iyi okumalar.♡
-
Korkuyla gözlerimi açtığımda kolumun iç kısmında, diş izleriyle oluşmuş, kan sızan yarayı gördüm.
Korktuğum şey sonunda başıma gelmişti ve buna nasıl tepki verebileceğimi bile bilmiyordum. Öylece yaraya bakıp kalmıştım. Sonumun böyle olmaması gerekiyordu...
Evet, ölmeyi hakeden biriydim ama bu şekilde ve bugün ölmemeliydim.
Kafamdaki düşünceler gittikçe karmaşık bir hal alırken kendimi toparlamaya çalıştım. Ama ayakta durmam gerekirken, bacaklarımın gücü bile kesilmişti.
Hayatta kalamayacağım belliydi, en azından Yunho için bir şeyler yapmalıydım. Bu yüzden boynumdaki silahımı çıkarıp kenara bıraktım. Daha sonra gözüme çarpan kaloriferin önüne oturdum. Belimdeki kelepçeyi çıkarıp halkalardan birini yaralı koluma, diğerini boruya sabitlemiştim. Anahtarını da uzanamayacağım bir yere atmıştım. Bu yardım gelene kadar beni Yunho'dan uzak tutabilirdi.
"Mingi dayan lütfen, çok az kaldı!"
Gözlerim dolmaya başlarken cevap verememiştim. Ona sürekli yanında olacağımı ve her şeye karşı koyacağımı söylemiştim. Yalancının önde gideniydim işte. Bu sözümü bile tutamamıştım. Şimdi tamamen sonsuzluğa gömülecektim ve onu koruyacak kimse kalmamıştı. Gerçi ben ne zaman onu koruyabilmiştim ki...
"Hemen geliyorum!"
Gömleğimin kolunu aşağı indirip yaranın üstünü kapatmıştım. Yerde birikmeye başlayan kan gölünü nasıl gizleyeceğim hakkında da bir fikrim yoktu.
Salona girdiği an gözleri kolumu bulmuştu. Kelepçeyi gördüğü için kaşları çatılınca yüzüne bakmaya devam edememiştim. Sözlerini hiç tutmayan biri olarak gözlerinin içine bakmaya bile utanıyordum artık.
"Mingi ne oluyor?"
Ağzımı açıp tek kelime edememiştim. Bu durumu nasıl anlatabilirdim ki zaten...
"Bir şey soruyorum. Bu kan ne?"
Yanıma yaklaşıp dizlerinin üzerine çöktü. Engel olmaya çalışsam da kolumu tutup gömleğimi yukarı sıyırmıştı.
"Mingi... Bir yere çarptın değil mi? Ya da, düştüğünde oldu. Öyle değil mi? Bir şey söylesene..."
Gözlerimin içine bakarken nefret ettiğim ifadeyi takınmıştı yine. Ağlayacak gibiydi. Başıma ne geldiğini çok iyi biliyordu ama inanmak istemiyordu.
"Yaralandım deme, yalvarırım..."
"Üzgünüm..."
Başını iki yana sallayarak dudaklarını birbirine bastırdı. Onu böyle üzgün görmek öldürüyordu beni. Bir kez daha hayal kırıklığına uğratmıştım. Gözlerinden akan yaşlar içimdeki yangını harlamaktan başka bir işe yaramıyordu.
"Mingi... Yalan söylüyorsun. Sen bu kadar dikkatsiz davranmazsın. Bu da her zamanki şakalarından biri, değil mi?"
Çaresizliğin omuzlarıma bu kadar ağır geleceğini hiç düşünmezdim. Öleceğim günü beklerken, şimdi ölümden korkuyordum. Yanımdan ayrılmayarak benim için gözyaşı döken adam uğruna biraz daha yaşamak istemiştim sadece...
Umutsuzca başımı iki yana salladığımda birkaç damla daha düştü gözlerinden. Son saatlerimi yaşarken bile onu ağlatmayı başarabilmiştim, gerçekten büyük bir tebriği hakediyordum.
Uzanarak yeleğimin önündeki telsizi aldıktan sonra ayağa kalktı ve tuşlarına basıp ağzına yaklaştırdı.
"San? Seonghwa? Duyuyor musunuz beni?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
doctor's soldier | yungi
Fanfictionhükümet ülkenin en iyi doktorunu araştırma için, en iyi askerini de onu koruması için felaket bölgesine gönderir. [020422] [woosan+seongjoong+jongsang]
