32. Bölüm
Eskimek ne güzel eksilmedikçe...
Nazım Hikmet Ran
Seneler Sonra...
Bitiyordu işte.
Aslan ve Ceylan'ın masalı burada son buluyordu.
İyisiyle kötüsüyle, yaralarıyla, şifalarıyla, gücüyle ve güçsüzlüğüyle bir sürü şey öğretmişti ama en çok da vahşi bir kalbin narin bir ceylanın gözlerinde durulabildiğini öğretmişti bizim masalımız.
Onca karmaşanın, kaosun kavganın arasından biz sadece ikimiz çıkmamış bir de bu kötü kalpli insanların olduğu dünyaya minicik tertemiz bir kız çocuğu getirmiş onu da bu dünyanın iyilikleriyle büyütmeye adamıştık ömrümüzü.
Ceylan büyümüştü. Öyle güzel büyümüştü ki biz ona baktıkça neleri atlatıp da oradan sağ salim çıktığımızı görüyorduk. Seneler bizim için sevgimizi yaşarken onu da hiçbir şeyi eksik bırakmadan büyütmeye çalışarak geçmişti. Mir Aslan mesleğini yapmaya devam etti, görevlere gitti ve ben Ceylan ile onun yokluğunda babasının hasretini azaltmaya çalışarak geçirdim. Biz Mir Aslan'ı çok özlediğimizde birbirimize sarılarak onun sağ salim dönmesini dileyerek geçirdik zamanlarımızı. Kızım yarı ömrümden sonra bana dayanak oldu. Küçücük bir bedenin ne kadar büyük şeyleri kaldırabileceğini de ben onunla öğrendim. Geceleri sessizliğe sığınmamı bile fark edip 'Bu gece seninle uyumak istedi canım.' Deyişlerinin ben ne kadar hisli bir kalbe sahip olduğuna yorumladım hep. Ceylan merhametliydi, hisliydi ve bence asıl şifalı olan oydu. Babasından sonra birinin ilk kez yaralarıma, eksik yanlarıma dokunduğunda tamamlanınca anladım. Şanslıydım. Belki ömrümün en büyük sınavlarını vermiştim ama şanslıydım ki o sınavlar bana Mir Aslan ve Ceylan'ı vermişti sonucum olarak.
Hiç yerimizi değiştirmedik. Seneler önce saklanmak için geldiğim bu evde, hiç bilmediğim bir şehirde Nevşehir'de kendi evimizi inşa etmiştik ve bir ömür yaşamak için orada kalmıştık. Bahçem artık çiçek bahçesiydi. Ceylan için bir park bile vardı bahçemizde. Tanıdığım insanlar, gidiş geliş yaptığım arkadaşlarım bile olmuştu. Meryem babaanne beni samimi bulduğu insanlarla tanıştırmış, her cemiyette de yanında büyük bir gururla götürmüştü. Bu kadarla da kalmamış kurdukları ve dahil oldukları derneklerin yardım organizasyonlarına benim de katılmamı sağlamıştı.
Hatta o organizasyonların bazılarını ben oluşturmuş ve şimdi neredeyse tamamının sorumluluğunu almak üzereydim. Benim hayatım yardımlar üzerine kuruluydu. Gittiğim her yerde, her zorlukta tek amacım, gayem orada birilerine yardım etmek olduğundan bu iş bu görev bana yaşama tekrar dört elle tutunmayı öğretmişti. Ayaklarım artık yere sağlam basıyordu ve ben birçok kadına bu yönde destek oluyordum. Meryem Hanım'ın bana verdiği mal varlığı sayesinde her ay hesabıma yüklü miktarlarda yatan paraları başta çok garipsemiş hatta ömrümde hiç görmediğim o rakamları görünce korkmuştum fakat sonra onları bu işlere yönlendirince hem ben huzur bulmuş hem de hayırlı bir şeylere vesile olmaya başlamıştım. Mir Aslan bu süreçte en büyük destekçimdi. Kararsız kaldığım her konuda yön verenim, olmuyor dediğim yerde olduranım, düşen başımı yasladığım omzumdu. Biz bir aile olmuştuk. Ailelerimiz olmamış, aile sevgisini tam anlamıyla tadamadan büyümüştük ama biz kendi ailemizin içinde aile olmayı öğrenebilmiştik. Ben bunu en iyi Ceylan'ın gözlerinde görebiliyordum.
Şimdi bir eşiğe yaslanmış onlara bakarken o parlayan gözleri bana her şeyi anlatıyor ve başardınız dememe sebep oluyordu.
Ceylan'ın elinde bir kâğıt bir kalem, koltuğa oturmuş dizlerini karnına çekmiş kalemi de dudaklarının arasına almıştı. Mir Aslan ise hemen yanı başında onun saçlarıyla oynayıp yazdıklarına bakıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mir
RomanceÖlüm ve yaşam arası bir savaşta güneşi arkasına alıp üzerimde oluşturduğu o devasa gölgede biz onunla göz göze geldik. Bu meydanda, bir savaşın orta yerinde mağlubiyetin getirdiği bir galibiyetti sanki yaşadığımız. Şerrin hayra dönüştüğü, kuşların y...
