33

110 2 0
                                        


Saat altıda oldukça rahatsız edici bir rüya yüzünden uyandım. Lanet olası rüyanın ne olduğunu bile hatırlamıyorum ama… Bir daha uyuyamadım. Telefonumu alıp saatlerce online kitap okudum.
Eğer en çok hangi kâbusu gördüğümü sorarsanız muhtemelen karabasan derdim. Eskiden, belki orta okul döneminde çok sık kâbus görürdüm. Kendimi şizofren sanabilecek kadar çok… O kadar ki belki yedi yaşımdan beri düzgün bir şekilde uyuyamıyorum ve belki ilk anksiyete atağımı boktan sarı bir yatak odasında ilkokulda geçirmiştim.
Ama eskiden kim bunları konuşur ve kim bunların garip olduğunu söylerdi ki?
Kimse.
Ve ben de sadece devam ettim ama eğer üstünde ıslak kıyafetlerle yürümeye çalışırsan ağırlık yapar, üşürsün ve… oldukça irite edici şekilde devam edersin.
Unutan ve hatırlamakta güçlük çekenler için ben İlay. Yirmi altı yaşımdayım. Boktan ama aslında havalı olduğunu sanan ve insanların bayıldığı bir kafede çalışıyorum. Garsonum. Her zaman bir kafem olacağını düşündüğüm aptal bir evreden geçmeme rağmen yakınından bile geçmeyen bir kafede getir götür yapıp tuvaletleri temizliyorum.
Lisede yazar olmak istemiştim ve Alacakaranlık en sevdiğim şeydi. Adına yazılan hayran kurgularına öyle saplantılıydım ki onları gizlice çıkartıp okurdum. Sevdiğim şeyler konusunda şaşırtıcı bir bağlılık gösterdiğim için olsa gerek aynı zamanda ve farklı perspektiflerde aşırı bencil ve aynı zamanda saplantılı derecede iyi bir insanım. Herkes gibi…
İlkokulda insanları sinir etmeyi seven bir maceraperesttim. Orta okulda zorbalanan, akran zorbalığına uğrayan ve bunu öğretmenlerin de desteklediği boktan bir öğrenciydim. Sanırım o zamanlar people pleasure olmaya başladım. Ve gayet iyi rol yaptım. Ciddiyim, bazen oyuncu olsaydım nasıl olurdu diye düşünecek kadar. Ama ne yazık ki duygularını görmezden gelebilen ama onu dışarıya yansıtmaktan geri kalamayan bir ahmak için fazla iddialı bir cümle. Çünkü yüzüm her zaman ele veriyor.
Liseye ilk geçtiğim zamanlar Hazel ismine bir kız tarafından önce zorbalığa sonra şantaja uğradım. Okul değiştirip yeni arkadaşlar kurmaya başladığımda yeniden zorbalığa uğradım ve aslında en yakın arkadaş olduğum kız da buna seyirci kalmıştı. Kendimi kestim. Evet, kendime çokça zarar verdim.
Sonra derslerime odaklandım ama uzun süre Alacakaranlık kafasından çıkamadım. Şimdilerde insanlar ona sindirella sendromu diyor. Araştırın, bunu kendim açıklayamayacak kadar boktan hissettiriyor. Evet, bir erkeğin sevgisinin içimdeki tüm boşluğu ve kendime olan nefreti giderebileceğini sandım ama… siktir, zaten açıkladım.
Lise üçte sanırım, biliyorsunuz zaten, Aras… Hayatımın en heyecan verici ve garip dönemiydi. Başka bir sınıfa geçmiştim ve Işık ile Arya ile tanıştım. Onlarla il kez gerçekten doğru hissediyordum. Anlarsınız, kendine zarar verme dışında anlattıklarımı deneyimlemeyen birisi olduğunu sanmıyorum bu yüzden bu hissi bildiğinize eminim. Hey, sen. Evet sen de.
Hayatım boyunca kabul edilmek için çabalamama rağmen havalı hissediyordum ve İlay olarak var olabilmiştim. Sonra Aras’la tanıştım. Ve işlerin boka sarmasının nedeni tam olarak Aras mı yoksa Hazel’in dönüşü mü emin değilim. Aras’la fazla dramatik ve ergence bir ilişkimiz olduktan ve sanırım iki kez aldatılıp terk edildikten sonra (biliyorum ilk aldatılma teknik olarak birlikte değilken ve ikinci ayrılığımızın sebebi ben istedim diye olsa da, sanırım yani çünkü bu hala biraz şüpheli) Ömer’le birlikte başka bir şehirde üniversite kazandık. Evet, işletme. Ne düşündüğünüzü biliyorum. Gerçekten de işsiz kaldım. Ailem tarafından uzun süre KPSS’ye çalışmak için zorlandım ve birkaç sene çalıştım ama başarısız oldum. Evde pineklemeye başladığımda Ömer yeniden benimle uğraşmaya başladı. Genelde işler sarpa sardığında bana ebeveynlik yapıyor.
Ömer’in zoruyla yüksek lisans yaptım. Sonra da bulduğum ilk kafede işe girdim. Daha önce birkaç kez çalıştığım için işe alınmam zor olmadı. Maaşı bok gibi, mesaileri de öyle. Ayrıca sürekli iletişim kurmam gereken diğer geri zekâlıları saymıyorum.
Arada birkaç kez psikiyatrist ve psikoloğa gittim. Sosyal anksiyetem olabileceği ve BDT almam gerektiği söylendi. Sonra belki bilmem kaçıncı kez antidepresana başladım (ikinci kez) ve sonra bıraktım. Çünkü anksiyete ataklarım bitmek bilmedi. Bu yüzden Ömer’le çok kez kavga etmemize rağmen kendi kendime azaltarak bıraktım. İlaç artık fayda etmiyordu, gece uykumdan kalp çarpıntılarıyla uyanıyordum.
Bir önceki bölümde okuduğunuz üzere, eğer okuduysanız ve eğer “okumak istemiyorsanız kötü yorum yapmak yerine defolun gidin” tarzı konuştuğum için bana siktiri çekmediyseniz, hey, selam, evet Aras’la yeniden karşılaştık.
Pek bahsedemedim ama hala eskisi kadar iyi görünüyor. Yeşil gözlerini hala uykusunu tam alamamış gibi yarım açıyor ama artık keş gibi kırmızı gözlerle ve göz altı morluklarıyla dolaşmıyor. Ve biraz bronzlaşmış, uzamış ve kaslanmış. Benim boyumun bir altmış olduğunu hesaba katarsak sanırım bir seksen falan.
Sanırım İtalya’da bir çeşit yiyeceklerle ilgili bir marka ve firma devralmış ve onunla uğraşıyor. Açıkçası heyecan ve gerginlikten sadece gülümseyip başımı salladım ama içten içe kıskançlıktan deliriyordum. Krem rengi keten bir gömlek ve lacivert renk keten bir şort ve kahverengi sandalet giymişti. Yüzüne tükürüklerle kahkaha atıp “Sen insanları öldürmeye çalışan psikopat bir insandın ve şimdi indie takılan keten ve sandalet giyen birisi mi oldun?” diye bağırmak istedim.
Kendimden bahsederken çok utandım. Ayrılmak üzereyken elimi öptü ama, iki sayfada çok küfrettiğimi biliyorum ama… Tamam ağlayarak elimi falan yüzüne sürtmedi. Keşke yapsaydı ama olmadı.
Ama sahiden o aptal cümleyi kurdu. Ve sahiden Ömer de bunu zaten biliyordu. Belki de Ömer gelmesini sağlamıştır diye şüphelenmemek elde değil, eğer Aras’tan onu öldürüp harika bir şekilde okyanusun dibine yirmi parçaya ayırıp zevkle atacağını bilmeseydim…
Ama beynimin ilk söylediği şey “Siktir, muhtemelen daha önce iletişime geçtiler ama nasıl?” oldu.
Ve bunu ona soramadım. Soramadım çünkü alacağım cevaptan ve karşısında belki altı senedir yapmadığım üzere sümüklerimi etrafa saçarak ağlayacağım içindir.
Ben de yapabileceğim tek şeyi yapıp kalkıp hazırlandım. Ben evden çıkarken o da evin spor odası olarak ayırdığı odadan terli bir şekilde çıkıyordu.
Telefonu kaldırıp saate baktım.
“Saat yedide bu kadar iyi mastürbasyon yapacak kadar hayat dolu olsaydım keşke.”
Bana bakmadan banyoya yöneldi ve “Siktir git.” Dedi sadece. Sırıtarak şapkamı ve çantamı alıp ayakkabılarımı giydim.
Bir otobüs ve bir metro değiştirdikten sonra on beş dakika yürüyerek o salak, kendini Miami havasına benzettiğini sanan aptal kafeye girdim.
“Oo diva gelmiş.”
Başımı salladım. Bu aptal, Mert. Kendisi var oluş sancısı çekmekle birlikte en az benim kadar sevgi açı ama aynı zamanda narsist. Narsist olduğu kısmı aklınızda tuttuğunuz sürece onun boktan kişiliğine maruz kaldığınızda şok olmuyorsunuz. Onun dışında gerçekten tatlı olabiliyor, eğer kendinden ve kadınlardan ekstra eril bir dil kullanarak bahsetmezse. Yani sadece uykusu olduğunda veya morali bozuksa. Tam olarak varlığını yokken arayacağınız birisi çünkü yokken daha… iyi birisi.
“Günaydın.” Dedim kadınlar için giyinme odasında. Odada Irmak ve Aleyna vardı. Irmak günaydın dedi ama Aleyna pek sabah insanı olmadığı için en azından bir kahve ve ayılana kadar beni sessiz bir baş sallamasıyla geçiştirdi. Onu asla yargılamıyorum. Girl power dışında eğer bu kadar people pleasure olmasaydım, muhtemelen huzurlu bir şekile ben de böyle davranabilirdim.
Öğlene kadar aralıksız çalıştık. Tabii ki arada dedikodu yapıp Irmak’la gelen müşterilerin gay olup olmadığına dair tahminlerde bulunuyorduk, sebebi gay hikayeleri sevmemizdi. Aleyna bunu desteklemese de umursamıyordu. Feminizmi savunsa da içten içe eril bir düşünce kültürüne sahipti ve Mert… Bu konuda konuşmayacağım.
Buraları hızlı geçeceğim çünkü işin asıl öneli kısmına gelmek istiyorum. Eve geldim. Evet akşam sekiz falandı ve normalde erken gelen ben olmam ama erken gelen bendim. Benden sonra Ömer geldi ve tahmin edin ne oldu.
Koltukta pinekleyip domuz gibi kuru noodle kemirirken birden bire içeri girdi ve kız arkadaşını tanıttı. Yalan söylemek istemiyorum, burada biz bizeyiz, şu ana kadar onun eşcinsel olduğunu düşündüm. Bunun kesinlikle eşcinsel hikayelere bayılmamla bir ilgisi yok ama evet öyle oldu. Sonra, sonra, ben onları baş başa bırakmak için evden çıktım ve gittim. Irmak’ı aradım ama evde değildi ve Aleyna da sevgilisiyle bardaydı. Sizi arkadaşım olarak görmeye başladığım için yalan söylemeyeceğim, barlardan ve kalabalıktan nefret ediyorum. Ter, alkol, yüksek sesli müzik ve sadece kafa bulduğunda eğlenebilen birkaç insanın içinde olmaktansa tek başıma sokakta oturmak daha mantıklı geldi. Ama bir süre sonra insan korkuyor, anlıyorsunuz değil mi? Ya birisi durup beni öldürür veya berbat şeyler yaparsa? Tek başımayım ve gece?
Böylece bir süre sonra acınası bir şekilde kaldırımda oturmaktan vaz geçip onun yanına gittim. Üstümde eskiden bordo rengi olan solmuş bir tişört ve şort pijama vardı. En azından çantamı almayı akıl edebilmiştim.
Onlar dans ederken kendime bir şeyler aldım. Kesinlikle alkolsüzdü. Sıkıntıdan ufak ufak yudumlarken tam olarak filmlerdeki gibi bir şey oldu. Onu yine gördüm. Biliyorsunuz kim olduğunu, aa kim falan demeye gerek yok. Ki eğer ucuz bir aşk hikayesi içerisinde değilsek neden sürekli karşılaşıyoruz bilmiyorum ama bardağımı aldım ve yanına gittim.
Gülerek omzuna dokundum ve beni görünce gülümseyerek kısılan bakan yeşil gözlere baktım. Yüksek sesli müzik yüzünde eğilip kulağına doğru bağırdım.
“Beni mi takip ediyorsun?”
Güldü ama kahkahasını duyamadım. Yüksek ses… Neyse. Sonra sigara çıkarttı ve uzattı ama elimle sigara içilmez tabelasını gösterdim ve böylece onu dışarı sürükleme şansım oldu.
Ilık yaz gecesinde dışarıda dikilirken ileri geri sallanarak bana ikram ettiği sigarayı yaktım ama bir süredir içemediğim için başta biraz öksürmüştüm. Beni izlerken gülerek sigarasını yaktı.
Derin bir nefes çekerken “Bıraktım.” Dedim. Başıyla onayladı ve derin bir nefes çekip yavaşça dudakları arasından bıraktı.
“Güzel.” Dedi sonunda çünkü konuşacakmış gibiydi ama nedense konuşmamıştı.
Başımla onayladım. Dudaklarına baktığımda istemsizce yükseldiğimi hissettim ama, hayır, öyle bir şey yok.
“Evet.” Dedim ve gözlerimi etrafta gezdirip yeniden ona baktım “Kokusu rahatsız etti ve sanırım bir yerden sonra stres faktörüyle başa çıkmayı öğrendim.”
Tek kaşını kaldırıp “Harika.” Dedi “Kişisel gelişim kitaplarına mı merak saldın?”
Güldüm ve dudaklarımı yaladım.
“Aslında bir ara evet. Biraz kırık bir kafam olduğu için… Düzeltmem gerekiyordu ve biliyorsun, yani, insan kendiyle fazla baş başa kalınca bir şekilde çıkış yolu arıyor. Deniyor. Ben de her şeyi denedim.”
“Her şeyi?” dedi şüpheyle.
Başımla onayladım.
“Fazla mı konuşuyorum?” dedim gergince gülerek “Sen bahset biraz kendinden. İtalya’dayım demiştin. Konserve işleri?”
Genizden güldü. Kızardığımı hissettim.
“Tam olarak öyle olmasa da aşağı yukarı diyelim. Tatile geldim, demiştim… Sen içtin mi?”
Gözlerimi birkaç kez kırptım.
“Hayır? Neden? İçmiş gibi mi görünüyorum?”
Sessizce kıkırdadı.
“Yani, biraz.”
“Neden öyle söyledin ki? Sarhoş mu duruyorum?”
Dudağını ovuşturdu.
“Geçen geceye göre daha rahat görünüyorsun da. Bir daha karşılaşırsak tanımıyormuş gibi yapacağını düşünmüştüm.”
Ağzım açık kaldı ve sonra konuşabildim.
“Biraz gergindim. Gergindim, evet. Ama içmedim. En azından barmen gizlice alkol katmadıysa, hayır. Biraz gergindim, evet. Şu haline bir bak! Sen-sen-“
Güldü “Ben ne?” dedi.
“Sen bayağı… iyi görünüyorsun. Kendi işin bile var.”
Güldü “Var.” Dedi.
Alt dudağımı ısırdım. Kız arkadaşı var mı sormak istiyordum ama evet cevabını kaldırabileceğimi düşünmüyordum.
Ama zihnimi okumuş gibi o sordu.
“Erkek arkadaşın var mı?”
Boğazım kurumuştu.
“Evet?” dedim ve sonra sorunun arkadaş arkadaş manasında değil de sevgili falan olduğunu anladığımda hızlıca “Hayır! Hayır.” Dedim.
Güldü yeniden ve “Evet mi hayır mı?” diye sordu.
Elimdeki sigarayı çevirirken “İkinci soruya göre değişir.” Dedim. Gülerken başını havaya kaldırdı ve yeniden baktı inanamaz gibi.
“Neden her seferinde beni hazırlıksız yakalıyorsun?”
Şaşkınca elimi göğüs kafesime vurdum “Ben mi?” dedim “Ne yaptım ki?”
Yutkunup başını iki yana salladı.
“Bir şey yapmadın. Gayet iyisin.”
Şok inerken “İyi?” dedim hazmetmeye çalışarak “Ne açıdan?”
Uzanıp yanağımı okşarken kal geldi. Hayır, elim erkek eline değmediği için değil ama bu Aras, tamam mı?
“Her açıdan.” Dedi ve güldü “Böyle saçmalayınca yeniden seninle uğraşmak istiyorum, özrü dilerim. Yani sanki mutlusun.”
Sessizce ona baktım.
“Yani memnunsun hayatından. Umarım” dedi “seni mutlu edecek kişiyi de bulursun.”
“Buldum.” Diye atıldığımda “Buldun?” dediğinde gözlerindeki şüpheyi gördüm “Buldum. Evet, yani… Biz şu an ciddi düşünüyoruz.”
Uzanıp elimi alırken kalbim patlayacak ve alt tarafım, lanet olsun… reşit misiniz bilmiyorum ama ateş bastı.
Elimi kaldırdı ve incelerken salak gibi bakakaldım. O kadar… uçmuştum ki neden bunu yapabileceğini analiz edemedim ki analiz etmede çok kötü de değilim.
“Yüzüğünü takmıyor musun dışarı çıkarken?” derken sesi kısık ve çok seksiydi.
O an atlayıp dudaklarına yapışmak istesem de, hayır, hayır…
Kal geldiği için soruyu algılamam yarım dakika falan aldı. Sonuna elimi çekip “Çünkü” dedim ve başımı sallayıp ondan uzaklaştım “Kaybettim.” Evet bu hikâyeyi geçen gün Aleyna’dan duymuştum ve kullandım.
“Nerede kaybettin?” derken başını yana yatırdı ve ellerini cebine sokup bana üstten baktı.
“Kafede. Çalışıyorum ya lavaboya düşürdüm.”
“Lavaboya?” dedi gram inanmadığını saklamıyordu bile pislik herif.
“Lavaboda.” Dedim bastırarak “Ve sevgilim, şu anda, hatta kendisi nişanlım, şu anda işten çıktı.”
Tek kaşını kaldırıp dikleşti ve gülümsedi alayla.
“Ya… Ne iş yapıyor.”
“Avukat.” Dedim “Ömer tanıştırdı. Ve çok iyi birisi. Sigara içmiyor ve, ve, bırakmama yardımcı olan da oydu.”
Bana yargılayıcı bakışlar atarken “İnanmıyorsan tanıştırırım sizi.” Dedim ben de aynı şekilde.
Derin bir nefes çekti içine ve kıstığı gözlerini uzaklara çevirdi. Öyle ki bir an ne var diye ben de bakmak zorunda kaldım.
“Güzel.” Dedi “Hafta sonu çalışıyor musun?”
“Çalışmıyorum.” Dedim.
“O zaman sevgilinle sizi yatımda ağırlamama ne dersin? Hem tanışırız, hem… Belli ki konuşmadığımız bayağı şey var. Ve sanırım, sen de arkadaş kalmaya hayır demezsin.”
Omuz silktim.
“Demem, sonuçta kaç yıl birlikte takıldık. İki yıl, bir buçuk falan.”
Dudaklarını birbirine bastırdı ve başını salladı.
“Tamam o zaman, ben de kendi sevgilimi getiririm.”
Sevgilim dediği noktada kulaklarım köpek gibi dikilirken tek kaşımı kaldırdım.
“Sevgilin?”
Onayladı.
“Sevgilim.”
“Ama şu an yanında değil.”
Çenesini kaşıdı.
“Tuvalette şu anda. Aslında içeri dönsem iyi olur, beni bulamazsa sinirlenir.”
“İyi.” Dedim “İyi.” Dedi.
Gitmek üzereyken cebinden kartını çıkarttı ve bana uzattı.
“Numaranı kaydetmem için bana bir mesaj at. Haberleşiriz.”
Başımla onayladım ve gitti.
Dudağımı kemirirken bir elimde bitmiş sigara diğer elimde salak karta baktım.
“Ne güzel.” Dedim kendi kendime “Harika anasını satayım.”
Sigara çöpüyle kartı buruşturup yere attım ve elimle yüzümü ovuşturup yürümeye başladım. Birkaç adım sonra durup geri döndüm ve buruşturup attığım kartı aldım ve düzeltip cebime koydum.
Saçlarımı karıştırıp başımı kaşırken bir yandan da birkaç gün içerisinde nasıl sevgili yapacağımı düşünüyordum.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jul 19, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Nefretten AşkaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin