15. Bölüm

122 10 53
                                    

Yazar'dan

Hafif bir rüzgar esiyordu. Güneş tepedeydi ama o kadar da sıcak değildi. Derenin kenarında suyun sesinin duyulduğu köprünün üzerinde balık tutan çocukların cıvıltılı geliyordu. Murat Yasin'e ve Yiğide balık tutmayı öğretiyordu. Mustafa ise kenarıya geçmiş çileden çıkan kardeşini gülerek izliyordu.

"Bakun şimdi tam ortasuna takacaysunuz bu solucanu ki solucan sağlam durdun." Dedi Murat elindeki solucanı oltanın iğnesine takarken.

Yasin ve Yiğidin bu bilmem kaçıncı denemesiydi ama her seferinde solucanları yanlış taktıkları için hemen sonucunun derisinden kayıp çıkıyordu.

"Böyle mi baba?" Dedi Yiğit elimdeki solucanı Oltanın ipinin tam ortasına takarken.

"Ha afferun benim oğluma." Diyerek oğlunun başının üzerini öptü. Sonunda Yiğit, Murat'ın öğrettiği gibi takabilmişti oltaya. "Sonunda takabildun."

Kardeşinin küçük çaplı isyanına gözlerini devirdi Mustafa. O Murat'a öğretirken daha sabırlıydı. Bu deli uşakta hiç sabır yoktu. E aslında bunu Songülü daha sözlüyken alıp kaçmasından anlamamız lazımdı.

Evet Murat eşini sözlüyken kaçmıştı. Eve getirdiğinde ise ailesine 'daha dayanamadum ana evereceysenuz everun artık da.' Demişti. Babası bu edepsizliğine kızsa da gelinlerini tekrar Mardine göndermemişlerdi çünkü Songül 'eğer gidersem babam bir daha göndermez bi kere kaçtım bana çok kızgındır.' Diyerek gitmeyi reddetmişti.

Bu düşüncelere gülümseyen Mustafa tekrar Çocukları ve kardeşini izlemeye devam etti.

"Ha bu olmay amca napayım ben." Diyerek bu defa da isyan eden Yasindi. Yorulmuştu. Sabahtan beri taktıklarının hiç biriyle bu deli amcasını razı edememişti. Daha doğrusu sabahtan beri elinde tuttuğu solucanı kıyıp da kancaya geçirmemişti. Her defasında amcasına 'amca başka bir şeyle tutsak olmaz mi? Yazuktu bu hayvanlara.' diyerek amcasının canını burnuna getirmiştir.

Yasin'in sözleriyle Murat kızgın gözlerle Mustafa'ya yani Abisin'e baktı. Mustafa omuzlarını kaldırıp indirdi. Sanki bu durumla ilgilenmiyorum der gibiydi.

Murat kızgınlıkla Yasin'e bakarken uzaktan Songül'ün kahkahası duyuldu. Derenin kenarında durmuş balık tutanları izliyordu. Yanında eltisi Rukiye de vardı. Bu durumu Songülü güldürmüştü. Yanındaki etkisine dönüp alayla konuştu.

"Senin bu oğlunda ki merhamet ne olacak Rukiye abla." Dediğinde Rukiye de Eltisine baktı.

"Benım oğlum merhametlidir. Tıpkı anasi." Dediğinde Songül başka bir kahkaha atmıştı.

"Anasi mi?" Dedi alayla. "Daha geçen çaylıkta peşine takılan yılanı korkudan kafasını nasıl parçaladığını unuttun sen heralde."

Sözleriyle kahkaha atıyor aynı zamanda da eliyle şiş göbeğini tutuyordu. Evet Songül hamileydi. Bir kızı olacaktı zaten adı da hazırdı 'Defne' küçük kızına minik arkadaş geliyordu. Ama Songül çocuklarının annesiz büyüyeceğini asla bilmiyordu.

Rukiye kaşları çatık eltisini izlerken uzaktan gelen kocasının sesiyle o yöne döndü.

"Noluy uşaklar ha burda?" Dediğinde Rukiye gidip kocasına sarılmıştı.

"Nolacak ha bu gelunun benumle dalga geçey." Dediğinde Songül daha da güldü. Rukiye tıpkı bir çocuk gibiydi. Songülden yaşça büyük olabilirdi ama dediği kadar da merhametliydi. O kadar merhametliydi ki karşısındaki incinmesin diye onun sözlerin karşılık bile veremezdi.

"Bir şey olduğu yok abi geçen öldürdüğü yılanı hatırlattım da yengeme ona kızıyordu." Dedi dudakları iki yana kıvrılırken.

Mustafa duyduklarıyla kıkırdağında Rukiye ondan ayrılıp omzuna vurdu. Ama Mustafa'nın bir suçu yoktu ki sonuçta Rukiye yılanı öldürdüğünde bile çok komik tepkiler veriyordu. Hatta elinden gelse öldürdüğü yılanı yine diriltip gel beni ısır diyecekti.

Yaşanmış Sırlar Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin