Okula giderken merakla gözlerim etrafı taradı. Onunla karşılaşmayı ya da Emir’in söylediği gibi aramasını bekleyip durdum. Siktir neden olmuyor? Neden hiçbir şey istediğim gibi değil?!
Birkaç gün geçti. Son hastane olayından sonra annem biraz daha insaflı olmaya başlamıştı ve Ömer’le kütüphanede çalışabilmek için biraz cezam hafifletildi. Buz gibi nemli havada dışarıda dikilirken elimdeki telefona bakıyordum.
Ellerim soğuktan dolayı buz gibiydi ve heyecandan mı yoksa üşüdüğüm için mi titriyordum. Dudaklarımdaki sigarayı parmaklarım arasına alıp yerdeki su birikintisinde söndürüp çöpe attım ve titrek bir enfes alıp hiç düşünmeden onu aradım.
Numara birkaç kez çaldı ama açmadı.
İçimden küfürler ederek kütüphaneye girdim. Girişte kartımı okutup katın merdivenlerini çıkarken telefonum titremeye başladı. Basamağa dokunan ayağım kaydı ve yere popo üstü düştüm. Yanımdaki kız kolumdan tutup kaldırmaya çalışırken heyecanla kalktım ve canımın acısını umursamadan koşarak kütüphaneden çıktım.
Soğuk hava yüzüme acı verici bir şekilde çarparken az daha çarptığım iki kişiyi geçip uzaklaştım ve bahçeye doğru ilerledim.
Telefonu nefes nefese açtım.
“Alo?”
Sesini duymayı bekleyerek nefesimi tuttuğumda hışırtı sesleri geldi ve birkaç adım sesi vardı. Orada da yağmur yağıyor olmalı ki her adımda su birikintisine basınca çıkan türden bir ses duyuluyordu.
“Müsait misin? Aniden aradığım için kusura bakma.” Dedi boğuk bir ses.
İç çekip elimi ağzıma bastırdım ve sonra çekip konuştum.
“Hayır, hayır. Gayet iyi zamanlama. Müsaitim.”
Kelimeleri peşi ardı sıralarken sesim titriyordu.
“Güzel. Çünkü şu an otogardayım.”
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken doğuldum ve kütüphanenin kapısına baktım.
“Sen-sen… burada mısın? Neden? Yani hoş geldin ama neden birden..?”
Arkadaki kalabalığın sesi uğulduyordu. İçeri geçtiğini rüzgar sesinin kesilmesinden anladım. Basamakları çıkarken ileriden metro anonsu yapıldı.
“Emir?”
“Çünkü tek başına hiçbir işi başaramayan iki insan canıma tak etti!”
Çıkışı karşısında heyecanım azaldı ve biraz da suçlu hissetmeden edemedim. Gözlerim yere inerken haklı olduğunu bilmenin yükü bindi omuzlarıma. Belki, çok küçük bir ihtimal… Eğer onu ilk gördüğümde bir tane tokat atıp hesap sorabilecek kadar cesur olsaydım… Belki…
İç çekip düşüncelerimden dikkatimi aldım.
“Sana attığım konuma gelebilir misin?” dedi. Kapı kapanma uyarısı doldu kulaklarıma. Telefonu hafifçe uzaklaştırıp “Tamam.” Dedim “Ama çok kalamam.”
Daha yeni cezam biraz olsun hafiflemişti. Eğer Ömer beni idare etmezse ve annem yine kaçtığımı fark ederse… Belki de ömrümün kalan kısmını cezalı geçirebilirdim.
“Tamam. Şimdi kapatıyorum.” Dedi sesi kalabalık ve uğultuyla boğuklaştı. Telefon aniden kapandığında hiç düşünmeden yürümeye başladım. Siktir, siktir… Ömer’i nasıl ikna edeceğim?
İçeri girip kartımı yeniden okuturken kalbim yerinden çıkmak ister gibi atıyordu.
İçimde bir türlü öldüremediğim ufacık umut kırıntısı, onun yüzünden çektiğim tüm acıyı tüm o belirsizlikleri solda sıfır bırakıyordu. Ondan nefret edemiyordum. Ona küsemiyordum. Ondan… vaz geçemiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nefretten Aşka
Novela Juvenilİlay tamamen tesadüfen duyduğu konuşmalardan sonra okulun en belalısının yeni hedefi olmuştur ve dahası, bununla nasıl baş edeceğini bilemez.
