Dünya'nın son savaşını vermesinin üzerinden yıllar geçmiş, köklü ve yıkılmaz medeniyetler tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı. Artık yeni bir dünya düzeni vardı ve bu düzenin en güçlüsü ULUM'du. Başkentleri sahte bir gökyüzünün altına inşa edilmiş...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
🎵 Chosen One- Valley of Wolwes 🎵
22. Bölüm
Görüşmeler yapılıyor ve insanlar sağa sola koşturuyordu. Sığınağın muhtemelen en teknolojik odalarından biriydik. Geri kalan kısmı için söylediğim tüm o sözleri bu odada geri alabilirdim çünkü karşımda Mithra'yı aratmayan bir teknoloji vardı. Gelişmiş bilgisayar sistemlerine ve hologram görüntülere bakarken onlara dair inancım birazcık daha artmıştı. Gerçi konu bu değildi, Cenk hocayı kurtarmaktı hedefimiz. Ortalıkta gezinmeme kimse bir şey demiyordu ve bunun sebebinin ne olduğunu tam olarak bilmiyordum. Başkan Turna'nın kızı olduğum için miydi yoksa isyanlarının sembolü olmamı teklif ettikleri için mi?
Şu an için hiçbir önemi yoktu.
Cenk hoca bana hep yardım etmişti ve onu kurtarmak için elimden geleni yapmak zorundaydım. İçerideki ajanlara ulaşmaya çalışıp onu sorgu öncesi bulunduğu yerden çıkartmaya çalışıyorduk. Daha doğrusu ben izliyordum onlar da birileriyle konuşup duruyorlardı. Henüz sorguya alınmamış olması büyük bir avantajdı, öğrendiğimiz kadarıyla sorgu için babamı bekliyorlardı ve o da şu an başka bir toplantıdaydı.
Başkan Turna bir süredir ortada görünmüyordu. Burada olup süreci yöneteceğini düşünmüştüm ancak düşündüğüm gibi olmamıştı. İçimi bir zehir gibi saran o düşünce artık daha kuvvetliydi. Amacının iyi olduğunu söylese bile, annem de mi babam gibi amaca giden yolda insan harcamaktan çekinmiyordu? Eğer öyleyse ben epey tehlikeli iki kişinin kızıydım ve yakında şeytanlara özel boynuzlarım ve kuyruğum çıkacaktı.
Gözlerim, sürekli teğmenle konuşan Arın'ı bulduğunda derin bir nefes aldım. Artık bir sır değildi; bu adam benim sonum olacaktı. Hayatımı yıllar öncesinde mahvedip ortadan kaybolmuş, yıllar sonra yeniden ortaya çıkıp bir kez daha inandığım her şeyi başıma yıkmıştı. Tüm öfkeme, kırgınlığıma ve ne yazık ki hüznüme rağmen koskoca odada onlarca insan arasından gözlerim yine onu buluyor ve onda kalıyordu.
Aniden, neredeyse tüm duvarları kaplayan ekranlarda görüntüler dönmeye başladığında ayaklarım benden bağımsız bir şekilde Arın'ın yanına götürdü bedenimi. Sanırım retinaya yerleştirilmiş bir kameranın görüntüleriydi izlediklerimiz. Kameranın görüş açısından gördüğüm botlar, ajanın bir asker olduğu gerçeğini çarpıyordu suratıma. Herkesten akıllı olduğunu iddia eden babam, canını emanet ettiği askerlerin hain olduğunu bilse ne hissederdi diye düşünmeden edememiştim o an. Her yerdeydiler. Kameranın görüş alanında bir kadın vardı, mesleğini ya da rütbesini belli eden bir aksesuara sahip olmaması ve yalnızca beyaz bir üniforma giymesi alt seviye araştırmacılardan biri olduğunu ele veriyordu.
"Cenk'in kapısında nöbet tutan asker ajanımız," diyerek bilgi verdi Arın. "Araştırma görevlilerinden biri diğer askeri etkisiz hale getirince Cenk'i içeriden çıkarıp seninle gittiğimiz tünellere indirecekler. Orada hazır bekleyen ekip onu önce Larv'a ardından buraya getirecek. Tabi bunlar çok düşük bir ihtimal, senin ortadan kaybolmandan itibaren güvenlik önlemleri üst düzeye çıktı."