Düğünün yaklaşık 45 gün yapılacağını öğrenmek bizim için şok edici bir olaydı. Anlaşılan Suho Hyung beklediği zamanı telafi etmeye çalışıyordu. Fakat bu aralar işi oldukça yoğundu. Bu yüzden Luna'ya düğün hazırlıkları için istediği kadar yardımcı olamıyordu. Bazen ofiste sabahlıyordu ve yorgunluktan kilo vermeye başlamıştı. İyi bir organizasyon şirketiyle anlaşıp en azından Luna'nın üzerindeki yükü olabildiğince azaltmaya çalışmıştı.
Yine de en ufak detaylar için bile Luna'yı sıkıştıran şirket kızı bunaltıyordu. Ama Suho Hyung'un yarı ölü hallerini gören Luna asla şikâyet etmiyordu Suho Hyung'un hazırlıkları sorduğu her seferinde ona her şeyin yolunda olduğunu söyleyerek müstakbel kocasını elinden geldiğince rahatlatıyordu. Zaten iş stresiyle boğuşan Suho Hyung'a yeni bir sorun çıkarmak istemiyordu belli ki. Bu yüzden Suho Hyung'un bazı görevlerini ben üstüme almıştım.
Organizasyon şirketinin küçük sorunlarını ben çözüyordum. Böylelikle gelinliğinin tasarımıyla ilgilenen Luna da rahat bir nefes alma fırsatı buluyordu arada. Sun Yeon teyze de bu konuda en büyük yardımcımızdı. Luna'nın gelinlik provalarında onu yalnız bırakmayıp karar vermesinde yardımcı oluyordu. Neyse ki Luna'nın şu an yaşamakta olduğu ev önceden her şey düşünülerek dekore edilmişti de başka bir iş çıkmamıştı ortaya.
Hazırlık döneminin ilk haftasında birkaç günlük izin almış olan Suho Hyung damatlık ve mekân işini hemencecik halletmişti. Onun izin günleri sona erince de geri kalan detayları halletmek bize düşmüştü. Luna ilk üç haftayı başarıyla atlatmıştı ama yoğun tempoya dayanamayan vücudu yorgun düşmüştü. Hastalanıp kendini yatakta bulması çok sürmedi.
Onu yalnız bırakmayan Suho Hyung ise birkaç gündür yanında kalıyordu. Ben de gitmek isterdim ama ev okula fazlasıyla uzaktı. Luna buna izin vermemişti. Düğüne son on beş gün kalmıştı. Neyse ki çoğu iş bitmişti. Davetiye listesi bile hazırdı. Zaten yaklaşık kırk kişilik bir düğün olacaktı. Luna'nın yakın akrabaları Suho Hyung'un birkaç ev arkadaşı falan. Düğününde gereksiz samimiyet görmek istemediğini söyleyen Suho Hyung uzak akrabaları davet etmek istememişti.
Elli kişilik havuz kenarında küçük ama sevimli bir mekân ayarlanmıştı. İkram edilecek yiyeceklerin çeşidinden masaların üstüne hangi renk çiçek konulacağına kadar diğer ayrıntıları okuldan fırsat buldukça ben halletmiştim. Luna bunu için yataklara düşmüş olabilirdi ama kalan tek şey davetiyeleri göndermek ve onun henüz tamamlanmayan gelinliğiydi.
Ama yine de bahsi geçen çift kendilerine sorun çıkarmak için uğraşıyor gibilerdi. Akşamları tek sorunları buymuş gibi beni arayıp yemeğimi yediğimden emin olmaları gibi. Bu akşam da arayacaklarını bildiğimden buzdolabını kontrol ettim. Malzemelerin bitmiş olduğunu görmek şaşırtmadı beni elbette. İç çekip kapağı kapattım. Yarın tatildi ve akşam yemeğinde birkaç şey atıştırsam bile sabah aç kalırdım.
Odama geçip telefonumu, cüzdanımı ve evin anahtarını yanıma alarak aşağı indim. Alışveriş yapmak şart olmuştu. Evden çıkıp birkaç saate batacağı belli olan güneşin hafif kızıllığının tadını çıkara çıkara bir sokak ötedeki büyük markete yürüdüm.
Hava oldukça güzeldi. Hatta bu havanın tadını çıkarmak isteyen kimi mahalle sakinleri yürüyüşe çıkmış kimileri kendini balkonlarına atmıştı. Etrafta mutlu insan seslerini duymak enerjimi yükselmişti.
Markete ulaşınca bir market arabası alıp manav reyonuna geçtim. Bir paket mantarı ve birkaç portakalı arabanın sepetine atıp ilerledim. Duraksamadan geçemediğim abur cubur reyonunda iç muhasebeme yenilip birkaç paket cipsi sepete atıp ilerledim. Favori çikolatalarımda ikişer ikişer alıp bir paket de muzlu sütü de onların yanına gönderdim. Luna yemek adı altında yediğim şeyleri görse fena azarlardı beni. Sonraki durağım makarnaların bulunduğu reyondu. Koca markette onları bulmak için birkaç tur atmak zorunda kalmıştım. Ama sonunda amacıma ulaştım. Reyonda elindeki iki paketi alıp dikkatle inceleyen tanıdık bedeni görünce adımlarım önce yavaşladı sonra ona doğru hızlandı. Arkasında durup kulağına doğru eğildim yavaşça.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BFF Faciası
FanfictionElim kalbimde konuştuğumu görse biri delirdi derdi herhalde. Ama delirmemiştim daha. Ya da belki delirmiştim. Kim bilir? Yüzümdeki gülümsemeyle birkaç tane yıldızla çevrelenmiş aya kaldırdım bakışlarımı. Cevabım hazırdı galiba. Ne olacaklarla do...
