35.

6.1K 487 86
                                        

Eliyle hafif şişmiş karnını ovalayan Matteo, yanında mışıl mışıl uyuyan eşine baktı.
Gecenin bir vakti oğlanın canı o kırmızı, sulu sulu narı çekmişti. Fakat evde nar olmadığını biliyordu. Aşermenin getirdiği hissi ancak yaşayan bilirdi, yine de bir umut mutfağa inip bakmaya karar verdi.

Yanında mışıl mışıl uyuyan eşine tekrar göz gezdirdi.
Bugün onu gerçekten çok yormuştu. En son, sırf canı baklava –hem de özellikle Yaşar Usta’nın baklavası– çektiği için adam ta İstanbul’un öbür ucuna gitmişti. Daha fazla onu yormak istemiyordu Matteo, hiç değilse bu saatte.

Yavaşça, yanındaki bedeni uyandırmadan yataktan kalktı. Gözlerini karanlığa alıştırmaya çalışarak sessiz adımlarla merdivenlere yöneldi, bir yandan da elleriyle bir yerlere çarpıp çarpmadığını kontrol ediyordu.

Merdivenlerden indikten sonra elini epey büyüyen karnına götürüp derin bir nefes verdi. Nihayet mutfağa ulaşmıştı. Kendi kendine gülümseyerek etrafta nar aramaya başladı. Her yere baktı, olmadığını bile bile kaşıkların konduğu çekmeceyi bile açtı.
Nar yoktu.

Yüzünü buruşturdu Matteo, canı gerçekten çok fazla nar istiyordu. O kırmızı, sulu, ekşi taneleri düşündükçe içi gitmişti. Ekşi seviyordu oğlan, aklına geldikçe ağlama isteği artıyordu. Evde nar yoktu. Bu saatte gidip nereden nar bulacaktı? Önünde duran kırmızı elmalara bakarken kaşlarını çattı. Ne olurdu sanki bu elmalar yerine nar olsaydı?

Elini çenesine koyarak mutfaktaki sandalyeye oturdu. Sıkıntıyla dudaklarını büzdü, gözleri doldu.
Nar istiyordu, hem de çok… Ama evde nar yoktu.

Bir keresinde Sabire ona, aşerdiği zaman bebeğin karnındayken istediklerini yemezse büyüyünce de hiçbir isteğinin yerine gelmeyeceğini söylemişti.
Eh, hormonları zaten allak bullak olmuştu. Şimdi de buna inanmış, kara kara ne yapacağını düşünüyordu.

"Matteo?"

"Hih!" diye irkildi oğlan duyduğu sesle.

Kemal gülümseyerek eşinin yanındaki sandalyeye oturdu, elini çenesine getirdi.
"Ne oldu, güzelim? Canın bir şey mi çekti? Neden beni uyandırmadın?"

Oğlan, dolu dolu olmuş mavi gözleriyle yutkunurken başını öne eğdi.
"B-benim canım şey… elma çekti de…" diye mırıldandı.
Adama yalan söylemişti. Çünkü biliyordu ki eğer nar istediğini söylerse Kemal, gece yarısı demeden gidip ona nar bulup getirecekti. Oysa Matteo, kocasını yormak istemiyordu.

Kemal gülümsedi, sepetin içindeki en kırmızı iki elmayı seçti.
"Ben hazırlarım sana, yavrum," dedi.

Elmaları bir güzel yıkadı, çocuğa soymasını isteyip istemediğini sordu. Matteo, elmayı kabuğuyla sevdiğini söyleyince de o şekilde doğradı.

Tabağı önüne koyduğunda Matteo teşekkür etti. Ancak bir dilim elmadan küçük bir ısırık alınca yüzünü buruşturmamak için kendini zor tuttu. Onun canı elma istemiyordu ki hiç.

Kemal, Matteo’nun halinden durumu az çok anlamış olacak ki elini getirip onun elinin üzerine koydu.

"Sevgilim, gül yüzlüm, senin canın başka bir şey ister belli ki. Söyle, neyse gidip getireyim sana."

Matteo başını iki yana sallayıp itiraz edecekti ki adam onu engelleyip devam etti:
"Hadi güzelim, söyle. Ne istiyorsan alacağım."

Titrek bir nefes aldı çocuk. Kendini tutmak istedi ama dayanamadı. Sabire'nin söyledikleri de aklına gelince korkusu iyice artmıştı.

"Benim canım çok nar istiyor Kemal," dedi, mahcup bir sesle.

KABADAYI BxBBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin