61

16K 580 198
                                        

🦋

Arabada sessizlik sürerken birden durdu. Etrafıma baktığım da, ormanlık bir yoldaydık. Kaşlarımı çatarak ona baktım.
Ama konuşmadım, çok konuşuyorsun demişti ya!

"İn"

Aşağı indiğim de, havanın karanlığı beni ürpertmişti.
"Bir aydır yoksun, yokum. Yaktın gittin, karar aldın. Seni seve bilirim dedin, sana bir şey diyeceğin dedin. Beni yine yaraladın gittin, ben böyle yaşayamam! Bu düşünceyle yaşayamam."

Dediğin de,derin nefes aldım. Sesi o kadar çaresiz di ki, kalbim acımıştı.
"Ben..ben seni kabul ediyorum Amir. Ama hayatını kabul edemem." Dediğim de bakışları parlamıştı.

"Beni seviyormusun?"

"Galiba" dedim hafif gülerek.
Amir şaşkınlıkla güldüğün de, ben de güldüm.
"Sen gerçekten mi söylüyorsun?" Başımı salladım.
"Evet ..ama engel yine sensin Amir, senin hayatın. Bak.." dediğim de ellerini tuttum.

"Bak uzak dur bu hayattan, ikimiz gidelim."

Amir sıkıntıyla nefesini dışarı verdi.
"Senin için gerekirse canımı da veririm" vermişti zaten.
"Ama anlamıyorsun, ben bu işin kenarında değilim ki, tam oratsındayım. Bu iş benim, benim çocukluğum,hayatım. Ben bıraksam bu işi, bizi yaşatmazlar. Anlıyormusun yaşamak için."

Alayla güldüm.
"Yaşamak için? Asıl sen anlamıyorsun! Bu hayatta kalırsak ölürüz!"

"Benim hayatım bu! Beni böyle sev. Güzelim, bak bana bir şans vermişsin hm? Boş ver her şeyi" dediğin de ellerimi tuttu. Sinirle ellerimi geri çektim.

"Unut beni Amir, ben de seni unutacağım. Bu hayatta yaşamam!" Dediğim de düz yola taraf koştum. Göz yaşlarım aktığın da, kalbim fazla sıkılıyordu. Aramızda ki, tek engel onun kirli hayatıydı..

"Nihan!"

Daha hızlı koştuğum da, ormana girdim. Göz yaşlarımı sildim. Sırtımı ağaca vurduğum da, derin nefes alarak burnumu çektim. Etrafıma baktım, ee nerdeydi Amir?

"Amir?"

Dediğim de etrafa gezindim. Ama yoktu. Kalbime düşen korku ile yola çıkmak istedim.
"Amir?! Nerdesin?" Arkadan bana sarıldığın da, kalbim rahatlamıştı.
"Bu can bedenden çıkana kadar, sen benimsin ben de, senin" dedi.

Yüzümü ona döndüm.
"Hani vazgeçmiştin?" Dedim masum tavırla. Dudakları kıvrıldığın da, yüzümü hafif parmak ucuyla okşadı.
"Senden değil, senin için çırpınmaktan demiştim."

"Canımı yakmak istiyordun?"

"İstiyorum, hala. Ama bunu tam farklı acıya çevire biliriz" derin nefes alacağım sırada, dediği şeyi anlamamla nefesim boğazımda kaldı. İyice azmış!
"Acı vermeyi seviyorsun galiba?!" Dedim ondan ayrılarak.

Alaylı gülüşü kulaklarıma doldu. Yavaş yavaş ormanda yürüdüm.
Bu saate ormanda ne işimiz vardı?!
Adımlarımı yavaşlatarak, arkama baktım. Amir öylece yerinde durmuştu.
"Gelsene ne yapıyorsun?!"

"Ben burda kalacağım, gidiyorsan git yada gel"

Diyerek arkasını döndü ve gitti. Ne yapıyor yine?
"Ormanda mı kalacaksın?!" Cevap vermemişti. Benden baya uzaklaşmıştı. Korkuyla etrafıma bakarak koşarak Amirin ardından gittim. Yine kendi isteğini yaptırıyordu!

Nefesim yetmediğin de, durdum.
"Dursana yoruldum" durmamıştı. Ben onu nasıl durduracağımı biliyordum. Canını acıtmak istiyorum demişti, bakayım canım acıyınca ne yapacak.

Kendimi yere attığım da, bağırarak inledim.
"Ahh!" Amir durarak bana baktı.
"Ayağım, ayağımı burktum" hemen yanıma geldi. Aşağı oturduğun da ayağıma baktı.
"Çok mu acıyor?" Dedi bileğime bakarak.

"Senin yüzünen? Niye beklemiyorsun?"

"Acımıyor galiba, hala susmuyorsun"

"Çok acıyor" dediğim de beni kaldırdı.
"Yavaş olsana! Canım acıyor burda" gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Tamam gel" dediğin de, kolumu boynuna attı. Olduğum yerde durdum.

"Kucağına alsana" dedim ağlamaklı sesle. Bizi buraya o getirmişti, cezasını çektsin.
Beni kucağına aldığın da,
"Nereye gidiyoruz? Yoksa burda da mı evin var?" Tabi ki, vardı. Kendisi bilerek buraya gelmişti.

"Var"

Ne çok evi var ya!
Önümüzde beliren evi gördüğüm de Amire daha çok sokuldum. Onu seviyordum, ona alışmıştım. Onu istiyordum, ama hayatını istemiyordum.

Amirin kokusu burnuma dolduğun da, gözlerimi kapattım. Acaba ağırmıydım?
Kapıyı açarak içeri girdi. Burası tam bir dağ eviydi. Her yer odun kokuyordu. Beni yatağa yatırdığın da, bir an unutarak ayağa kalkacaktım. Sonradan aklıma gelerek durdum.

"Acıyor mu?"

"Öpsen geçer?"

Dediğim de, bana baktı.
Bana yaklaştığın da, reflex olarak kendimi arkaya ittim. Dudağımla yanak aramı öptü. Elini yanağıma koyduğun da, dudağıma gömüldü. Gözlerimi kapattım. Elimi yanağına koydum. Ve karşılık verdim.

Ayrılınca yüzüne nasıl bakacaktım?!

Diğer elini de, yanıma kodu. Beni kendisine çektiğin de, dilini ağzıma itti. Elimi boynuna koyarak hafif okşadım. Dilimiz dans ederken, Amir alt dudağımı emdi.

Daha fazla dayanamayarak onandan ayrıldım.
"Senden uzak duramıyorum, ne yaparsam yapayım elimde değil. Her yerde, her kes de, seni görüyorum, seni arıyorum." Dediğin de onu hafif ittirdim.

"Beni İremde mi arıyorsun?"

"Kıskanıyormusun?"

Ona yaklaştığım da, önce gözlerine sonra dudaklarına baktım.
"Emin ol senin kadar değil"

"Seni istiyorum...hep istiyorum. Ama beni yanlışlarımla, kötülüklerimle sevmeyip, bir herife koşman, senin için çabalamamın boş olduğunu anlatıyor"

Alayla güldüm.
"Suç bende mi? İğernç bir hayat yaşayan sensin ben değil! Seni kimese tercih etmedim! Sadece gittim, senden değil hayatından gittim. Bir mafya karısı olamam."

"Ama karımsın?"

"Boşanacağız"

Masada ki, vazoyu tek eliyle yere fırlattı.
"Asla olmayacak! O Gedizi de gömerim! Seni de bana mahkum ederim Nihan. Beni sınama"



E ben boşarsam boşanacaksınız????

Aşk-ı ızdırapHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin