Bölüm 28: Piknik

334 30 17
                                    


                           Duru'dan...
                          3 gün sonra.

Sonunda her şey yoluna girmişti. Hastane kılıklı yerden çıkmıştım. Artık kendi başıma yürüyebilir durumdaydım. Dikişlerin zorlanmaması için uzun yürüyüşler yapamıyordum.

Dolunay, Mert ve Çağatay büyük patron ve Azrailden saklanmak için bizimle kalıyorlardı. Dolunay benim odamda, benimle kalıyordu. Geceleri yarama bir şey olur korkusuyla yanıma yatmak istemese de zorla yanıma yatırıp kokusuyla uykuyla dalıyordum.

Doktorun yazdığı reçetede ki ilaçlar fasa fisoydu. Bana iyi gelen tek şey, kızıl saçlı kadınımın gülüşüydü. Kokusuyla uyuyup, kokusuyla uyanmaktı.

İşleri uzaktan takip ediyorduk. Kıvançla sürekli irtibat halindeydik. Uyuşturucuları dışarıya okutmaya başlamışlardı. Büyük patrondan ses seda yoktu. Kaçmıştı, ya da kaçmak üzereydi. Azrail ona nefes aldırmıyor, bir yandan da her yerde bizi aratıyordu.

Aslının annesi, Azraile olan borçlarını ödeyip bizimle bağlantılı olduklarını belli etmeden sessiz sedasız taşınmışlardı.

Yeni korumalar almıştık, içlerinde ikizler de vardı. Artık bizim için çalışıyorlar, dokuz koruma ile beraber evimizin çevresini ve evi koruyorlar.

Çağla iyileşmişti, dikişlerine dikkat ediyor, ağır hareketler yapmıyordu. Adel, ortalıkta yoktu. Siktir olup gitmişti, onu gördüğüm yerde öldürecektim.

Görkem zorluk çıkarmadan bizimle kalıyordu, hatta oldukça mutluydu. Bizi sanırım sevmişti, yüzünden gülüşü eksik olmuyordu. Arada şarkı söylüyordu, arada hep beraber oyun oynuyorduk. Ayağı hâlâ alçıdaydı, bu yüzden fazla hareket edemiyordu. Aslında bir yandan işimize geliyordu çünkü sürekli onu gözetlememiz gerekiyordu.

Şimdilik her şey yolundaydı. Can, silah ve adam bulma konusunda yardımcı oluyordu. Bir çok yerden mühimmat bekliyorduk. Azrail geldiğinde hazırlıklı olmak için elimizden geleni yapıyorduk.

Dolunay'la aramız iyiydi. Adel konusunu her ne kadar kapatmaya çalışsam da içimde ki sinire engel olamıyordum.

İçtiğim sigaramdan bir kaç derin nefes aldım. Biraz hava almak için bahçeye çıkmış, puflardan birine oturmuştum. Sanki korona zamanını tekrar yaşar gibiydik, evden dışarıya adım atamıyorduk. Bu durum, büyük patron gidene kadar olan geçici bir süreçti. 

Sabahın erken saatlerindeydik, saat yediye gelmek üzereydi. Hava yeni açılıyordu, biraz serindi. Neden erkenden kalktığımı bilmiyordum ama sürekli uzanıp durduğum için dinlenmekten yorulmuştum.

Evet, insan dinlenmekten de yorulabiliyor. Artık yattıkça, yatak götüme başıma batıyor gibi geliyordu.

Herkes odalarında uyuyordu. Dolunayı uyandırmadan yataktan çıkmak için resmen savaş vermiştim. Savaşı tam kazanamamış olmalıyım ki bir adet kızıl kafa görüş alanıma girdi.

Bahçeye girip meraklı gözlerini üzerime dikti. Serin havanın yüzüne çarpmasıyla üşümüş olacak ki, saten geceleğinden açık kalan omzunu kapatıp, kollarını birbirine doladı.

"Hayatım ne yapıyorsun burada? İçeri geçelim hadi üşüyeceksin.''

Onun daha fazla üşümemesi için elimdeki sigarayı yere atıp ikiletmeden kalktım. Beraber odaya geri döndük. Bu kız siyah saten geceliğin üzerinde ne kadar güzel durduğunu gerçekten bilmiyordu.

Aşırı seksi gözüküyordu ve ben kendimi tutmakta zorlanıyordum.

Onu süzmeye devam ederek yatağa oturdum. Yanıma gelip ellerimi tuttu. "Üşüdün mü?"

SÖZ (GirlxGirl)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin