Hermione yanında ki sandalyenin üzerinde duran hırkasını alıp giydi ve düğmelerini ilikledi. Hırkayı giymesiyle birlikte yavaşça ısınmaya başlamıştı. Bakışlarını pencereye çevirdi ve Hogwarts'ın bahçesini inceledi. Çoğu öğrenci Hogsmeade'e gitmiş bir kısmı ise Hermione gibi okulda kalmıştı. Kütüphane normalden daha sessiz ve boştu. Hermione de bunun tadını çıkarıyordu. Bakışları istemsizce yanındaki sandalyeye kaydı. Birkaç saniye sandalyenin üzerindeki çantasına baktı ve normalde orada Draco'nun oturduğu aklına geldi.
Bakışlarını önündeki kitaba çevirdi. Zaten Hermione'nin planı bu değil miydi? Draco'ya yardım edecek ve onu hayatından çıkaracaktı. Her şey plana uygundu. Eskisi gibi iki düşman olarak hayatlarına devam edeceklerdi. O sırada yanına gelen kişi ile bakışlarını kaldırdı. Luna düz bir yüz ifadesi ile genç cadıya bakıyordu. "Oturabilir miyim?" dedi yumuşak sesi ile. Hermione kafasını olumlu anlamda salladı. "Tabii ki, oturabilirsin." dedi ve devam etti. "Hogsmeade'e gittiğini sanıyordum."
Luna gülümsedi. "Okulda kalmam gerektiğini hissettim. Ayrıca testrallerle de ilgileneceğim, onlarla biraz daha fazla ilgilenmem gerektiğini düşünüyorum. Onları kimse beslemiyor, çok yanlış anlaşılan yaratıklar." dedi ve duraksadı. "Gerçi çoğu kişi onları göremiyor." Hermione kaşlarını çatmış bir şekilde Luna'yı dinliyordu. Kafası karışmıştı fakat karşısındaki kızı kırmak istemediği için gülümsedi. Luna'a da Hermione'ye gülümsedi. Bakışlarını masaya koyduğu kitaba çevirdi. "O konuyu açmamı bekliyorsun, değil mi?" Hermione kaşlarını çattı. "Hangi konuyu?"
"Draco ile aranızda olanları." Hermione derin bir nefes aldı. Bu konuyu açmak değil düşünmek bile istemiyordu. Her şey bitmişti ve konuyu uzatmaya gerek yoktu. "Maalesef düşündüğün gibi değil Luna. Bu konuşulacak bir konu değil ve daha fazla uzatmaya gerek yok. Ben hiçbir zaman Draco ile sonsuza uzanan mutlu bir arkadaşlık kuracağımız söylemedim. Ona yardım edecektim ve daha sonra eskiye geri dönecektik." Luna ciddiyete büründü.
"Draco bana öyle söylemedi. İleride ne olacağını söylemedi ama seninle arkadaş olduğu için çok mutlu olduğunu ve senden daha önce özür dilemesi gerektiğini söylüyordu." Hermione'nin cevap vermesini beklemeden bakışlarını pencereye çevirdi. "Hava ne kadar güzel, değil mi?" dedi yüzünde ki gülümsemesiyle. Hermione önündeki kitabı okumaya geri dönmeden önce "Evet öyle." dedi. "Gerçi biraz soğuk." diye devam etti Luna. Hermione buna karşılık gülümsedi ve kafasını iki yana salladı. Daha sonra ikisi de kitap okumaya devam etti.
Hermione ve Luna sessizce koridorda ilerliyorlardı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı ve öğle saati olmuştu. Hermione okuduğu kitap yüzünden hiçbir şey düşünememişti ve bundan gayet memnundu. Bazen de Luna ile sohbet etmişlerdi. Bu olaylar sayesinde Luna ile yakın arkadaş olmuşlardı. Herkes gibi o da Luna'ya ön yargı ile yaklaştığının farkındaydı. Ve bundan dolayı kendini biraz mahcup hissediyordu.
Büyük salona girdiklerinde Hermione Luna'ya döndü. "Luna Gryffindor masasında benimle birlikte yemek yemek ister misin?" Luna gülümsedi ve kafası ile onayladı. Beraber masaya ilerlediler ve karşılıklı oturdular. Masalardaki öğrenciler normalden daha azdı. Önlerinde duran yemeklerden tabaklarına almaya başladılar. Bu sırada Hermione diğer eli ile masadaki kitabın sayfalarını karıştırıyor ve kaldığı yeri arıyordu. O sırada birinin ona seslenmesiyle eli tabağının yanında ki meyve suyu dolu bardağa çarptı. Meyve suyu masaya dökülmeden önce kitabı masadan çekmeyi başarmıştı. "Kahretsin." diye fısıldadı ve ona seslenen kişiye döndü. "Parkinson?"
"Biraz konuşabilir miyiz?" Hermione gözlerini kısarak birkaç saniye karşısındaki genç cadıya baktı. Birden bire Pansy Parkinson'un onunla konuşmak istemesi iyi bir şeye işaret değildi. Bu konuşmanın içinde Draco'nun isminin geçeceğini çok iyi biliyordu. Yine de onunla konuşmak isteyen birine hayır demek kaba bir davranış olurdu ve konunun ne olduğunu merak ediyordu. "Tabii." dedi ve ayağa kalktı. O sırada Luna'ya döndü. Luna sakince "Ben burayı hallederim." diyerek elini Hermione'ye uzattı. Genç cadı elinde ki kitabı kıza uzatıp teşekkür edercesine gülümsedi. Daha sonra Pansy'yi büyük salonun dışına kadar takip etti.
Kapının birkaç adım uzağında duran Pansy ile Hermione'de durdu. Hermione meraklı bakışlarını karşısındaki kızın yüzüne çevirdi. Kızın gergin olduğu her halinden belli oluyordu. "Ne hakkında konuşacağımı tahmin ediyorsundur." Hermione kaşlarını çattı ve anlamamış gibi davrandı. Pansy "Draco." dedi ve duraksadı. O sırada duyacaklarını az çok tahmin eden genç cadı kollarını göğsünün üzerinde bağladı. Bu konunun bir an önce kapanmasını istiyordu fakat herkes bu konuyu gün yüzüne çıkarıyordu.
"Öncelikle belirtmeliyim ki Draco, Blaise ve senin arandaki arkadaşlığı dün akşam öğrendim. Zaten daha önceden öğrenseydim ve Draco bu halde olmasaydı bu olaylara karşı bu kadar sakin olmazdım. Seninle konuşmayı düşündüm fakat bu kadar erken olacağını sanmıyordum. Bu konuşmayı sadece Draco için yapıyorum. Blaise'in anlattığına göre aranız iyiymiş ve ona elinden geldiğince yardım ediyormuşsun. Bunun için teşekkür ederim." Hermione Pansy'nin söylediği bazı cümlelere sinir olsa da sessizce dinlemeye devam etti.
"Bu arkadaşlığı hoş karşılamasamda olayların düşündüğün gibi olmadığını ve oturup konuşmanız gerektiğini düşünüyorum. Blaise ikiniz kütüphaneyi terk ettikten sonra Daphne ile konuşmuş. Fakat kendisi hiçbir şey anlatmamış ve bu yüzden Draco ile konuştuk. Şu an da yaşananları sana anlatabilirim ama bunları ikinizin konuşmasının daha iyi olacağını düşünüyoruz." Pansy derin bir nefes aldı ve içinden 'İkinizi de öldüreceğim.' diye geçirdi. Draco ve Blaise'e olan sinirini kelimeler dahi anlatamazdı. Gryffindor'lu biri ile konuşuyordu ve o kişi Hermione Granger'dı.
"Eğer işler göründüğü gibi değilse kendisi gelip benimle konuşabilir. Gerçi bunun işleri düzelteceğini pek düşünmüyorum ama yine de bir özrü hak ettiğimi düşünüyorum. Hele ki yaptığım onca şeyden sonra. Sorunlarını dinledim, saatlerimi onun için harcadım ve en önemlisi arkadaşlarıma yalan söyledim." Hızlı bir şekilde kurduğu cümlelerden sonra durdu ve derin bir nefes aldı. "Bunları ona iletirsen sevinirim." Karşısındaki kızın bir şey demesini beklemeden arkasını döndü ve büyük salona ilerledi. Pansy birkaç kere derin nefes aldı, sinirden ellerini yumruk yapmıştı. Duvarın yanında duran elini hızla duvara vurdu. "Sizi öldüreceğim." diye fısıldadı ve arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaşıp koridorda kayboldu.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Promise | Dramione
أدب الهواةÇocuk kafasını salladıktan sonra samimi bir şekilde gülümsedi. Kız tam ayağa kalkacakken elini tuttu. Kız çocuğa döndüğünde yüzünde endişeli bir ifade olduğunu gördü. Çocuk yutkunduktan sonra konuşmaya başladı. "Bunları anlattığım nadir kişilerdensi...
