Genç cadı yavaş bir şekilde önündeki kitaba yazı yazıyordu. Sol dirseğini ise masaya yaslamıştı ve çenesini avucuna koymuştu. Yazdığı cümleyi bitirince durdu. Kalem hala kitabın üzerinde hazır bir şekilde bekliyordu. Bakışları istemsizce yanındaki boş sandalyeye kaydı. Draco ile ders çalışırken genç büyücü hep oraya otururdu. Bu masada ders çalıştıkları anlar tek tek gözünün önüne geldi. Bütün her şey bir ders çalışma ile bu noktaya gelmişti. Bu düşündükleri içini bir hüzün kaplamasına sebep oldu. İşlerin buraya gelmesinden veya yaptığı şeylerden pişman mıydı? Hiçbirinden pişman değildi. Daha önce hiç aklından 'Keşke o gün hiç yanına gitmeseydim.' diye geçirdi mi? Bir kere bile yapmadı. Draco ile arasındaki şeylerin ne olduğunu bilmiyordu fakat hiçbirinden pişmanlık duymadığını biliyordu.
Derin bir nefes aldı ve bakışlarını yanındaki büyük kütüphane penceresine çevirdi. Yağmur fazla şiddetli değildi fakat cama vuran su damlalarının sesleri bütün kütüphaneyi kaplamaya yetiyordu. Hafta sonu olduğu için çoğu öğrenci eğleniyor veya dinleniyordu. Bu yüzden kütüphane fazla kalabalık değildi ve Hermione bundan oldukça memnundu. Diğer öğrencilerin seslerini pek duymuyordu çünkü her zamanki gibi kütüphanenin en arkasındaki masaya oturmuştu. Kütüphanenin bu kısmını gerçekten çok seviyordu. Gözlerini kapattı ve birkaç saniye yağmuru, kalem ve kağıt seslerini dinledi. Bu yüzünde ufak bir tebessüm oluşmasına sebep oldu.
En çok huzur bulduğu yerlerden biri de burasıydı. Onun aksine çoğu öğrenci burayı sevmez hatta nefret ederdi. Fakat Hermione bu eski rafların arasında dolaşmayı ve bilgiyi iliklerine kadar hissetmeyi çok seviyordu. Gözlerini açtı ve pencereye son bir kez baktı. Bakışlarını pencereden çekip önündeki kitaba çevireceği sırada karşısında dikilen kişiyi fark etti. Genç büyücü kızın karşısındaki rafın yanında durmuş onu izliyordu. Hermione'nin yüzündeki gülümseme istemsizce silindi. Elini çenesinden çekip geriye yaslandı. O sırada eli boynundaki Slytherin atkısına kaydı. Gerginlikle atkının ucunu tutup sıktı.
Buraya gelirken atkıyı omuz çantasına koyup getirmişti. Kendi atkısını Ginny'den geri almasına rağmen hala her fırsatta bu atkıyı kullanıyordu. Şu an çocuk onu bu atkıyla gördüğü için biraz utanmıştı. Draco'nun elindeki kitaba ve ardından kitabı tutan elinde baktı. Parmak uçlarının beyazlaşmasından kitabı ne kadar sert tuttuğu anlaşılıyordu. Bakışlarını tekrar çocuğun gözlerine çevirdiğinde yere baktığını gördü. "Bu masayı boş sanmıştım, rahatsız ettiğim için üzgünüm. Başka bir masa bulurum." Tam arkasını döneceği sırada kızın ona seslenmesiyle durdu. "Draco."
Genç büyücü durmuştu fakat hala kıza bakmıyordu. "Biraz konuşabilir miyiz?" Çocuk birkaç saniye bir şey demedi. Oldukları yer o kadar sessizdi ki kız kendi kalp atış seslerini duyabiliyordu. "Şu an müsait değilim. Sihir Tarihi ödevini yapmam gerekiyor." Çocuk gitmek için arkasını döndüğünde Hermione hızla ayağa kalktı. "Draco, lütfen." Genç büyücü durdu fakat kıza dönmedi. Gözlerini kapatıp ofladı. Hermione çocuğa doğru birkaç adım attı. "Benden daha ne kadar kaçacaksın?" Draco boşta olan elini yumruk yapıp sıktı. "Ben senden kaçmıyorum." diye fısıldadı.
Sesi çok kısıktı fakat birkaç adım arkasındaki kız onu duyabilmişti. "O zaman neden böyle davranıyorsun?" Draco gözlerini açtı ve arkasını döndü. Bu sefer bakışlarını kaçırmadan doğrudan Hermione'nin gözlerine bakıyordu. "Peki sen neden benden vazgeçmiyorsun?" Genç cadı anlamadığını belli ederek kaşlarını çattı. "Madem senden kaçtığımı düşünüyorsun, neden peşimden gelmeye devam ediyorsun?" Hermione kollarını göğsünde bağladı ve sert bakışlarını çocuktan çekmeden konuştu. "Nedenini çok iyi biliyorsun, Draco Malfoy."
Draco hiç beklemeden sordu. "Hayır bilmiyorum. Daha açık olabilir misin?" Hermione sinirle ellerini yumruk yaptı ve iki yanına indirdi. "Çünkü..." Çocuk kaşlarını kaldırıp devam etmesini bekledi. "...ben senin arkadaşınım. Ve arkadaşlar birbirlerini önemser, birbirlerinden kaçmaz. Senin için endişeleniyorum." Hermione ağzından çıkacak şeyleri son anda engellemişti. Söylediği şeyler ise kalbini parçalara ayırmıştı. Karşısındaki çocuğun yüzünde oluşan alaycı ifade ile daha çok sinirlendiğini fark etti. Bakışları çocuğun dudağındaki gülümsemeye kaydı. Bu gülümseme içten veya mutluluktan değildi. Ve bu gülümseme kızı daha çok sinirlendirmekten başka bir şey yapmıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Promise | Dramione
FanfictionÇocuk kafasını salladıktan sonra samimi bir şekilde gülümsedi. Kız tam ayağa kalkacakken elini tuttu. Kız çocuğa döndüğünde yüzünde endişeli bir ifade olduğunu gördü. Çocuk yutkunduktan sonra konuşmaya başladı. "Bunları anlattığım nadir kişilerdensi...
