FİNAL

7.7K 581 131
                                        



İstanbul, gecenin karanlığından sıyrılıp yeni bir güne uyanıyordu. Boğaz'dan esen serin rüzgâr, şehrin sokaklarına usulca sokulurken, hayat, her zamanki gibi akıp giderken, küçük bir odada zaman sanki duraklamış gibiydi.

İçeride bir beşik duruyordu. Beşiğin içinde minicik bir bebek, rüyaların en huzurlusunu görüyordu. Yanında gözlerini ondan ayıramayan iki kişi vardı. Biri, yıllarca sert sokakların efendisi olmuş, yumruğuyla adalet sağlamış bir kabadayı... Diğeri ise bu eve bir yabancı olarak gelip kalbini burada bulan, masumiyetini hiç kaybetmemiş bir gençti.

Kemal, derin bir nefes alarak beşiğin başında dikildi. Geniş omuzlarına rağmen içinde tarifsiz bir ürkeklik vardı. Matteo ise gözlerini bebeğin yüzünden ayıramıyordu. İçine sığmayan duygularını anlamaya çalışıyor, yeni hayatlarının bu güzel sabahını izliyordu.

O anda küçük bebek gözlerini araladı. Ona bakarken, ikisini de içine çeken o masum bakışla karşılaştılar.

Bu masum bakışların güzel sahibi, Ustura Kemal ve Matteo'nun biricik kızı Melek'ti. Bu ismi sonuna kadar hak ediyordu. O bebek yüzü, dünyaya değer gamzelerini tamamıyla ortaya çıkararak değil, içini çeke çeke gülücükler saçardı etrafa. Ancak bu rahatlığına karşılık, kızgın ve sert bir yüz gösterilecek olsa, bu ani değişim karşısında donar, pişman olmuş bir tavırla dudaklarını büzerek, o güzel mavi gözlerinden saf ve duru yaşlar dökerek ağlamaya başlardı.

Her ne kadar yüzü tıpkı Matteo'yu andırsa da karakteri tıpkı babası gibiydi.
Henüz dört ayak emekleyerek kendisini sürükleyebilmeye gücü yeterken, odanın ta öte ucunda gördüğü bir bez parçasına ulaşmaya ve ona saldırmaya cüret ederdi. Mini mini yüreğinde cesaret toplayarak olanca gücüyle çabalayıp oraya kadar varır, minik bir aslan pençesi gibi elini uzatıp bez parçasını kaptığında zafer kazanmış bir tavırla ebeveynlerine gösterirdi.

Matteo, beşikte kendi kendine gülüp bir şeyler söyleyen kızını kucağına aldı.
Kemal de kızı Melek Hanım'ın iki yanağını öperek odadan çıktı.

Matteo, küçük bebeğin kenarları fırfırlı ve bir o kadar da rahat elbisesini giydirdikten sonra, tombul kolunun beyaz bileğine babasının onun için özel yaptırdığı altın künyeyi taktı.

Melek, künye takılınca dilini çıkarıp künyesinin takılı olduğu minik elini sallamaya başladı. Onun bütün hareketleri Matteo'nun içini ısıtıyor, hatta onu ısırmak istiyormuş gibi bir his uyandırıyordu.

"Gel bakalım Melek Hanım."
O, bu evin küçük hanımıydı. Herkesin ona "Melek Hanım" diye hitap etmesi, artık "Hanım"ı onun ikinci adı yapmıştı.

Melek ile beraber aşağı indi Matteo. Bütün konuklar salonda oturmuş, tatlı bir sohbet havası esiyordu odanın içinde.
Neriman ve Hamza bir koltukta oturmuş, Neriman elindeki yüzüğü dizlerinin üzerine koymuştu.

"Halacığım, bu ne güzellik böyle?" dedi genç kız, yerinden hayranlıkla yeğenine bakarak.

Melek Hanım bu iltifatlarla utanıp başını çevirmişti ki başka bir koltukta oturan babasını gördü.
Küçük bir çığlık atıp ellerini çırparak Matteo'nun kucağında zıplamaya başladı.

Onun ne istediğini hemen anlayan Matteo gülerek onu Kemal'in yanına götürdü.

"Güzelim benim," dedi Kemal, kızını kollarına büyük bir sevgiyle alarak.

"Maşallah, pek büyümüş," dedi Şahin.

Minik beden, bu sefer de o büyük gözlerini ona çevirmişti.
Şahin'in hemen yanında oturan Karayel de büyük bir şefkat ve sıcaklıkla bakıyordu ona.

Babasının kucağında adeta bir sultan gibi oturan Melek Hanım, bileğine taktığı künyeyi küçücük parmaklarıyla inceliyordu.
Salondakilerin konuşması onun hiç umurunda değil gibiydi.

Yakında gelecek bayramla ilgili konuşuyorlardı. Kemal bayramı Göztepe'de geçirmeyi düşünürken, Neriman ise Büyükada'ya gitmeyi teklif ediyordu.
Bu konuşma devam ederken, hep birlikte kurulan sofraya geçtiler. En sonunda oy birliğiyle Neriman'ın isteği onaylandı.

Kemal hiç bozuntuya vermeden sırıtarak yanındaki eşinin kulağına eğildi.
"Böylesi daha iyi. Göztepe'ye daha sonra seninle baş başa gideriz, güzelim."

"Kemal," dedi Matteo, uyarı dolu bir sesle kaşlarını çatarak.

O sırada Melek Hanım sofradakileri dikkatle izliyor, uygun bir zaman bekliyordu. O uygun zaman gelince de minik düşünce gücüyle sofranın ortasındaki zeytinyağlı fasulye tabağına elini daldırdı.
Avuç dolusu yakalamış ve azık olmak üzere ağzına götürmeye çalışıyordu. Ancak etrafında onu engellemeye çalışan insanların varlığını bilerek hızlıca yemeğe koyuldu. Yemeğin çoğunu çenesine ve yanağına sürmüştü.

Matteo, onun yemeğini hazırlamış, ona yedirecekken kızının böyle bir atılımda bulunmasıyla yanındaki ıslak bezle babasının kucağındaki bebeğin yüzünü silmeye başladı.

"Ah kızım..."

"Acıkmış çocuk, ne yapsın?"

"Benim kızım açlığa dayanamaz, aynı babası," dedi Kemal gülerek.

Onun bu sözleri sofradaki diğer misafirleri de güldürmüştü.

Matteo, Melek Hanım'ın karnını iyice doyurduktan sonra bebeğinin belindeki doluluğu fark edip gülümsedi. Melek Hanım, belli ki kaşla göz arasında işini görmüştü. Birazdan ağlamaya da başlardı, bu yüzden Matteo hemen onu kucağına alarak üst kattaki odasına çıktı.

Kızının altını bir güzel değiştirirken bir yandan da onu küçük küçük gıdıklayarak gülmesini sağlıyordu. İşini bitirdikten sonra Melek Hanım rahatlamış olacak ki bacaklarını kaldırıp o tombul elleriyle tutmaya başladı. Bir yandan da yine kendi kendine, kimsenin anlamayacağı şekilde konuşuyordu.

Matteo, kendi kendine oyun oynayan kızına bakarken içinde büyük bir mutluluk ve huzur hissediyordu. Kendi bebeğine, sevdiği adamdan olan bebeğine sadece bakmak bile onun için tarif edilemez bir mutluluktu.

Kapı açılınca Melek minik bacaklarını indirip gelene baktı. Babasıydı.

Kemal, yüzünden hiç silemediği o gülümsemeyle ailesinin yanına yaklaştı. Yatakta yatan kızının alnına bir öpücük kondurduktan sonra doğrulup mavi gözlü oğlanı belinden kavradı. Öbür eliyle oğlanın çenesini tutarken onun o güzel yüzünü büyük bir aşkla seyretti.

"Sen benim en büyük sevincimsin, Matteo."
Bu sözleri öyle bir sesle söylemişti ki Matteo'nun nefesi titredi.

"Sen de benim."

Eğilip çocuğun yanağını uzunca öptü Kemal. Ancak Matteo, yatakta kendilerini meraklı gözlerle izleyen bebeklerini işaret ederek onu uyardı.

Kemal hemen kendisini düzeltiyormuş gibi yaparak kızını kucağına aldı. Odadan çıkmadan önce eşinin dudaklarından küçük bir buse çalıp gülerek odadan ayrıldı.

Matteo, tebessümle başını iki yana sallayarak bu anlarının hiçbir zaman bozulmamasını diledi.







Eveeet bir kitabımın daha sonuna geldik buraya kadar bana eşlik eden ve beni destekleyen bütün okurlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum sizi çok seviyorum❤
Öbür kitaplarda görüşmek üzere sağlıcakla kalın~

Einsames_Rosa

KABADAYI BxBBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin