamayacaksın!" Sinirimden ve üzüntümden şiddetli bir ağlamaya mahküm oldum. Ama hıçkıra hıçkıra ve yeri göğü sarsa sarsa ağlıyordum bildiğin.

"Asıl sen beni anlamıyorsun Diana. Beni anlamıyorsun. Ben de seni anlamıyorum. Ama sonunda ikimiz de birbirimizi anlayacağız değil mi?"

"L-ouis! L-ouis! L-lütfen! (Tirelerde "-" hıçkırıyor) Beni anlamıyorsun! Kardeş acısı hiç çektin mi? Anlayamazsın çünkü senin kardeşin bile yok!" Daha şiddetli ağlıyordum. Galiba biraz daha şiddetlenirse gözlerim yerinden çıkacak.

For Reality (Louis Tomlinson)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin