elijah katz, ağustos 1943
güneş doğmadan bir saat önce, auschwitz
bazanın altına yazılan mektuplar, sırasız (2)
ellerim tutmuyor, hayatımda hiç olmadığım kadar güçsüzüm.
saçlarımı okşadığını hayal ettiğim anlarda günaha girdiğimi düşünüyorum zira her uzayan bir saç telim ya paslı usturalarla derimi kanatarak bedenimden sökülüyor, ya da ismini bilmediğim şeytanlar tarafından koparılıp ateşe atılıyor. ben ateşte de, buzda da yürümeyi öğrendim ron ve artık sadece bir bahar günü, akşamüstü, her nerede olursa olsun seninle 'konuşmamayı' düşlüyorum. hiçbir şey yapmadan, yalnızca seninle olduğum bu küçük günahkâr hayallerimin içinde her zamanki gibi güzelsin; hayatımda sahip olduğum en güzel şey. demirlerin yansımasında gördüğüm çirkin, sürekli açılan yaralarla dolu, kırık dişlerimin dudaklarımı kestiği suratım ve tutulmaktan yeni bir katedralin kamburuna konu olacak omuzlarımla vücudumun hiçbir noktasını sana sunamayacak kadar zavallı, albenisiz ve hastalıklıyım artık.
seni son kez göremeden ölmek istemiyorum ron.
ter, kül, kan, pas, küf, idrar, dışkı, döl ve çürük kokularının arasında seni düşünmek, seni kirletmek gibi hissettiriyor bana. kırık bir bazanın üzerinde -buraya hurda olarak verilmiş ve başka yatacak hiçbir yer yok-, uzun zamandır yumuşak hiçbir yere temas etmedim ve buna kendi tenim de dahil. beni, benim kendimi gördüğüm gibi görmeni istemiyorum.
seni severek kirletmek istemiyorum, ron. içimde nefesim bile hırıltılı çıkıyor, aldığım oksijeni gaz olarak geri veriyorum ve bu gaz, bizim bildiğimize benzemiyor. lødz yolunda burnumuzu kesen, piyadelerin sahip olduğum tüm akraba bağlarıma lanet okuduğu o kokunun aslında ne kadar güzel koktuğunu anlamam zamanımı aldı. şunu söylemeliyim ki tellerdeki yanık kokusu, bacadan çıkandan çok daha ağır. belki de ben yıkanması için kimseyi soymadığımdan, tellerdekiler daha ağır geliyordur, bilmiyorum. uzun bir süredir bildiğim tek şey sen willhelm wagner'sın ve ben elijah katz; ikimiz de birbirimizin isimlerini söylemekte iyi olmadığımız birkaç sene geçirdik ve ben, bana uzaklardan ismimle seslendiğin o evreni hayal ettikçe ona zarar verdiğimi düşünüyorum.
bu, çekmecenin içindeki bir hediyelik eşya gibi hissettiriyor bana. onu paketinden her çıkardığımda, onunla her göz göze geldiğimde düşürecekmişim, onu parçalayacakmışım, onu kıracakmışım, onu mahvedecekmişim, onu hak etmediği bir kadere boğacakmışım gibi hissediyorum. babam için av tüfeğinin anlamını şu an daha iyi anlıyorum.
bana ne kadar masum birisi olduğumu hatırlattığın zamanlar gözlerimin önüne geliyor. ironik ancak artık bir dövmem var. hâlâ düşündüğün kadar masum kaldığımı görmen için yanına gelmeden önce siktiğim kolunu bir baltayla kesecek ve seni, bu kimliğimle hiçbir zaman tanıştırmayacağım.
yanına gelmeden önce, ron. yani tanrı, sen ve ben, artık hangi cehennemde beni bekliyorsanız oraya ulaşmadan önce. en son kendim öleceğimi biliyorum zira tanrı, ne kadar acı çektiğimi izlediği bir film yazmayı tercih etti cennet katında ve ben bu hayatta onun bulabildiği en saf aktördüm.
iyi yanından bakalım, yahudi olduğum için tecavüze uğramadım. burada, sikini içime alırsam kanımı paylaşacağımı düşünen bir güruh var. eş cinselliğin de yan yatağımda bir yeri olduğunu düşünürsek buna kalkışan birinin benden çok daha fazla korktuğu başka sebepleri var, kendisine düz parmak bir selam çakmalısın.
annem ve kız kardeşimin öldüğü yerdeyim, duvarlara bakarken onların çığlıklarını duyuyorum. kadın sikmenin onların tabularıyla bir ilgisi yok ve burada, neredeyse her gün ailemdeki kadınların kaç kez tecavüze uğradığını duymaktan başka hiçbir şey düşünemez hâle geliyorum. annemi ve kız kardeşimi tanımıyorlar bile, yalnızca siktiklerini biliyorlar. katlanılamaz bir iğrençliğin ortasında beni idrar kokularıyla nefes almaya iten tek şeyin kendin olduğunu bilmeni ister miydim, açıkça bilmiyorum.
beni görüyor olsaydın, intihar ilacımı başucuma sen koyardın gibi hissediyorum ron. yine de bilmelisin ki ben bencil bir insanım, hep böyle oldum. bana silah kullanmayı öğrettiğin günü hatırlıyor musun? elimdeki şişeyi, soğuğu, tişörtünü çıkarttığında titreyen göğüs kafesini... seni bir kez daha görmeden ölmek istemiyorum ve şansımı sonuna kadar denemek kanımda var. ne kadar lanetli olduğu umurumda değil, ayağa kalkabildiğim sürece senin için yaşayacağım.
tanrı benden ayaklarımı almaya karar verirse senin için bu sefer kollarımı açacağım.
hatırlatmamda fayda var, bir kolumu sen gelmeden önce keseceğim.
seni seviyorum, ron. kendimi bildim bileli seni seviyorum ve is kokan nefesim bu gri duvarlara ne kadar çarparsa çarpsın unutturamayacağı tek şey bu.
