2. Bölüm - Touch

988 49 3
                                        

Yaklaşık bir hafta geçmişti ve her şey normal devam ediyordu. Bazı öğrenciler sıkıntı çekse de Hermione Hogwarts'ın temposuna alışmıştı. Kız elindeki kitabı biraz daha sıkarak kütüphaneye girdi. Arkadaki masalara ilerledi ve etrafa göz gezdirdi. Onun olduğu masayı görünce oraya doğru ilerledi. Çocuğun yanındaki boş sandalyeye oturdu ve elindeki kitabı masaya bıraktı.

Çocuğun ona baktığını fark edince döndü ve mahçup bir ifade takındı. "Kusura bakma Blaise, sanırım biraz geç kaldım." Blaise kolundaki saate baktı. "Yirmi yedi dakika biraz oluyorsa, evet, biraz geç kaldın Hermione." Hermione gözlerini kapattı ve avuç içini alnına vurdu. Blaise Hermione'nin bu hareketi ile güldü ve masanın diğer ucundaki birkaç parşömeni ona uzattı.

"Yarına kadar beş parşömenlik ödevi bitirmemiz gerekiyor. Benim üç parşömenim bitti, diğer ikisini de bitirince sana yardım edebilirim." Hermione kafasını onaylar şekilde salladı ve önündeki kitabı açıp okumaya başladı.

Bir süre önündeki kitabı okuduktan ve parşömene bir şeyler yazdıktan sonra aklına gelen düşünceler ile duraksadı. Blaise'e kaçamak bir bakış attığında elindeki parşömene yazı yazdığını gördü. Önüne döndü ve doğru cümleyi bulmaya çalıştı. "Bu kadar debelenmene gerek yok, ne düşünüyorsan söyle." Hermione şaşkınlıkla yanındaki çocuğa döndü. Arkadaşının ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu unutmuştu.

"Öncelikle beni yanlış anlamanı istemiyorum, sadece merak ediyorum. Hogwarts'ın ilk günü akşam yemeğinde Malfoy yüzünde bir yara ile büyük salondan içeri girmişti. Sana bir şeyler söyledi ve daha sonra koridorda ikinizin bir şeyler konuştuğunu gördüm..." Blaise sözünü kesti. "Ve sende bizi dinledin?"

"Hayır." dedi Hermione telaşla, yalan söylediğinin farkındaydı fakat dinlediğini söylerse kötü bir cevap alacağından korkmuştu. "O sırada kütüphaneye gidiyordum, sadece konuştuğunuzu gördüm. Merak ettiğim şey ise Malfoy'a ne olduğu?" Blaise derin bir nefes aldı. "Hermione kusura bakma ama o da benim arkadaşım. Ve onunla alakalı özel olan bir şeyi sana anlatamam."

Blaise önüne yeni bir parşömen alırken Hermione kafası ile onayladı ve önüne döndü. Daha sonrasında ikisi de sessizce ödevlerini bitirdi. Saat geç olunca birlikte kütüphaneden çıkıp vedalaştılar. Hermione ortak salona ilerlerken hala Malfoy'u düşündüğü için kendine kızmayı ihmal etmedi. Ortak salona girdikten sonra hızla yatakhaneye gidip kendini odasına attı ve üzerini değiştirip yatağına girdi.

Hermione kahvaltıya inmeden önce kitaplarını almadığı için yatakhaneye geri dönmüştü ve bu yüzden geç kalmıştı. Boş koridorda koşmaya devam ederken sonunda sınıfın önüne gelmişti. O sırada birinin daha geç kaldığını fark etti, Draco Malfoy.

Draco kızın yüzüne dahi bakmadan içeri girmişti, Hermione de hızla içeri girdi. Draco'nun tersine Profesör Slughorn'dan özür dileyip etrafına bakındı. Harry ile Ron'un olduğu masaya doğru ilerledi. Ders boyunca Profesörün sorduğu neredeyse bütün sorulara Hermione cevap vermişti. Dersin bitmesine kısa bir süre kala içeri giren Profesör Snape ile herkes meraklanmıştı.

"İyi dersler Profesör Slughorn. Eğer izniniz olursa Bay Malfoy'u götürmem gerekiyor." dedi itiraz istemeyen sesi ile. Profesör kafası ile onaylayınca ikisi birlikte sınıftan çıktı. Kısa bir süre sonra Profesör dersin bittiğini söyledi. Hermione, Harry ve Ron ile sınıftan çıktığında köşeyi dönen Draco dikkatini çekmişti. İlerlemekte olan arkadaşları Hermione'nin gelmediğini görünce durdular. Hermione hızla bir şeyler düşünmeye başladı. "Bugün teslim edilecek ödev ile alakalı bir şey eksik olmuş. Benim Blaise ile konuşup düzeltmem gerek."

"O zaman bizde gelelim." Hermione panikle ters yönde gitmek için adım atan Ron'un kolunu tuttu. "Sizin gelmenize gerek yok. Ben hemen halledip sizi bulurum." Ron anlamayan bir yüz ifadesi ile kaşlarını çattı. Hermione cevap vermelerini beklemeden tam ters yöne doğru gitmeye başladı. Bir yandan meraklı bakışlar eşliğinde koridorda hızlı adımlarla ilerliyor bir yandan da Draco'yu arıyordu.

Başka bir koridora girince kafası aşağı bakan ve hızlı adımlarla ilerleyen sarı saçlı çocuğu görmüştü. Draco'nun fark etmemesi için arasındaki mesafeyi koruyarak onu takip etmeye başladı. Şu an Draco'yu neden takip ettiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Bir yandan kendine kızıyor bir yandan da yapması gerektiğini düşünüyordu. 'Sen bu değilsin Hermione. Sana birçok kez bulanık diyen ve seni üzmekten başka bir şey yapmamış birini takıntı haline getirdin. Kendine gel, çok geç olmadan geri dön.'

Hermione içindeki sesin haklı olduğunu biliyordu. 'Bu onunla alakalı yaptığım son şey.' diye geçirdi içinden. Ne olduğunu öğrenip merakının dinmesini sağlayacaktı. Boş koridorda durup duvara bakmaya başlayan çocuk ile köşede durmuş ve izlemeye koyulmuştu. Duvarda beliren büyük kapı ile aklında yeni soru işaretleri oluşmuştu. Çocuk içeri girdikten sonra kız yavaş adımlar ile ihtiyaç odasının önüne ilerledi.

Bir süre ne yapacağını bilemeden orada dikildi. İçeri girip girmeme konusunda kararsız kalmıştı. Bir süre beklemeye karar verdi ve sırtını duvara yaslayarak kapının yanına oturdu. Koridorda kimsenin olmaması işine gelmişti. İçeriden gelen kırılma ve çarpma sesleri ile bir an ürperdi. İçeride ne oluyordu?

Bir süre daha orada oturup gelen sesleri dinledi. Haykırırcasına söylenen büyü sözleri ve kırılma sesleri. Yaklaşık on dakika olmuştu ve Hermione sıkılmaya başlamıştı. Bir yandan da Harry ve Ron'a söylediği yalanları düşünüyordu. Arkadaşları bu saçma Malfoy takıntısını öğrense kim bilir nasıl bir tepki verirlerdi. "Bu olanların tek sebebi merakım." diye fısıldadı kendi kendine genç cadı.

Bir süredir ses gelmediğini fark edince yavaşça ayağa kalktı ve kapının önüne geçti. Bir an neden kapının hiç ortadan kaybolmadığını düşündü. Kapı sadece biri ihtiyaç duyunca ortaya çıkardı. Kendisi ile bir bağlantı bulamayınca yavaşça kapıyı ittirdi ve içeri girdi. Kapıyı kapatıp içeri doğru birkaç adım attı. Etrafı incelediğinde fazla aydınlık olmayan bir yerde olduğunu fark etti. Gördüğü kadarıyla oda çok büyüktü, bir sürü mobilya ve eşya vardı. Hermione biraz daha ilerlediğinde yerdeki kırık eşya parçalarını görmüş ve ağlama sesini duymuştu. Bu Draco Malfoy muydu?

Biraz daha ilerlediğinde parçalanmış eşyalar ve cam kırıkları arasında onu gördü. Dizlerinin üzerine çökmüş, ellerini yere koymuştu. Kafası aşağı eğik olduğu ve gözleri kapalı olduğundan dolayı Hermione'yi fark edememişti genç büyücü. Hermione o an ne yapacağını bilemez bir halde olduğu yerde dikiliyordu. Daha önce Draco Malfoy'u ağlarken hiç görmemişti, hatta hayal bile edemezdi. Fakat şu an karşısındaki sahne onu çok sarsmıştı. O an bacakları ondan habersiz hareket ettiler.

Yavaşça genç büyücünün karşısına ilerledi. Üzerine bastığı cam kırıkları ses çıkarmasına sebep oluyordu fakat o bunu umursuyor gibi görünmüyordu. Dizlerinin üzerine çöktü ve karşısındaki çaresizlik içinde boğulan çocuğu izledi. Dizlerine batan cam parçaları aklına bile gelmiyordu o an Hermione'nin. Kalbinde bir ağırlık hissetti. Ortamdaki hava yetmiyormuş gibi derin ve titrek bir nefes aldı.

Çocuğun sağ elinin altındaki asa oldukları ortamın sebebini açıklıyordu. Hermione istemsizce elini Draco'nun eline yaklaştırdı fakat son anda durdu. Çocuğun onu yanlış anlamasından ya da sinirlenip kızmasından korkmuştu. Daha sonra ne olursa olsun diye düşünerek çocuğun eline dokundu."Malfoy?"

Çocuğun ağlaması bir anda durmuştu. Yavaşca kafasını kaldırdığında karşısında beklediği en son kişi duruyordu. Kafasını tekrar eğdi ve son gücü ile fısıldadı. "Git buradan." Hermione elinin altındaki eli biraz daha sıktı destek vermek istercesine. Bir yandan da çocuğun elini çekmemesinden cesaret alıyordu. "Biliyorum, birbirimizden nefret ediyoruz ve düşmanız. Şu an seni ağlarken gördüğüm için kendinden nefret ediyorsun. Fakat seni bu halde bırakamam Malfoy. İster sen ister bir başkası olsun, bunu yapamam."

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Promise | DramioneBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin