🎵In My Bones- The Score 🎵
30. Bölüm
Tutku, bir lav gibi damarlarımın içinde akıp geçtiği yerde hazla karışık bir acı bırakırken zihnim düşünmeyi bırakmış gibiydi. Arın'ın elleri bedenimin en mahrem yerlerinde dolanırken onun kucağında oturuyordum ve dağınık saçlarını sertçe çekip onu kendime bastırıyordum. Boynuma bıraktığı her öpücük, damarımdaki lavın daha güçlü akmasına neden oluyordu. İniltilerimiz bir koro kadar uyumlu ve bir hayvan kadar vahşiydi.
Arzuydu bu.
Daha fazlasını istediğimizi ikimiz de biliyorduk. Gecenin karanlığı bu isteği saklayacak kadar güçlü değildi ne yazık ki. "Keşke sana yapmak istediklerimi bilsen..." demişti Arın hırıltılarının arasından. Bilmek istiyordum. Dudaklarımız sertçe birbirine kapandığında tırnaklarımı sertçe sırtına geçirmiş ve kendimi ona daha çok bastırmıştım.
"Arın..."
"Başkanın kızı..."
İçinde bulunduğumuz an bulanıklaşırken içimi huzursuz bir his kapladı. "Başkanın kızı?"
Gözlerimi açtığımda üzerime eğilip beni dürten Arın'ı görerek kaşlarımı çattım. Az önce başka pozisyonlarda değil miydik? Gözlerimi biraz daha açıp etrafıma bakındığımda dün gece uyuduğumuz eski daireyi gördüm ve anlamsız bir hayal kırıklığı üzerime çökerken epey kirli bir rüya gördüğümü fark ettim.
"İyi misin?" diye sorarken beni inceliyordu ancak ona bakamıyordum. Rüya o kadar gerçekçiydi ki etkisinden çıkmam mümkün değildi. Sanki gerçekten sevişmişiz gibi hissediyordum ve bacaklarımın arasında hissettiğim ıslaklık bunu doğruluyor gibiydi. Bir rüya yüzünden ıslandığıma inanamıyordum. Hiçbir zaman böyle biri olmamıştım.
"Rüya gördün galiba, kollarından zor kurtuldum." dediğinde gözlerimi sıkıca kapatıp yatağın ucuna sürükledim bedenimi. Aynı yatakta uyumuştuk değil mi bir de? Arın dizlerinin üzerinde sürünerek karşıma geldi. "Tırnaklarını sırtıma geçiriyordun neredeyse. Başta kabus gördüğünü sandım ama yüzünde kabus görür gibi bir ifade yoktu."
"Hatırlamıyorum, sana öyle geldi belki de." diyerek yataktan kalktım ve kuruyan kıyafetlerime doğru yürüdüm. Çok ama çok utanmakla birlikte rüyamda hissettiğim her duygu hala etkisini gösteriyor gibiydi. Gözümün önünden gitmeyen sahneler vardı.
Vazgeçmeyerek ayağa kalkıp peşimden geldiğinde "Yoksa beni mi gördün?" diye sordu. Sesindeki alay yüzünden tüm bedenim yanmaya başlamıştı. Rüyamda ne gördüğümü biliyor olamazdı değil mi? Derin bir nefes alıp ona döndüğümde çıplak göğsüyle karşılaştım ve gözümün önünde ona dokunduğum birkaç an belirdi. Gözlerimi yüzüne diktim.
"Seni görmedim."
Yüzündeki kendinden emin ifade bir an bile silinmemişti. "O zaman neden adımı sayıklıyordun?"
Ne? Gözlerim kocaman açılırken utançtan bayılmak üzere hissediyordum. Ciddi miydi yoksa dalga mı geçiyordu bilmiyordum. "Sana işkence ettiğim bir rüyaydı muhtemelen." dedim umursamaz görünmeye çalışarak.
"Hım, nasıl bir işkenceydi?" diye sordu edepsiz bir ses tonu kullanarak. "Kırbaç falan var mıydı? Pek benim tarzım değil ama senin hoşuna gidiyorsa deneyebiliriz."
Öfke bir anda bedenimi sararken adeta cırladım. "Ne dediğini farkında mısın sapık herif?!"
Başını arkaya eğip kahkaha attığında açıkta kalan boynuna yaptığım şeyleri hatırlayarak bir ateşin içine düştüm. Tüm bedenim yanıyordu. "Başkanın kızı, seviştiğimizi gördüğünü itiraf etmek bu kadar zor olmamalı."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ULUM: Son Nefes
Science FictionDünya'nın son savaşını vermesinin üzerinden yıllar geçmiş, köklü ve yıkılmaz medeniyetler tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı. Artık yeni bir dünya düzeni vardı ve bu düzenin en güçlüsü ULUM'du. Başkentleri sahte bir gökyüzünün altına inşa edilmiş...
