Dalgın bir şekilde yere bakarak yürürken elleri de ceplerindeydi genç oğlanın.
Hava biraz soğuk olduğu için eski püskü paltosuna daha çok sarıldı. Bunu ona Seyrekbasan Osman vermişti.
O kendi yolunda giderken birden tam önünde duran siyah kunduralar yolununu engelledi.
Adam yolundan çekilmeyince başını kaldırmadan sağdan gitmeye çalıştı oğlan fakat siyah kunduralar tekrar önünü kesti, sola yöneldi ama yine adam önüne geçti.
Bunu üzerine kaşlarını çatarak hışımla başını kaldırdı genç çocuk ve gördüğü kendisine sırıtarak bakan yüzle durakladı.
"Nerelerdeydin? Kaç zamandır göremedim seni" dedi Şahin yüzündeki ifadeyi bozmadan.
Adamın bu sözleriyle gözlerini devirecek konuştu Karayel.
"Özledin mi beni?"
Kısıkca gülerek "Hemde nasıl" dedi Şahin.
Onu geçiştirmek ister gibi başını sallayarak "Bende bende" deyip yanından geçecekti ki adamın tekrar yolunu kesmesiyle dip dibe kaldılar.
Kaşları iyice çatılan genç çocuğun konuşmasına izin vermedi Şahin.
"Bana yaptığın yemek için teşekkür etme fırsatı bulamamıştım. Ellerine sağlık çok güzel olmuştu. Aslan da çok beğendi bizzat gelip tekrar yapmanı istiyor"
"Sahibi sen değil misin? Sen yap"
"Lâkin ben senin gibi yapamam hiç değilse öğretiver"
Adama deliymiş gibi baktı Karayel. Kendisi ile alay mı ediyordu yoksa ciddi miydi?
Bir kere öğretmeyi bırak, öğretse bile bu bıyıklı kabadayı yemek mi yapacaktı. İşte buna kediler bile gülerdi.
"İşim gücüm var, uğraşma benimle Delibaş"
Şahin ellerini ceplerine yerleştirerek oğlana doğru hafifçe eğildi.
"Uğraştığımı kim söyledi? Sen öğretecek misin öğretmeyecek misin?"
Evet saçmaladığının farkındaydı Şahin ama sırf bu oğlanla yakınlık kurabilmek onunla, konuşabilmek için aklına gelen bütün saçmalıkları yapmaktan çekinmiyordu.
"Hayır" dedi Karayel kesin bir şekilde "Sana yardım falan etmeyeceğim. Bir daha yoluma çıkma" deyip adamın yanında ayrıldı oğlan.
Giden çocuğun arkasından bakarken kendi kendine gülümseyerek konuştu adam "Elbet beni kabul ettiğin günlerde gelecek huysuz oğlan"
~
Çıkardığım parayı teşekkür ederek karşımdaki adama uzattım daha sonra tezgahın üzerinde ki paketlerimi alarak küçük baharatçı dükkanından çıktım.
Cüzdanımı çantama yerleştirirken gülümseyerek ağzımdan çıkan buharı izlemek için nefes verdim. Çok hoşuma gidiyordu bu.
Ellerimi paltomun ceplerine yerleştirerek yürümeye başladım. Soğuk havaları pek sevmezdim aslında, bunaltırdı beni. Şairlerin ve yazarların çoğunun neden hep böyle havalarda ilham bulduğuna şaşırıyorum doğrusu.
Baharatçı bizim mahallede biraz uzak sayılırdı çokta değil tabii. Bilerek yürüyüş yapmak için buradakini seçmiştim ben.
Son günlerde kafam karman çormandı.
Hepside Ustura Kemal yüzünden.
En son ki yakınlaşmamızdan sonra ben bilerek aramızı biraz daha soğuk tuttum. Çok nadiren konuşuyorduk o da Kemal'in adım atmasıyla oluyordu.
Ben ne hissettiğimi biliyordum Kemal'e karşı elbette bir etkilenmem söz konusuydu ama bu sevda değildi. Onunda hislerinin de farkındaydım. Bana davrandığı gibi kimseye davranmıyordu. Anlamıştım bunu.
Fakat ben onun duygularına karşılık veremezdim.
Artık nasıl dalgın bir şekilde yürümüşsem önümdeki koskoca bedeni fark etmemiş pat diye çarpmıştım.
"Çok özür dilerim. Bağışlayın, dalgındı-" diyerek hızlıca konuştum.
Ama gördüğüm adamla kelimeler boğazımda kaldı.
Seyrekbasan Osman'dı bu.
Bu soğukta bile gömleğinin ilk birkaç düğmesini iliklememişti. Gerçi üzerindekiler de öyle çok sıcak tutacak cinsten şeyler değildi.
"Sonunda yine karşılaştık seninle" dedi karşımdaki adam.
Ne demek istiyordu?
"Anlamadım?"
Ellerini ceplerine yerleştirerek iyice dikleşti.
"Seni o günden sonra bir daha göremedim. Fakat işe bak ki sen kendi ayaklarınla bana geldin"
"Neden beni arıyordunuz?"
Sırıttı Osman ve bana doğru bir kaç adım attı.
Hemen geri kaçarak etrafıma bakındım. Çevremizde az çok insan vardı neyse ki.
"Seni tekrar görmek istedim. Nerelerdeydin? Bütün adamlarıma seni bulmalarını söyledim ama onca gün boyunca senden ses seda çıkmadı, sadece bir kez tramvaya binerken görmüşler seni"
Manyak mıydı bu adam. Laflarını kendi de duyuyor muydu?
"Ne istiyorsunuz benden?"
Omuzlarını silkerek "Bilmem" dedi.
Yutkundum. Derdi para olamazdı elbet. Benim ona bir yanlışımda olmamıştı. Verdiği cevaplara gelince saçma sapan şeyler söylüyordu.
"Gitmem gerekiyor" diyerek uzaklaşmaya çalıştım ama izin vermedi.
"Bırakın yoksa bağıracağım!"
"Sakin ol. Derdim senden haraç kesmek ya da seni dövmek değil. Öyle bir şey olsaydı seni tenhaya çekip bu işi bitirirdim. Seni tanımak istiyorum"
Başıma bir ağrı girdi, bu kısa zaman sonra nezle olacağımın haberiydi. Fakat şuan için asıl önemli olan bu adamın sözleriydi. Beni tanımak mı istiyormuş?
Dur biraz... Seyrekbasan Osman, Ustura Kemal'in en büyük düşmanlarından değil miydi? Neriman bununla ilgili bir şeyler söylemişti. Eh sürekli beni takip ettiğine göre bununla bir ilgisi olabilirdi.
"Duyduğuma göre Ustura Kemal'in evinde kalıyormuşsun?"
Evet tam da tahmin ettiğim gibi, bu adam beni Kemal'e karşı kullanacaktı.
Fakat ben asla bana evini açmış, daima yardımda bulunmuş bir adama asla ihanet etmezdim.
Bir adım daha atarak yaklaştı bana.
"Eger bana kötü bir şey yapacak olursanız bunu yanınıza bırakmaz!"
Bu sözlerimle kaşları çatıldı.
"Kim? Kemal mi?" dedi kalın sesiyle sonra da güldü.
"O kim ki bana dokunacak?"
Bende kaşlarımı çattım. Adamın gözleri gittikçe kararıyordu. Yumruk yaptığı eli ise beni baya korkutmuştu.
Gördüğüm bir kaç bekçi ile aklıma bir fikir gelmişti. Gülümsedim tam vaktiydi.
"Aman yardım edin! Yetişin! Ne zamandır kız kardeşimin namusuna göz diken adamı yakaladım. Bugün benim namusuma kast eden yarın sizinkine de edecek. Tutun şu haysiyetsizi!"
"Ne diyorsun sen lan!"
Fakat artık çok geçti etrafımızda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Bekcilerde koşarak yanımıza geldi. Adamlardan biri Osman'a sayıp söverken Osman'ın celallenip kafa atmasıyla yere düştü.
Osman onlarla ilgilenirken ben yaptığım aptallığın şimdi farkına vararak gizli gizli kaçmaya başladım.
Neyse ki kimse benimle ilgilenmemişti.
Koşar adım sonunda eve ulaştım. Nefes nefese kapıyı çalarken beni çok bekletmeden Sabire abla açtı kapıyı. Onun merakla bakan yüzüne karşı hiçbir şey söylemeden odama gittim.
Aptal kafam. Ne diye böyle bir salaklık yaptım ki. Korkudan ne diyeceğimi şaşırmıştım.
Şimdi o adam beni bulduğu yerde öldürecekti.
Abi çok hastayım burnum fış fış fış. Okula da gidemedim zaten bana dua edin be.
🤧🤧
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KABADAYI BxB
Historical Fiction[TAMAMLANDI] Annesinin ölümünden sonra hiçkimsesi ve kalacak bir yeri olmayan Matteo kendisine evini açan temiz kalpli Gülnihal Hanım'ın teklifini kabul eder bu sayede de hem onların evinde kalır hemde ev işlerini görür. Fakat Gülnihal Hanım aynı za...
