32

58 2 0
                                        

Bacılar sınavlar ve okul sebebiyle yazamadım but im here ✌️🫰✌️🫰✌️🫰 ve sızlanıp durduğum aşk acısı vs atlattım (sonunda) ve yeni bölüm. Bu arada şok geçirmeyin diye söylüyorum aşırı hızlı geçtim (biliyorum) ama o aşk acısı vs (eyvah spoi) uzuuuunnnn UZUUUNNN yaşatmak istemedim negatif basıyorum biliyorum ama noooooo ve ve ve ve ve... ve... devamı gelecek korku yok, iyi bi vpn buldum (umarım) sizi seviyore (hala okuyorsanız) görüşmek üzere 💗💗💗💗💗 (lütfen bna kzımayın zorlandığım bir ara oldu ve eğer kötü olduysa OKUMAMAK da bir seçenek, öhö, görüşürüz 🫰


Mart ayı sınavlarla, nisan ve haziran da öyle geçti. Hepimiz kütüphanede çalışıyorduk. Aras'ı da ikna etmiştim. Ömer, Aras, Arya ve Onur'la birlikte çalışıyorduk. Aras ve Ömer birbirinden nefret etse de ikisi de Onur'dan birlikte nefret ediyordu. Onur da onlardan tabi... Arya ge Onur sevgili olmuştu ve Ömer onlar her yakınlaştığımda kusuyormuş gibi sesler çıkarıyordu.
Kedi mi? Aras'ın sahiplenmesi için ona baskı yapmıştım. Şapkayı örmek için çok çalışmıştı, biraz kötü de olsa yapmıştı da. Bu yüzden ona söz verdiğim gibi karşılığında isteğini yerine getirmiştim. Saçma sapan şeyler istemeye kalkacağına emindim. Gözlerindeki bakıştan bile libidosunun artışını görüyordum. Bu yüzden gerçekten de şapkayı örmeye başladığında net bir şekilde “Aklına gelen sapıkça şeyleri ASLA yapmayacağım.” Diye belirtmiştim.
Eh, tahmin edileceği üzere yüzü düşmüştü ama kimin umurunda?
Sonunda havalar ısındı, tempo yoğunlaştı ve beklenen gün geldi. Üniversite sınavına girdik.
Aradan belki de bir ay geçmişti. Sınavdan sonra iyice boşluğa düştüğümü hissediyordum.
Telefonum çaldığında hevesle kalktım ama arayanın Ömer olduğunu görünce iç çekip yanıtlayarak yeniden yatağıma uzandım.
“Alo?” dedi düz ve pürüzlü sesi. Saat... 23.59’du ve o henüz işten çıkıyordu. Lupus isimli bir kafede çalışıyordu. Mekanın teması pahalı deniz kenarı mekanlarına benzemekti ama maalesef şarkıları bile türkü gibiydi ve süsler çok... komikti. Beyaz branda vardı üstünde ve... Bilemiyorum ben yapsam daha iyisi olurdu bence.
“Alooo?” dedim “Yeni mi çıktın?”
“Hıhı. Ancak topladık eşyaları falan. Aslında erken bile sayılır. Diğer çalışanlar bazı kafelerin ikide kapandığını söylüyor.”
Saçlarımla oynarken arkadan gelen araba seslerini dinledim.
“Hm... Yine iyisin. İki baya geç olurmuş.”
“Evet.” Dedi ve nefes alışları hızlandı. Muhtemelen karşıdan karşıya geçiyordu. “Naptın bugün?”
Tavana baktım.
“Stardew Valley oynadım.”
“Kalp durumu nasıl?” Dedi düz bir tonda. Gerçi o her zaman öyle konuşuyor ama özellikle bazen... sanki özellikle bana dair bir şeyler hissettiğini sezdiğim oluyor. O yüzden istemeden ekstra dikkat ediyordum.
“Sam mi?”
“Sarı kafa olandı değil mi?”
Güldüm ve yüz üstü yatıp ayaklarımı salladım.
“Evet. Futbolcu olan Alex.”
“Ya şu gotik kız?”
Yeniden güldüm. Birkaç kez molasında yanına gitmiştim ve beni oynarken görmüştü. Kesinlikle gotik kız seviyordu ve ilk görüşte Abigail’e tutulmuştu.
“Onu pek sevmiyorum.”
“Neden?”
“Bana kötü davranıyor çünkü.” Dedim sızlanarak ama nedense bu aklıma tanıdık bir şeyler getirmişti.
“Kötü çocukları seviyorsun sanıyordum.” Diye mırıldandığında “Konuyu değiştir.” Dedim.
Sebebi... Evet. Size son bahsettiğimde Aras gerçekten iyiydi. Hatta aramız düzelmişti. Ona karşı daha fazla çabalıyordum ve o da gerçekten iyi davranıyordu. Tabii sevmediği kişilere değil ve bu sayı oldukça fazla ama konumuz bu değil.
Güldü. “Hafta sonu görüşeceğiz diyordun. Nasıl geçti?”
Tırnaklarımla oynarken “İyiydi.” Dedim “Göle gittik.”
“...”
İç çektim.
“Ne? Yine bana ‘Aras’la iyi olduğunuza emin misiniz?’ diyerek aklıma şüphe sokacaksan sus! Bak Ömer, sen benim arkadaşımsın ve destek olman gerekiyor. Durup dururken içime kurt düşür en değil!”
“Sadece gördüğümü söylüyorum! Evet arkadaşınım ve iyi bir arkadaş arkadaşını korumak için doğruları söyler.”
Kelimeleri sertçe telaffuz ediyordu.
Yatakta doğruldum. Öfkenin damarlarımdan akışını hissedebiliyordum ve lanet olsun, kendimi tutamayacağımı fark etmiştim ama tutmaya da çalışmamıştım. Bir süredir şüphelendiğim belki de bu konuda şüphelenemem bile adice olduğu halde bunu ona koz olarak kullanacaktım.
“Niye? Ondan ayrılmam hoşuna mı gidecek?”
“Evet!” diye çıkıştı “Çünkü o seni hak etmiyor!”
“Sen mi hak ediyorsun?!” diye bağırdığımda kısa bir sessizlik oldu.
“Saçma sapan konuşacaksan kapat telefonu.” Dedi buz gibi bir sesle “Sana gördüğüm şeyi söylediğim için sizi ayırıp seninle olacak kadar adi birisi olduğumu ima ediyorsun. Neden sana yardım etmeye çalışıyorum ki? O küçücük dünyanda her şeyden korkarak tıkılı kal, olur mu? Bir adım ileri gitme ufacık korkuların yüzünden! Sonra da gelip ağla bana!”
Telefonu yüzüme kapattı.
Telefon kapandıktam sonra belki de yarım saat boyunca duvarı izledim. Siktir. O kadar haklıydı ki...
Sonraki sabah erkenden uyandım. Annem yurt dışına çıktığı için babam yemek saatlerini esnetmeme izin vermişti. Tek başıma kahvaltı yaparken Modern Family izliyordum. Aniden telefonum çalınca şaşırıp açtım çünkü arayan Aras’tı ve Aras şu sıralar dövüş yarışlarına yeniden hazırlandığı için çok meşguldu. Sabahın sekizinde kalkıp beni aramayı geçtim öğleden sonra ancak uyanıyordu ve ona ulaşmak zorlaşmıştı.
“Aras?” dedim sorgularcasına.
“Alo? Aras telefonunu burada unutmuş da gelip alabilir misiniz?” dedi bir kadın sesi.
Saat sabahın sekizi ve bana cinnet gel diyordu. Gel, İlay birlikte kudurmayacak mıyız..?
Yutkundum ve çatalı masaya bıraktım.
“Neresi orası tam?” sesim tizleşmişti istemsiz. Telefonu uzaklaştırıp boğazımı temizledim.
Adresi verdi. Gram biliyorsam ben değilim ama biliyor gibi rol kestikten sonra konum olarak da atmasını istedim bir bahane uydurup.
Hazırlanıp olabildiğince hızla konuma ulaştım. Burası stüdyo daireydi. İçerisi spor salonu gibiydi ve kapıyı açan kadın kim tahmin edin. Bir zamanlar Aras’la öpüş... neyse onu yaparken yakaladığım kadın. Sinirden şekilden şekle girerken telefonu aldım. Biraz bekle dediler ve davet ettiler. E ben de oturdum. Çay içtik birlikte. Bir süredir bırakmış olmama rağmen sinirle uzatılan sigaradan almış birkaç dal art arda içmiştim. Üstelim kahvaltı bile yapamamıştım doğru düzgün.
Saat ona doğru kapı zili çaldığında kadın kalkıp açtı. Dışarıdan “N’aber Melis?” diye yorgun bir ses duyuldu.
Paketten uzanıp yeni bir dal alırken ellerim sinirden titriyordu. İçeri girdi ve koridorda birlikte gelmelerini izledim. Aras beni fark edince kaşlarını kaldırıp bana baktı. O an orada ne işim olduğunu anlamadığı için şaşkın olduğumu görebiliyordum.
“Günaydın?” dedi. Aynı şekilde kaşlarımı kaldırdım ve gülümseyerek hiçbir sorun yokmuş gibi davranmaya çalıştım.
“Günaydın. Telefonunu unutmuşsun da ben arayıp mesaj atınca demek ki Melis hanım ulaştı. Öyle geldim.”
Başını ona çevirdi.
“Gerek yoktu zaten aynı saatte geliyorum. Niye sabahın köründe İlay’ı getirdin ki?” diye söylendi.
Melis de bilmiş bir edayla “O ne demek canım. Kız arkadaşın değil mi?” dedi. İç çekip ayağa kalktım.
“Tamam o zaman telefonuna kavuştuysa harika. Ben evime dönüyorum.”
Sigaramı söndürüp çantamı aldım ve kapıya doğru yürümeye başladım.
Çıkıp merdivenlere yöneldiğimde arkamdan ikisinin konuşmasını duyuyordum.
“Ama sadece sordum.”
“İyi de niye arıyorsun? Sana ne Melis?”
“Öf saçmalama Aras. İki yardım edeyim dedim yine suçlu oldum?”
Yine mi mi?
Aşağı inip  bekledim. Geldi gerçekten de.
“Kusura bakma. Dün akşam antrenman yaparken unutmuşum stüdyo da Melis’e ait olunca...”
“Melis’e?”
Kaşlarını çattı. Yeşil gözleri hafif gölgelendi. Ama dün Ömer’den aldığım gazla bu sabahki olay birleşince sinir damarlarımj yakarak akıyordu ve mantığım dışında davranmaya daha yatkındım.
“Evet? Ne oldu?”
Başımı salladım ve güldüm.
“Siktir git o zaman Melis’e.”
Gözleri irileşti.
“Ne diyorsun İlay? Salak salak konuşma.”
“Salak salak?” dedim.
“Melis ne alaka? Saçma sapan imalarda bulunma!”
“Öyle mi?” dedim ve güldüm “Gözümün önünde öpüyordun lan kadını! Pardon haha yiyordun. Yemek üzereydin hatta ama ben geldim, değil mi? Tıpkı şimdi olduğu gibi.”
“Ne ima ediyorsun İlay?” dedi daha teditkar bir şekilde “O zaman sevgili bile değildik.”
“Öyle mi?”
“Öyle.” Dedi aynı buz gibi öfkeyle.
“O sen ortadan kaybolduğunda Ömer’le aramda olanlar da sorun olmaz.”
Gözleri irileşirken ellerini yumruk yaptı.
“Olmaz.” Dedi dişleri sıkılı bir şekilde.
Başımı salladım ve güldüm sinirle.
“İyi o zaman.” Dedim. Beni tekrar edip eve gitmemi söyledi ve yukarı çıktı.
Nefes nefese nereye gittiğimi fark etmeden yürüdüm bir süre ve gölge bir yer buldum. Bir çınar ağacının altıydı. Kaldırıma oturdum ve titrek bir nefes aldım. Dolan gözlerimi ellerime silerken beynim uyuşmuş gibiydi.
Telefonumu elime aldım ve rehberimde gezindim, arayacak birisi vardır diye baktım ama elim sadece Ömer’e gitti. Ama arayamazdım. Uyuyordu. Ayrıca... dünden sonra haklı çıkmasını istemiyordum sonra sanki her söylediği doğruymuş gibi sinir bozucu davranıyordu.
Eve gitmeden onun kafesine geçtim zaten saat on iki olmuştu. Onun da neredeyse molası yaklaşıyordu.
Gidip bir soğuk kahve aldım ve oturdum. Ömer de benimle sigara içmeye başlamıştı. Molaya çıktığında yanına bir dal istemeyi bahane ederek gittim.
“Pişt.”
Bana dönmeden eşyalarını dolabına koymaya devam etti ve çantasını aldı.
“Noldu? Bu saatte çok güneş var diye sızlanıp gelmezsin yanıma.”
Yutkundum ve gözlerimi yere çevirdim.
“Arkadaşımı görmek için hesap mı vereceğim?”
Dolabını sertçe kapatıp bana döndü.
“Arkadaşım?” dedi sorar gibi.
Başımla onayladım.
Bakmayı sürdürünce oflayıp omzuna vurdum.
“Açım, yemek yiyelim.”
Göz devirip önden gitti. Ben de onu takip ettim. Kafeden iki samdviç alıp yakınlardaki parka geçtik.
Yan yana çimlere oturduk ve sessizce yemeye başladık. Huzur vericiydi. İçimden bir ses böyle anları Aras’la paylaşmam gerektiğini söylüyordu. Ama bunun yerine Ömer’leydim.
“Aras’la kavga ettik.” Diye yumurtladım sonunda. Hiçbir zaman her şeyi içinde tutan ketum birisi olamamıştım.
Gözlerim yanarken uzaklara baktım ve sesimin titrememesi için biraz bekleyerek konuşmaya devam ettim.
“Hatırlıyor musun, onu ilk dövüşünde gördüğümüz gün öptüğü kadın... Annemle yaşıt belki.”
Kaşları çatıldı. Ona baktım bir şeyler söylemesini umarak.
“Ne?” dedi “Sana farklı bir şey söylemeyeceğim. O çocukla yapamazsın. Ne düşünürsen düşün. Kimse bir sene içerisinde bu kadar ani değişemez. Ayrıca üniversiteye gitmeyi düşünüyor mu? Özelde okuyup baba parasıyla bir şeyler yapmayı kast etmiyorum.
Gerçekten bir amacı var mı bu çocuğun? Hiç gelecek planı yaptınız mı? Eğer farklı şehirlere giderseniz ne yapacaksınız? En basitinden o kadın olmasa da başka birisi çıkacak. Yıllarını sürekli soru işaretlerinin giderilmesini bekleyerek mi geçireceksin?”
“Bilmiyorum.” Dedim boğulur gibi.
“Sen ne olmak istiyorsun? Hiç kendine soruyor musun bunları? Bir amacın, basit de olsa gerçekleştirmek istediğin bir hayalin var mı? Ne bileyim bir yere gitmek ya da en basitinden işe girip yeni bir telefon almak bile olur... Aras dışında sen kimsin, nasıl birisin, ne istiyorsun? Hiç düşünüyor musun bunları?”
Göz yaşlarım akmaya başladı.
“Bilmiyorum.” Diyebildim sessizce.
İç çekti ve sigara yakıp içmeye başladı.
“Hiç demiyor musun kendine, ben hep başkaları tarafından görülmek ve sevilmek için yaşıyorum. Ben kimim, ne istiyorum?”
“Yeter Ömer.” Dedim titrek bir sesle “sormuyorum, evet. Aklım fikrim Aras.”
Çekti ve uzanıp başımı okşadı.
“Gerizekalı, öyle demiyorum. Aras olmasaydı x veya y fark etmez, sen yine de birini bu şekilde takıntı haline getirecektin. Sana diyorum ki kendine odaklan. Beş sene sonra Aras’ın a’sını hatırlamayacaksın belki ama şu an yaşadığın bu dramalar yüzünden belki kendi geleceğini mahvedeceksin.”
Ağlamaya devam ederken başımı koluna gizledim.
“Bok gibi kokuyorsun.” Dedim boğuk bir sesle.
Güldü.
“Paranın kokusu bu.”
Haklıydı. Çalıştığının emeğiydi.
“Aras’a o gittiğinde öpüştüğümüzü söyledim.” Dedim buruk bir sesle.
Bana kafayı yemişim gibi baktı.
“Niye böyle bir şey yaptın?”
“Bakma öyle. O kadının evine bu kadar sık gitmesine sinirlendim.”
Göz devirdi.
“Gerçekten ayrılsan da ben de şu b*ktan herifi dinlemekten kurtulsam.”
“Bana aldatma olmaz dedi. Çünkü ben de ona neden o kadınla çalışıyorsun diye sordum.”
Kaşlarını kaldırdı.
“O da tamam dedi ve gönderdi mi seni?”
Göz yaşlarım yeniden akarken “Biraz kovulmuş olabilirim.” Dedim. İç çekip beni itti.
“Çok sıcak.” Dedi “Ve salak gibi değmeyen bir çocuk için ağlayıp sızlayan birisinim üstümü kirletmesini istemiyorum.”
Daha çok ağlayarak “Ama sen zaten kokuyorsun.” Dedim. Oflayıp “İnsanlar bakıyor.” Diye çıkıştı.
Sonunda onu mesaisine gönderdim ve ben de eve geri döndüm. Sonraki birkaç hafta Aras'la günaydın mesajları dışında pek konuşmadık. Bir gün durduk yere bir mesaj aldım. Yabancı bir numaraydı. Resimdekiler Aras ve bir kızla ilgiliydi. Kim olduğunu sınıf gruplarından buldum, Hazel’di. Aradım ve bana olanları anlattı. Yeniden arkadaş kalmak istedi ama ben istemediğimde sinirle kapattı telefonu. Bunu sırf yalnız kalmam için yaptığını biliyordum.
Yaptığım ilk şey Melis’in evine gitmek ve Aras geldiğinde onunla kavga etmek olmuştu.
Bana kendisinin olmadığını söylese de ondan ayrılıp eve dönmüştüm.
Aylar geçti. Başlarda gerçekten kötüydüm. Her dövüş ilanını gördüğümde ya da kızlar sorduğunda berbat hissediyordum. Sonra alıştım. Hatta çok daha rahatlamıştım. Ömer’le ilişkimiz aynı kaldı. Bana karşı hamle yapmasını beklesem ve istemeden bunu beklesem de olmadı. Sınav sonuçları açıklanıp tercih süreci dışında bir daha Arya ve Işık’la konuşmamıştım.
Açıkçası artık onlarla arkadaş kalmak istemiyordum. Bir şekilde beni huzursuz ediyorlardı.
Ömer’le birlikte aynı üniversitelere tercihlerimizi yaptık. Ben işletmeyi yazabilmiştim ve Ömer de hukuk. Elbette ondan beklendiği gibi...
Onun ikinci tercihi geldi ve benim de ilk. İlki gelmesi sebebi tutmayacak yerleri yazmamıştım. Birlikte şehir dışında okuyacaktık. Ailemden uzaklaşabileceğim için mutluydum. Bazen evdeyken beynim sislenmiş gibi oluyordu. Onlara fazla maruz kalmak rahatsız edici olabiliyordu.
Ömer’in babası memur ve annesi ev hanımıydı, ona yurt çıkarken bana çıkmadı. Onunkine yakın bir yurda yerleştim. Komik bir şekilde ondan ayrılmak istemiyordum.
Yeni bir şehir, yeni insanlardı.
Yıllar hızlı geçti ve Ömer’le birlikte bitirdik üniversiteyi. O hazırlık okuduğu ve ben de okulu uzatmak durumunda kaldığım için yine de birlikte mezun olduk. Üniversite biter bitmez yüksek lisans için başvurmam konusunda çok ısrarcıydı ve başvurdum. Birkaç yıl içinde birlikte eve çıkmıştık ve memlekete dönmemiştik.
O da kendine bir iş bulmuştu.
Ben yüksek lisansı bitirdim ama işe giremedim. Sonunda garson olarak işe girdim. Bu sırada bir kere Aras'la denk gelmiştik. Hiç konuşamadık.
Yabancıymışız gibi sadece istediklerini getirmiştim.
Tuvalete gidip biraz ağlamıştım.
Çıktığımda onunla karşılaştık. Yarım bir gülümsemeyle gergince “Değişmemişsin.” Dedi.
Çenemi sıktım ve “Sen de.” Dedim. Ama değişmişti. Daha da uzamıştı. Saçları hala kısacıktı ama pembeye boyamıştı.
“Pembe yakışmış.” Dedim zar zor.
Gülümsedi yine, başını salladı.
“Meşgul olduğunu biliyorum ama bir akşam yemeği yemek ister misin? Müsait olduğunda yani.”
Dudaklarımı yalayıp ona bakmıştım.
“Bilmiyorum ben...”
“Sevgilin var mı?” diye sordu dan diye.
“Y-yok.” Dedim kızararak. Gülümsedi yine. Sanki bakışları rahatlamıştı.
“O zaman sadece bir kere.” Demişti. Gitmiştim de sırf meraktan. Ayrı kaldığımız zamanları konuşmuştuk. O zamanlar ikimizin de toy oluşu, her ikimizin de sevmeyi ve sevilmeyi bu kadar bilmeyişimizi...
Üniversite okumamıştı sahiden. Ömer belki de iyi bir kâhindi. Ama ona sorsak sadece zeki olduğunu söylerdi.
Aras yurt dışına çıkmıştı. Orada çalışmış ve bir marka kurmuştu. Hala dövüşüyordu ama hobi olarak. Artık tehlikeli şeylere katılmıyordu. Buraya da annesinin cenazesi için geri dönmüştü.
“Unutamadım.” Dedi “Biliyorum, böylesi daha iyiydi.” Dedi gözlerini kaçırırken “Sana iyi davranmadım. Aslında o zamanlar, belki bu bir bahane değil ama, sadece iteklenerek büyüyen ve artıklarla yetişen kuyruğu kesik bir dövüş köpeğiydim.”
Güldüm.
“Ya şimdi nesin?”
Gözleri yaşardı.
“Bilmiyorum. Ama kesinlikle değiştim.” Dedi “Sana haksızlık ettim.”
Uzanıp elini tuttum.
“Birlikte mahvettik.” Dedim “Sadece kendini suçlama.”
Gözlerini silerken “Hep böyleydin?” dedi buruk bir sesle “Hala değişmemişsin. Her zaman alçakgönüllüydün. İşleri berbat etsem de olumlu bir tarafından bakıp beni rahatlatıyordun.”
Güldüm ben de.
“Ya sen? Hala şımarık veletler gibi şımartılmak istiyorsun.”
Bunu söylediğimde gözleri yeniden yaşardı ve tuttuğum eli çekip elimi yüzüne bastırdı.
“Seni yeniden bulmuşken kaybetmek istemiyorum İlay.” Dedi “Biliyorum her şeyi silip atamam ama bir kez daha elimden kayıp gitmene izin verebilecek kadar iyi birisi değilim.”
Göz devirdim.
“Fazla dramatik davranıyorsun.”
Güldü ve avuç içimi öptü.
“Seni gerçekten seviyorum. Altı yıl oldu.”
Başımla onayladım.
“Evet. Bunu zorlaştırma Aras.” Dedim boğukça.
Yeniden gözleri yaşardı ama uzatmadı. Sonrasında sıradan şeyler konuştuk ve ayrıldık.
Eve girdiğimde Ömer dondurma kaşıklayıp Office izliyordu. Işıklar kapalıydı.
“Saat kaç oldu.” Diye söylendi.
“Tamam babaa!” dite söylenip yanına oturdum.
“Neredeydin?” dedi bana kaşığını uzatırken.
“Aras.” Dedim sadece.
Şaşkınca kaşlarını kaldırıp baktı.
“Hala mı?”
Göz devirdim.
“Kapa çeneni. O... değişmiş.”
Televizyona dönüp “Ne deri yine seni kaybedemem mi?”
Donakalıp “Sen nereden biliyorsun?” diye sordum.

Nefretten AşkaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin