Bölüm 34: Korku

152 12 0
                                    

Mert şaşkın bakışlarını üzerime dikmişti. Berkay yanıma gelip ellerini omzuma koydu. Sandalyeye beni yavaşça oturtup mavi gözlerini gözlerime dikti. Ellerim titriyordu, korktuğumu belli etmemem gerektiğini biliyordum ama korkuyordum.

"Anlat bize Duru, aklında dolaşan düşünce ne?" Dedi Berkay sesini endişeden uzak tutarak.

Seslice yutkundum. "Kıvanç, Büyük patrona çalışıyor. Bu yüzden büyük patron gitmedi. Hem Savaşla ittifak kurdu, hem de Kıvançla. O adamları, korumalarımızın arasına sokmasının sebebi uyuşturucuları çalıp büyük patrona vermek değil. Oranın başına Büyük patronu geçirmek. Sadece uyuşturucuları değil, korumalarımızı da alacaklar. Oradaki herkesi, büyük patrona itaat etmeye zorlayacaklar. Etmeyenler ölecek. Bu sayede hem uyuşturucular onun olacak, Hem de bir ordusu olacak. Bizimse.. Hiçbir şeyimiz kalmayacak. Tahminine göre, adamları dikkat çekmemek için yavaş yavaş bizim korumaların arasına sokuyorlar ve 10-15 kadar adama daha ihtiyacı var bu darbeyi yapmak için. Biraz daha zamanımız var. Acilen harekete geçmeliyiz."

Çağatay abi sesli bir küfür savurdu. "Hassiktir."

"Orayı kaybedersek, bir hiç oluruz." Dedi Çağla ayaklanarak.

Aslı panik halinde volta atan Dolunayın kolundan tutup, sertçe kendine doğru döndürdü. ''Ne yapacağız?!'' diye sordu endişeyle.

Dolunay ne yapacağını bilemez şekilde derin bir nefes aldı. "Mert'i tek gönderemeyiz, bende gideceğim."

"Ne? Saçmalama!" Sandalyeden kalkıp Dolunay'a doğru adımladım.

"Ne gitmesinden bahsediyorsun?" Diye sordum sesimi kontrol etmeye çalışarak.

Dolunay bana doğru adımladı. "Güzelim, başka çaremiz yok. Oraya gidip ibreti alem olsun diye herkesin önünde Kıvancı öldüreceğim."

Kafamı hızla iki yana doğru salladım. "Dolunay, gittiğinizde çok geç olabilir. Planı erken uygularlarsa, kendi adamların seni öldürmeye çalışabilir."

Dolunay kararını vermişti, bunu gözlerinden anlayabiliyordum. Bakışlarını kendinden emin bir şekilde Mert'e dikti. "Bu yüzden bir saate yola çıkacağız. Hazırlan."

Bu bir kabus muydu? Gerçekten gidecek miydi? Delirmek üzereydim. Yarım saat öncesine kadar her şeyin kontrolünün bende olduğunu düşünüyordum, oysa şimdi her şey değişmişti.

Bende geleceğim demek istedim. Onu korumak istedim ama içten içe biliyordum ki, merdivenleri bile çıkarken zorlanan ben oraya gidersem bizim ölümümüze sebep olabilirdim. Yaralı ve güçsüzdüm. Gözlerimin dolmasına engel olamadım.

İlk defa, herkesin önünde çaresizdim. İlk defa, ben halledeceğim deyip planlar yapamıyordum. İlk defa, aşık olduğum bir kadını ölüme yolluyordum.

Gözlerimden yaşlar akarken, kafamı aşağıya doğru eğdim.

Can yanıma gelip beni sarstı. "Öylece gitmesine izin veremezsin Duru! Bir şey yapmamız lazım. Bu plan çok riskli, başka bir plana ve zamana ihtiyacımız var. Ne yapacağız?"

Kafamı yerden kaldırmadan konuşmaya çalıştım. "B-bilmiyorum." Duygularımı kontrol etmem gerekiyordu fakat edemiyordum. Güçsüzdüm, Dolunayın bacağına yapışıp gitme diye yalvarmakla, silahı kafasına dayayıp gidemezsin demek arasında gidip geliyordum. Herkes benden plan beklerken, ben ilk defa çaresizce kekeliyordum.

Çağatay abi aramızda ilk toparlanan kişi oldu. "Herkes dışarı, bizi yalnız bırakın. Mert sende kalıyorsun. Herkes, verilen görevleri en hızlı şekilde yapmaya başlıyor. Can ve Berkay hızlıca ilk videoya geçin bir kaç tane yanıltıcı ipucu bulun ve koyun. Çağla sende krokiyi hızlıca bitirip kendine konum buluyorsun. Vaktimiz yok, hızlı ve akıllı davranın. Hata yaparsanız, ölürüz."

SÖZ (GirlxGirl)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin