Dönüş yolunda, ornitorenkli pijamalarımın üstümde yarattığı utanç duygusunu anında unutturabilecek bir şey gördüm. Kim'in dükkânından uzaklaşalı çok olmuştu ancak hala La Push sınırları içerisinde olduğumu biliyordum. En azından gördüğüm şey bunu açıkça doğruluyordu çünkü onlar Forks kasabasında görülmezdi. Belki bazen... Erica Watts onları korkmasına neden olacak ya da birtakım önyargılarının oluşmasına yetecek kadar görmüştü. Ama Seth söylemişti. Çoklukla La Push'ta takılıyorlardı.
Arabamı yolun kenarındaki dağınık kayalardan özellikle uzak tutmaya gayret ederken daha öncede gördüğüm ve uzaktan bile seçebileceğim, Seth'in şu ürkütücü arkadaşları görüş alanıma girmişlerdi ve ben oldukça gürültülü bir şekilde frene basmayı ihmal etmemiştim. Ayağımın freni bulmasındaki asıl neden Seth'in arkadaşları olduğunu bildiğim altı genç değildi. Durmuştum çünkü onlar tehlikeli bir uçurumdan birbirlerini ite-kaka, birer birer dalgalı suya dökülüyorlardı. Durmuştum çünkü uçurumu oluşturan sivri kayalara çarpıp yaralanma, daha da kötü düşünecek olursam ölme ihtimalleri oldukça fazlaydı. Durmuştum çünkü onlar için bu bir ölüm-kalım meselesi değil, aksine eğlenceli buldukları bir oyun gibi görünüyordu.
Aralarından en uzun boylu ve en iri olanı tepedeki büyük kayanın ucuna geldiğinde duraksadı, biraz bekledi, ardından boşluğa doğru yükselti ve düz bir çizgide ilerliyormuş gibi vücudunun dikliğini hiç bozmadan suya daldı. Onu izlerken soluklarımı tutmuş, kalp atışlarıma ise durmalarını emretmiştim adeta. Buna şahit olmak istemiyordum oysaki. Onların ölümle burun buruna gelişlerini seyretmek istemiyordum. Seth söylemişti. Onlar da normal değillerdi ve muhtemelen bu atlayış denen ölümcül oyunlarını defalarca oynamışlardı.
Bir tanesinin daha zarif atlayışını izledikten sonra korku biraz kayboldu ve yerini hayranlığa bıraktı. Arabayı tekrar çalıştırmış, eve doğru sürüyorken düşündüm. Onların ne kadar bağımsız, özgür olduklarını... Benim gibi bir duvardan bile atlamaya korkan biri için, uçurumdan korkusuzca atlamak özgürlüğün tanımı gibiydi. Düşünmeden bir şeyler yapmak iyi hissettiriyor olmalıydı. Seth'i bir kez daha kıskandım.
Hafta sonuna kadar neredeyse her gün okula gitmek biraz daha can sıkıcı hale gelmeye başladı. Babam çok gerekliymiş gibi beni okula bırakmak istemişti ve bu günlerce tekrarlanmıştı. Onunla vakit geçirmeyi seviyordum ancak genellikle geç saatte uyanıyor, geç saatte kahvaltı ediyor ve beni de okula tam saatinde bırakıyordu. Asıl sorun şuydu ki, ben erken gelmek ve Seth ile sohbet etmek istiyordum. Kimse yokken, yalnız ve rahat... Ancak sadece teneffüslerde ve Kimya derslerinde görüşebildik.
Cuma günü, annem ve babam büyükannemi ziyarete gidecekleri haberiyle yemek masasını derin bir sessizliğe mahkûm ettiler. Herkes biliyordu ki, annem ile büyükannem Elly, konuşmayalı uzun zaman olmuştu. Annemi bu ani karara neyin ya da kimin sürüklediğini merak ediyordum.
"Sizin konuşmadığınızı sanıyordum." Yemek kaşığımı sessizce peçetenin üstüne bıraktım ve dikkat kesildim.
"Onun doğum günü. Her doğum gününde gideriz." Sesindeki durgunluk göze batıyordu.
"Gerçekten ilginçsiniz. Sadece barışsanız olmaz mı?"
"Babana saygısızlık etti ve..."
"Saygısızlıktan kastın onun hakkında ileri geri konuşması, değil mi?" Kaşlarımı kaldırdım ve onaylamasını bekledim. Bu konuşmayı nereye vardırmak istediğimi biliyordum.
"Evet. Ve..."
"O halde sen de Seth Clearwater'a saygısızlık ediyorsun anne. Şimdi konuşmamamız mı gerekiyor?"
Amacım annemin Seth hakkındaki düşüncelerini birazcık olsun değiştirebilmekti ancak bunun onu kızdırdığı açıkça belli oluyordu. Kahverengi saçlarının tepesindeki birkaç tel saç elektriklenmiş, dudakları büzülüp minik bir nokta halini almış ve elmacık kemikleri gerilmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURT
Manusia SerigalaKurt'un gözleri tanıdıktı. Seth Clearwater & Bree Tanner *Alacakaranlık Hayran Kurgu* -Tamamlandı-
