31

115 4 4
                                        

Biraz melankolik ya da... tatsız yazmış olabilirim, emin değilim. Biraz zorlanıyorum bu aralar o yüzden zorluklar çıkartıp yokuşa sürdüğümün farkındayım. Okumaya devam ettiğiniz için teşekkürler, iyi ki varsınız. (Özellikle de bir tanecik okurum, iyi ki varsın 😭😭😭😭😭😭😭)

Güzel olan şeyler kolay biter derler. Bunun İzafiyet Teorisiyle bağlantılı olduğuna inanıyorum. Mutluyken hiç bitmesin isteriz ve can sıkıcı durumlar da sanki geçmek bilmez. Kısacası belki de zamanın duygularla da bir ilgisi vardır.

Ne alaka diyecek olabilirsiniz. Ben İlay, lise son sınıftayım. Annem geç de olsa doktorasını yapan alanında iyi bir psikiyatrist ve babam da emekli sınıf öğretmeni. Erken emeklilik geldiği için elli küsür yaşında emekli oldu. Son bir buçuk senedir emekli. Belki daha fazla hatırlayamıyorum.

Bu sene içinde on sekizime gireceğim. Daha var ve aslında pek heyecanlanamıyorum. Özel günleri hep odamda yalnız geçirdiğim için bu günlerin diğer insanlar kadar eğlenceli gelen yönünü bulamıyorum.

Yeni yıl da öyleydi. Nedense… bu sefer farklı olacağını düşünmüştüm. Aras vardı, Işık’la daha iyi anlaşmaya başladık, Ömer ve Tuna…

Ama odamdaydım. Hatta Emir yazmıştı.

Geçen sene onu ve nasıl boktan bir kişiliğe sahip olduğunu bilmediğim, tamamen kendi halimde yaşadığım bir zaman diliminde, ona yazarken gerçekten iyi hissetmiştim. Şimdiyse sohbette gördüğüm mesaj, belki dört senedir konuşsak da asla alamadığım telefon numarasına erişmiş olduğumu geçen seneki İlay görse heyecanla zıplardı. Şimdi uygulamanın simgesine bakarken kötü bir şeyler yemişim gibi midemi ağrıtmaktan ileri gitmemişti.

Yeni yıla girerken beni tek bıraktığı için içten içe ona sinirlensem de sonraki sabah saçma sapan bir şekilde paketlenmiş bir buket çiçekle okula geldiğinde çiçekleri gazateye sardığı için bunun garip olduğunu mu düşünsem yoksa hayatımda ilk kez çiçek aldığım için heyecanlansam mı emin olamadım. Üstelik heyecanlansam da bununla baş edememek, belki de alışmamak, için olumsuz olana odaklandım.

Bana aptalca sırıtarak yaklaşan, kısa saçları yüzünden üşüyen başını korumak için bere takmış, bembeyaz teni sabah soğuğu yüzünden kızarmış yüzüyle çok… Alışmak canımı yakacak kadar tatlıydı.

Buketi ellerime tutuştururken diz çöküp “İlay hazretleri majesteleri, güzelliğinizle yarışamayacak çiçekler var…”

Etrafımızdan geçip giden öğrencilerin dikkatini çektiğimizi fark edince panikle ellerimi ağzına bastırdım.

Bozulmak yerine ağzını kocaman açıp avuç içimi yalayınca panikle geri çekildim.

“Aras!” diye sessizce çıkıştım “Neden-neden…” derken gözlerim yerdeydi.

Ayağa kalkıp yaklaştı ve başımın montuna yaslanmasını sağladı.

“Neden?” dedi cümlemi tamamlamamı istediğini belli ederek.

İç çekip başımı kaldırıp ona baktım.

“Neden… Dikkat çekici şeyler yapmak zorundasın?”

Bunun kulağa bencilce ve acımasızca geldiğinin farkındayım. Belki de herkes kadar bencil ve acımasız olduğumdandır. Bu konuda eskiden yaşadığım şeylerin hala üzerimde karabasanlar gibi yük olduğunu söylemek… Aptalca geçmişi kullanmak olur.

Onu kırdığımı biliyordum. Yeşil gözlerinde bir saniyeliğine oluşan dalgalanma, hafifçe düşen gülümsemesi… Aniden hiçbir şey olmamış gibi toparlandı.

Nefretten AşkaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin