KIRIK BİR KALP,
ÇAĞRI; HAYATI HEP ÇABALAMAKLA GEÇMİŞ GENÇ BİR PARAMEDİK...
YALNIZ BİR KALP,
BADE; ANNE VE BABASINI TRAFİK KAZASINDA KAYBETMİŞ, DOKUZ YAŞINDAN BERİ PORFİRİA HASTALIĞI İLE BAŞ ETMEYE ÇALIŞAN GENÇ VE GÜZEL İÇ MİMAR...
PEKİ TALİHSİZ BİR...
En sevdiğim şarkı çıkınca dans teklifini kabul ettim. Danstaki hareketlerimiz uyum içerisindeydi. Aslında bedeni mi onun yönlendirmesine izin vermiştim. Dans konusunda çok başarılıydı. Bu yetenek nereden geliyor diye soracakken "çok güzelsin" diye fısıldadı ve yanağıma bir öpücük bıraktı. Utanmıştım. O bunun ilk olduğunu bilmiyordu fakat ilk kez bir erkeğin kollarındaydım ve bu beni fazlası ile heyecanladırıyordu. Korkuyordum. Daha fazlasına izin versem ne olurdu. Vücudumdaki yaraları görüp benden tiksinir ve beni bir daha görmek istemezdi. O bunlardan habersiz dolgun dudaklarını aralayarak benikilerine yaklaştırdı. Öpmek üzereyken kafamı hafif yana çevirdim. Onu üzdüğümün farkındaydım fakat buna izin verseydim sonu hüsranla bitecekti biliyorum. O yüzden bu güzel rüyadan biraz daha uyanmamak adına, şarkının da bitmesi ile yerime oturdum. Çağrı'nın yüzü düşmüştü. Ona göre herşey güzel gidiyordu tabi neden böyle yaptığıma anlam veremiyordu. Ondan birşeyler saklıyor olmak beni yeterince huzursuz ederken birde bu duruma eşlik eden mide ağrısı ve bulantısı peyda olmuştu. Acilen lavaboya giderek ilacımı almalıyım diye düşündüm. "Lavabo ne tarafta acaba?" Çağrı huzursuzluğumu farketmişti. Yüksek sesle çalan radyonun sesini kapattı. "İlerdeki kapıdan çıkınca solda. İyi görünmüyorsun. Birşeye ihtiyacın olursa seslenmen yeterli." "Teşekkür ederim. Birşeyim yok merak etme" dedim gülümsemeye çalışarak. Gittikçe şiddetlenen bide bulantımı bastırmaya çalışarak klozete zor yetiştim. Bir yandan midemdekileri çıkartırken bir yandan sesleri duymaması için dua ediyordum. Midemdekilerin tamamı boşaldığında doğrularak aynadaki yansımama baktım, görüntüm hiç de iç açıcı değildi. Rimelim bulaşmış, göz kalemim akmış, allıktadan eser kalmamıştı. Yüzümü temizleyip hafif bir makyaj yaptım. Gecikmiş ilacımı da aldım. Şimdi daha iyi görünüyordum. Hastalıklı bir kıza göre fazla iyi. Çağrı merak etmiş olmalı ki "Bade iyimisin?" Diye seslendi. "İyiyim çıkıyorum." Lavabodan çıktığımda Çağrı masayı toplamış, koltukta oturuyordu. Meraklı gözlerle yüzüme baktı. "Sanırım midemi üşütmüşüm. Saç kavurmaya yazık oldu" dedim üzgün surat ifademle. "Önemli değil. Sen iyi ol da ben sana tekrar yaparım. Daha iyimisin peki şimdi?" "Daha iyi hissediyorum teşekkür ederim." "O zaman film izlemeye hazır mısın?" "Elbette." "Güzel bir film seçtim. Ben izledim ama tekrar izleyebilirim. Umarım sen izlememişsindir. City of Angels-Melekler Şehri." "Hayır izlemedim. Heyecanla bekliyorum." Televizyonun hafıza kaydından filmi bulup başlatttı. Büyük televizyon ekranında film gösterimi başlarken Çağrı ışıkları kapattı ve koltukta yanımdaki yerini aldı. "Sencede birşey eksik değil mi Bade?" "Bilmem." "Patlamış mısır eksik" dedi gülümseyerek. "Hemen hallederim ben sen izlemeye devam et." Beş dakika sonra elinde kocaman bir kase patlamış mısırla geri döndü ve tekrar mutfağa giderek kola dolu bardakları da sehpaya bıraktı. Sinemayı aratmayacak türden bir ortam hazırlamıştı bu romantik adam. Az önce yaşanan huzursuz anları çoktan unutmuştuk. Bir yandan mısır yerken bir yandan pür dikkat filmi izliyorduk. Filmin baş karakterleri kalp cerrahi bir doktor ve ölüm meleği bir adam. Başarılı doktor Maggie, hastalardan birini hiç bir sebep yokken ameliyat masasında kaybeder.Defalarca kalp masajı yapmasına rağmen hastayı hayata geri döndüremez. Bu sırada onun çabalarını takdirle izleyen ölüm meleği Maggie'nin bu çabasından çok etkilenir. Hastayı kaybeden Maggie'nin kendine güveni alt üst olmuştur. Ölüm meleği Seth, onun kendine olan güvenini tekrar kazanmasında yardımcı olmaya karar verir. Bu arada ona aşık olur ve görünmez bir ruh olmaktan çıkıp, şüpheli bir yabancı haline gelir. Kadere inanmayan Maggie de bu esrarengiz adama daha öncekilere olmadığı kadar aşık olur. Maggie ile beraber olmak için göklerden ve meleklikten vazgeçen Seth, yeryüzündeki karmaşık hayatı yaşadıkça umutsuzluğa kapılır... Gözlerimi kırpmadan izliyordum filmi. O kadar duygu doluydu ki nefessiz kalmıştım. Sonunda ne olacak diye merak içerisinde bekliyordum. Bu esnada gözüm Çağrıya kaydı. Aksine filmle ilgilenmeyen gözleri üzerimde, beni izleyen yakışıklı bir adamdı gördüğüm. Gözlerim gözlerindeyken, elim mısır tabağında gezinirken aradığından çok daha fazlasını buldu. Çağrının sıcak eline değen elimi elektrik çarpmış gibi geri çektim. Ne oluyordu bana böyle? Bu ani hareketlerimde neydi. Liseli ergenler gibi hissettim kendimi. "Pişt kendine gel Bade" diye uyarıda bulundum kendime. Fazla çekim itiyor muydu neydi? Bu etkilenmenin sebebi neydi? Kafamda deli sorular Çağrının dudaklarıma yaklaşan dudaklarını son anda farkettim. Bu kez kaçış yoktu. Dudakları dudaklarıma değmişti artık. Dudaklarını memnuniyetle kabul ettim. Bu benim ilk öpücüğümdü. Muhtemelen bu yakışıklı, tecrübeli beyfendi bunu farketmişti ki öpüşmenin gidişatını o yönetiyordu. Dolgun dudakları yumuşak ve lezzetliydi. İlk olarak masum bir şekilde başalayan öpüşme git gide derinleşiyordu. Çağrı büyük elini yanağıma koydu. Sanki mümkünmüş gibi daha güçlü sömürmeye başladı dudakalarımı. Engel olamadığım bir titreme aldı vücudumu. Heyecandan ölmek bu olsa gerekti. Çağrı durumu farkedince geri çekildi. "Nihayet" dedim içimden. "Biraz daha devam etse şuracıkta ölebilirdim." Heyecandan yanan yanaklarıma dudaklarımda eşlik etti. Çağrıyı gülümseten bu halim biraz daha utanmama sebep oldu. Hiç birşey demeden kolunu omuzuma attı, baştan çıkartıcı kokusunu derin derin içime çektim.Filmin kalan yarısını bu şekilde izledik. Filmdeki doktorun ölüm anını izlerken göz yaşlarımı tutamadım. Küçük mız mız bir çocuk gibi "Ama neden? Tam da yeni kavuşmuşlardı" diye ağladım. Çağrı sıcak göz yaşlarımı baş parmağıyla silip göz kapaklarımdan öptü. Bu nasıl bir adamdı? Ruhuma işliyordu sanki. İçinde hem şefkati, masumiyeti aynı zamanda tutkuyu ve arzuyu barındırıyordu. Saatler ilerledikçe bu adama karşı hayranlığım büyüyordu. El birliğiyle yatacağım yeri hazırladık. "Böyle uyumayacaksın herhalde" dedi Çağrı. "Gel giymen için benim dolabımdan sana uygun birşeyler bakalım" Onu takip ettim. Yatak odası oturma odasının aksine koyu bir lacivertle boyanmış. Tavanda da yine siyaha dönük renklerin üzerine fosforlu yıldızlar monte edilmişti. Yatağa uzandığında karanlık bir gecede gökyüzünü seyrederken buluyordun kendini. Hayran kalmıştım görüntüye.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"İstersen benim yerimde uyuyabilirsin" dedi. "Yok ben şimdi seni yerinden etmeyeyim" "Yok etmezsin merak etme ben hergece bu manzarayı izleyerek uyuyorum. Bu akşamda sen keyfini sür." Pijama için Bir kaç öneri sundu. Kısa kollu siyah tişört ile altına çizgili eşofmanda karar kıldım. Giyinip karşısına çıktığımda gülümsemesini saklayamadı. Kıyafetler bana fazlasıyla büyük gelmişti. Ama o çok güzel olduğumu söyledi. Birbirimize iyi geceler dileyip yerlerimize gittik. Tavanda kapkaranlık bir gece ve parlayan küçük yıldıZlar, burnumda Çağrı'nın içimi alevlendiren kokusu derin bir uykunun kollarına bıraktım kendimi. Beni kucaklayan ise huzurun ta kendisiydi.Son düşüncem yarın Çağrı'nın hangi özelliğini keşfedeceğim ile ilgiliydi...