Tek kaşımı kaldırdıp ona baktım ama o çoktan önüne dönmüştü. Bir anda neden bu kadar soğuk ve kaba davrandığını anlamadım. Sadece nasıl olduğunu bilmek istemiştim. Nedensiz yere gözlerim dolmuştu. Neden bu kadar alındığımı bilmiyordum.
James'in Ağzından...
Onu kırmak istemedim ama ona yalan söyleyemezdim. İyi değildim. Uzun zaman sonra onun adını duyduğum içindi. Derin bir nefes aldım. Ona göz ucundan baktığımda ela gözlerinin dolduğunu gördüm. Ona sarılmak istedim. Bir şey söylemek... Ama eğer ağzımı açarsam onu üzecektim. Nedensiz yere dişlerimi birbirine bastırdım. Neden bu kadar önemsediğimi bilmiyorum.
Ally'nin Ağzından...
Camdan dışarı baktım. Eve gelmiştik. Herkes eve girdi. James hemen odasına çıktı. Bende odama. Emily yatağa oturmuş beni bekliyordu. Artık yalnızken bizle konuşuyordu. " Naber?" dedim yatağıma otururken. " İyi. Sen?" Artık kekelemiyordu. En kısa zamanda bizim takımla da konuşmaya başlayacaktı." İyi. " Emily bu takımda en çok yakın olduklarımdandı (Sophie ve David dışında herkese yakındım.) "Emily..."
"Hı?"dedi bilgisayarda müzik dinlerken.
" James'in sorunu ne?" Bana baktı ve bilgisayara geri döndü.
" Bence bunu ona sormalısın."
"Nasıl? "
"Aynı evde yaşıyorsunuz."
Terliklerimi giyip odadan ayrıldım. James'in kapısını çaldım. Ses gelmedi. Daha sert çaldım. Ses gelmedi. Kapıyı araladım. İçeride kimse yoktu. Tuhaf. James hep odasında olurdu. Belki bir yere gitti diye düşündüm. İçerisi bayaaa büyüktü. Oda ikiye ayrılıyordu. Bir yerde odası. Yatak, komodin, ayna... Diğeri kocaman bir kütüphaneydi. Kitap konusunda çok seçiciydim. Hemen her kitabı sevmezdim. Kütüphanenin ortasında bir masa bulunuyordu. Üstünde kusmuk yeşili bir kitap vardı. Masaya ilerleyip kitabı elime aldım. Kapakta anlamadığım bir dil yazılıydı (almanca). Kitabı açtım. Belki bir resim yada bizim dilimizde bir yazı bulurum diye.
Kaç dakika geçti bilmiyorum ama ben hala deftere bakıyordum. Kapıdan tıkırtı gelince kapıya baktı. James, altında siyah pantolonu ama üstü yoktu. Saçları ıslaktı. Belli ki duştaydı. Gözüm istemsiz olarak sol göğsünün üstündeki kılıç dövmesine gitti. Üstünde bir yazı vardı. Ama yine ve yine almancaydı. " Be-ben şey-" sözümü bitirmeden konuşmaya başladı. " Burada olmaman gerekirdi. Bir sorun olduysa ve içeride ben yoksam, o zaman başkasından yardım iste." dedi korkutucu derecede
