Sabah alarmdan önce kalktım ve babama gideceğimi haber verip okula koştum. Bu kadar erken gelmemin bir anlamı var mıydı bilmiyorum ama giriş kapısında beklerken, aslında beklemediğime kendimi inandırmaya çalışsam da, Aras’ı aradı gözlerim.
Soğuk yüzünden montuma gömülmüştüm.
Beklerken Snooze şarkısını dinliyordum ve başımı sallıyordum. Arya elleri cebinde yürürken beni fark edip elini salladı. Başımla selamını aldım. Yanıma gelip kulaklığımın birisini çıkartıp güldü.
“Hayırdır kızım niye tanımıyormuş gibi davranıyorsun?”
Gülümsemeye çalıştım ama nedense geçen hafta Hazel’in tarafını tutup sanki arkadaşları olan oymuş gibi bana karşı duyarsız davranması canımı sıkıyordu. Ona her baktığımda bu acı his ortaya çıkıyordu ve sanki aramızda görünmez bir duvar vardı. Üstelik… Geçen gün Hazel’in söylediği şeyler… Kabul etmek istemesem de-ve belki de… Belki de haklı olduğunu bildiğim için bu kadar canımı yakan gerçeklerdi. Tüm arkadaşlarım, gözümün içine bakarak benim acı çekmemi izledi ve sadece birkaç hafta sona görmezden gelmeye başlamıştı. Daha önce doğru düzgün arkadaşım olmadığını ve bu ilişkileri nasıl yönetmem gerektiğini ya da beklentimin ne olması gerektiğini bilmiyorum. Bilmiyorum çünkü kimse… daha önce hesap sorabileceğim ya da… ona kırıldığımı söyleyebileceğim şekilde yakınım olmamıştı. Aras da dahil…
Bunu fark etmek canımı yaktı. Soğuk havayı içime çekerken uzanıp elindeki kulaklığımı aldım.
“Öyle mi davranıyorum?” dedim düz bir ifadeyle.
Tek kaşını kaldırıp “Ne oluyor İlay?” dedi sertçe “Neden düşmanınmışım gibi bakıyorsun?”
Gözlerimi yere indirip daha sesli güldüm ama tamamen alay kokuyordu.
“Hey?” dedi huzursuzca “Kime diyorum?”
Gözlerimi ona çevirirken dilimi dişlerimin üzerinde gezdirdim.
“Neden sabah sabah saçma sorular soruyorsun?” dedim soğukkanlılıkla ve gözlerine bakarken gözlerimi kıstım “Benden niye hesap soruyorsun birden bire?”
İç çekip göz devirdi ve bir adım geri gitti.
“Amma dengesizsin.” Diye söylendi sessizce “Kendi kendine uzaklaşıyorsun ve artık konuşurken düzgün cevaplar bile veremiyorsun.”
Dilimi dudaklarımın üzerinde gezdirdim ve gözlerimi etrafta gezdirdim.
“Düzgün cevaplar veriyorum. Garip sorular soran sensin.”
İnanamayarak kaşlarını kaldırdı ve alayla güldü.
“Ben mi? İyi misin sen? Neyse… Uğraşamayacağım seninle.”
İç çekti ve başını iki yana sallayarak yanımdan geçip gitti.
Soğuk havayı içime çekerken gözlerimi başka yöne çevirdim ve uyuşan bacaklarımı hareket ettirip yürümeye başladım. Kulaklığımı avucumun içine sıkıştırıp okulun zıttı yönde yürümeye başladım. Aras neredeydi?
Titrek bir nefes alıp onu aradım.
Birkaç kere çaldıktan sonra açtı. Uykulu olduğu için kalınlaşan ve pürüzlü sesiyle konuştu.
“Alo?”
Sesi sanki grip olmuş gibi hafif burnundan geliyordu.
“Alo? Neredesin? Saat neredeyse dokuz ve ilk zil çaldı. Okula gelmeyecek misin? Hasta mısın?”
İnleyerek iç çekti ve arkadan hışırtı sesleri geldi.
“Ah! Hayır, başım…” diye mırıldandı ve telefonun uzaklaştığını duydum. Sesi uzaktan geliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nefretten Aşka
Fiksi Remajaİlay tamamen tesadüfen duyduğu konuşmalardan sonra okulun en belalısının yeni hedefi olmuştur ve dahası, bununla nasıl baş edeceğini bilemez.
