"Elis! Ben yatıyorum!"
"Tamam. İyi geceler...!"
Odamdan Nermiş'e cevabı verip Twitter'den çıkışımı yaptım. Bilgisayara boş boş bakınırken aklıma gereksiz bir o kadar saçma bir fikir geldi. Neden Twitter'den Ilgar'ın ismini aratmayayım ki?. Ne müthiş bir fikir! Google'ye Twitter'e girip girişimi yaptım. Arama butonuna Ilgar'ın ismini yazdım. Zümra Hanım'ın soyadını bildiğim için Ilgar'ın da soyadını biliyor olmalıydım. Hemen arama butonuna Ilgar Ağkan yazdım.
Zümra Ağkan'ın umursamaz oğlu Ilgar Ağkan!
Arama butonuna ismini yazdıktan sonra hiçbir sonuç çıkmamıştı. Şaşırmamıştım doğrusu... Twitter'den çıkış yapıp en son 6 ay önce izlediğim Teen Wolf filmini son kaldığım yerden izlemeye başladım...
D'ylan tam bir AŞK!
11:56. Dakikaya gelmiştim ki telefonum çaldı. Filmi durdurup sırt çantamın içinden telefonumu aldım. Karanlık odada parlayan ekrandan ismi okumaya çalıştım. Arayan Mete'ydi... İyi yanım geçen sene onu ne kadar çok seviyordun unuttun mu derken, kötü yanım ilişkiyi bitir gitsin daha yalan mı söyleyeceksin garibana? Diyordu. Telefonun açma yerini kaydırıp, telefonu kulağıma götürdüm.
"Alo."
"Elis'im, nasılsın hayatım?"
"İyiyim, teşekkür ederim sen?"
"Bende iyiyim, sağol."
10 saniyelik Sessizlik...
"Sana bir şey diyeceğim."
"Dinliyorum..."
"Biz arkadaş olduğumuz kadar samimi konuşmuyoruz, neden?"
Cevap vermedim.
"Hı? Bu böyle yürümez..."
"Doğru diyorsun... Ama biliyorsun olayları... Yapamıyorum..."
Bir yalan daha...
"Peki o zaman, konuşmak istemiyorsan konuşmayalım..."
"Bilmiyorum..."
Yalandan bir esneme...
"Yatıyordum şimdi, saatte epey geç olmuş, yarın biraz daha erken ara tamam mı?"
"Tamam. Hoşçakal, kendine iyi bak..."
"Sende..."
Konuşma bittikten sonra Mete benden önce kapatmıştı telefonu. Ama bu sefer seni seviyorumlu konuşup yalan söylememiştim. Buna şükür... Yeniden durdurmuş olduğum Teen Wolf filminin devamını izlemek için bilgisayarımın başına geçtim...
2 bölüm izledikten sonra gözlerim kapanmaya başlamıştı. Kaçıncı bölüm de olduğuma bakıp bilgisayarı kapattım. Pembe pijamalarımı dolaptan alıp giydim. Sağ göğüs kısmında ki unicorn arması çok tatlıydı... Yatağıma geçip yorganı üstüme çektim. Bir ayağımı yorganın dışına çıkardım. Böyle uyumak daha rahattı.
Günler sonra...
Telefonun alarmı sayesinde yeni bir güne uyandım. Alarmı kapatıp 5 dakika boyunca yatakta kıvrandım. Yataktan kalkıp beceriksizce yorganı düzelttim. Bu işlerde hiç yetenekli değildim. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Aynadan kendime baktığımda yüzüm gözüm şişmişti. Dün çok yorucu bir gündü ve geçte yatmıştım. Saçlarıma bakıp diş macununu alıp diş fırçasına sıktım. Dişlerimi fırçalamaya başladım. Köpürmeye başlayan dişlerime aynadan bakarken bugün okulda ne gibi dayaklar yiyeceğimi düşünüyordum. Ağzımı gargara yapıp, duruladıktan sonra odadan çıktım. Kıyafetlerimi giyip üstüme beyaz kısa bir mont aldım. Hava oldukça soğuktu. Karadeniz iklimi... Hazırlanmış çantamı alıp mutfağa yöneldim. Çantamı köşeye koyup Nermiş'e seslendim. Seslenmelerime rağmen bana geri dönmemişti. Buzdolabında görmediğim bir kağıt parçası gördüm. Buzdolabının yanına varıp kağıt parçasını aldım. Yazanları okudum.
Bu sabah erkenden bir haber geldi. Bu yüzden 2 gün şehir dışında olacağım. Zümra Teyzen seni 7:45'te alıp evine götürecek. Sanırım birlikte yemek yiyip sizi okula bırakıcak. Zümra Teyzenlerde kal...
Tamam... Peki... Sinirlenmiş olabilirim... Ama sakin olacağım... Ilgar'ların evi... Ama Selin var... Bu beni motive edebilir. Sınıfta ki en iyi arkadaşım olmuş durumda. Ilgar ise benimle dalga geçmekten başka bir şey yok. Neyse en azından Selin var...
Kağıt parçasını yırttıktan sonra çöpe attım. Hiç geçmeden araba korna sesi duydum. Pencereden bakıp beyaz bir Mercedes-Benz duruyordu. İçindekinin Zümra Teyze olduğunu görünce el salladım. Ayakkabılarımı giyip çantamı sırtıma taktım. Montumun başlık yerinle kafamı kapatıp arabaya doğru koşarak gitmeye başladım. Arabanın kapısını açıp ön koltuğa yerleştim. Koltukarı çok rahattı ve sıcacıktı. Çantamı kucağıma koyup iyice koltuğa yerleştim.
"Günaydınn..."
Kafamı çevirip tebessüm ederek Zümra Teyze'ye baktım. O artık benim olmayan bir teyzemdi...
"Size de günaydın."
"Size de mi? Hah! Şaka mı yapıyorsun? Sana da olacak o sana da. Kankayız biz..."
Zümra Teyze'nin yüzüne baktım. Biraz utansam da komiğime gitmişti. İkimiz birlikte gülmeye başladık.
"Ilgar'da kahvaltı için lokantada bizi bekliyor."
Lokanta da hoş bir kahvaltı... Ilgar ile, daha ne kadar kötü olabilir ki?
"Selin de orada."
Oh... Selin'in olması beni sevindirmişti.
"Buna sevindim..."
"Selin'in olmasına mı? Yoksa Ilgar'ın olmasına mı?"
Şaşkınca Zümra Teyze'nin suratına baktım. Ilgar'ın gülüşlerinden birini sergiliyordu.
"Şey... İkisininde."
Aslında ikisini de değildi. Selin'in olmasına sevinmiştim.
Biraz sohbetten sonra hedeflenmiş mekana ulaşmıştık. Çantamı arka koltuğa yerleştirdikten sonra arabadan indim. Lokantanın içine girdiğimizde koca bir masada Ilgar ve Selin'in olduğunu gördüm. Ilgar telefonuyla ilgilenirken Selin beni farketmişti. Selin'e el sallayıp yanına doğru Zümra Teyze'yle yürümeye başladık. Masaya varınca Selin'le sarıldık. Ilgar yerinden kalkmamıştı telefonu kapatıp masanın üstüne koymuştu.
"Sonunda gelebildiniz. Açlıktan ölebilirdim. Sonra arkamdan ağlayıp başınıza iş açardım."
Zümra Teyze oturmuş olduğu sandalyeden karşısında duran Ilgar'ın ayağına vurdu. Bu hareketlerinden belli olmuştu. Bende Selin'in karşısına geçip oturdum. Önümdeki tabağa biraz patates kızartması ve yeşil zeytin koyup yanına küçük bir parça ekmek koydum. Çayımla beraber önümde ki yemeği yemeye koyuldum.
"Hava bugün de çokta soğuk. Biri donup kurtlar yiyecek onu."
Ilgar'a baktım. Bana dediğini biliyordum. Ona baktığımda masadaki herşeyi neredeyse tabağını koymuş onları yiyordu. Yüzünde sinsi bir sırıtış vardı.
"Ilgar yemekte yapma şunu. Bir kızla dalga geçmeyi kes. İkincisi yemek yerken konuşma."
Ilgar yüzünde yine sinsi bir sırıtış duruyordu.
"Bugün sanırım bir proje alıcaksınız. Müdür bunu kararlaştırmış. Bütün 11'ler bunu yapıcak. Sonra en iyisi sergiye konucak. Üçünüz olsa ne güzel olur değil mi?"
"Tabi ki, harika olur."
Ilgar'a yine baktığımda annesine bakıyordu.
"Selincim sence nasıl olur."
Söz Selin'e dönünce kafamı ona çevirdim.
"Bence güzel olur anneciğim."
"Binci gizil ilir inniciğim." diye Ilgar, Selin'i taklit edince Selin gözlerini devirdi.
"Ilgar, bunu yapman hiç hoş değil."
Ilgar çayında yudum alırken annesini duymazdan geldi. Bardağı masaya bırakıp bana baktı. Hemen gözlerimiz birleşince ne yapacağımı şaşırdım. Gözlerimi tabağıma çevirdim. O sıra elimi nasıl hareket ettirdiysem çatalım yere düştü. Yanaklarım kızarırken nefesimi uzunca dışarı verdim. Yerden çatalı alıp masaya koyarken Ilgar'a göz ucuyla baktım. Bana bakıyordu o sırıtış hâlâ üzerindeydi.
"O gözlerini üzerimden çekmessen böyle olacağı belliydi."
Kızarıklığım hâlâ üstümdeyken Zümra Teyze araya atıldı.
"Ilgar kes sesini! Yemeğini ye! Birileriyle dalga geçeceğine kendi rezilliğine bak! Elisçim sana da yeni bi tane çatal isteriz sorun yok canım."
Bende kafamla onaylar gibi yapıp Zümra Teyze garsondan çatal istedi. Hiç geçmeden çatal elime ulaşmıştı.
"Bana gelince kes mes, başkalarına gelince canım cicim." deyince Ilgar, Zümra Teyze göz devirdi. Yemeğine devam etti...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞIMARIK
Teen FictionElis adlı 16 yaşında ve okula bazı sebeplerden dolayı erken başlamış lise 3'e giden bir kız. Saf, cesaretli ve duygusal... Tek gözleri anlatıyordu acısını içinde ki baskısını... Ta ki Samsun'da ki Ilgar önüne çıkana dek... O zamandan s...
